tezli kurgunun durdurulamaz yükselişi

Roman okumayı severim. Çok severim. O yüzden de çok seçici davranırım. Milletin kırılıp geçtiği Kafka, Tanpınar, Dostoyevskileri okurkene kanser olmadığıma şükrederim. Çünkü çok zorlanarak okurum. Neyse, bir gün yayınevinde editör arkadaşlarla kurgu üzerine muhabbet ediyoruz. Ben romanın ölmeyeceğini, insan tabiatının, düşünme tarzının bu türün icadı kadar ihyasına da meyilli olduğunu söylediğimde bir editörün söylediğiRead More

Fesçi tarağı ve kanıtsızlık kompleksi

Lisedeyken bizim mahallede bir deli teyze vardı. Sokağa çıkar “Geceleri uçaklarlan damlara bok bırakıyorlar!” diye bağıra bağıra gezerdi. Gülmezdik. Çok acı bir olaydan sonra aklını yitirmiş. Tabi mahalleden ne helikopter geçerdi, ne de damlarda bok olurdu. İlk zamanlar her dediği kafama takılır, acaba doğru mu diye düşünürdüm. Hem teyzeyi hem mahalleyi tanıdıkça geçti. EnRead More

türküŋ beş cehennemi*

kesin inançlılar** bir kesin inançlınıŋ tarifini çok güzel yapar. yerimiz dar zamanımız az. yazmayalık. merak eden bakavarsın. aslında “hak inançlılar” ya da “gerçek müminler” gibi bir şey. birebir değil amma manayı daha iyi açıklar. türkcede bu tabirleriŋ yerleşik çağrışımından -ya da tamamen çevirmen tercihinden- dolayı kesin inançlılar denmiş. güzel de denmiş. maksadı “true believers”Read More

İskele Solda, Sancak Sağda

Fıkrayı bilirsinizdir. Çok usta bir kaptan. Fırtına, savaş, girdap, okyanus ona sökmez, her tehlikede gemiyi ustalıkla yönetip başarıyla çıkar. Denizin oğlu, rüzgarın karındaşı. Kaptanın sırrı tılsımlı bir kutu. Bir vukuat çıkınca hiç şaşmaz: İlk iş pürtelaş koşup kutuya bakar. Sonra o kendinden son derece emin tavrıyla gelerek her yana emirler yağdırmaya başlar, aynı andaRead More

Yörük İnadı

Ayran dolu taslardan daşan ekşi, üç günlük yayık ayranınıŋ bıyıklara sarıldığı, “Of ülen argadaşş!”, “Bağ’ele bakk!” gibi iddialı, heybetli nidalarıŋ koyağıŋ bir yanındakı gayalardan öbür tarafa seğirtdiği, gulakları çıŋılatdığı bir sohbet halkasıydı. Halka dediysem, öyle kusursuz bir daire, bilinçli kurulmuş bir ahbap çemberi değildi bu. Gelişigüzel, savrık… Herkes en rahat edeceği ağaç dibine, yaRead More

Okculuk Dinî Bir Uğraşı mıdır?

Aslında bu mesele hakkında bu soruyu sormak bile abesle iştigaldir. Hatta kaynaklar hakkında yeterli bilgi sahibi oldukdan sonra böyle bir iddiada bulunmak gülünç gelecekdir. Ancak, bir meselenin hakikat olması insanların o konuda akis görüş beyan etmesine engel olmaz. Okculukda da durum malesef böyledir. Belki, din ve inanç konusunda travmatik yaklaşımları olan kişilerin olumsuz tavrıRead More

Beyaz Adamın Libidosu ve Bunun Kartografiye Etkisi

birinci bölüm başını masadan kaldırarak belini bir vida gibi geriye doğru kıvırdı. “bitti” diye seslendi. “müthiş!” diye çığlık attı, nizami çirkin. içerden kıravatlı, saçı jöleli, sivri burunlu, vücudu, yüz hatları, kısacası herşeyi en üst seviyede nizami ve güzel, ancak insanda çirkin bi his uyandıran adam elinde dev kahve bardağıyla ona doğru yürüdü. kahveden tütenRead More

ketcap mayonez

urfa. ağustos ayı. ısıcak. öyle ki, güneş sanki ışık yollamıyor da alevden sapsarı okları yağdırıyor, oklar başınızdan girip beyninize, omzunuzdan bedeninize süzülerek yakıyor adeta. “iliğine kadar üşümek” deyiminin zıt kutubu burda iliğine kadar hissediliyor. ateş gibi ısıcak arnavut kaldırımı, altınızda fırın varımıcasına yakıyor ayaklarınızı, caddeyi. ancak hava tertemiz, rutubet hissi yok. aralıklarla esen çölRead More

boğaziçinin maganda gurupları

bilenler bilir, boğaziçi ünüversitesi görece selbes ortamıyla nam salmışdır. “çimlerde kızlı erkekli oturuyollar” deyip öteleyen, yahut kuzey kütüphanenin önünde kavga çıkarıp “ünüverseler bizimdir ulan!” diye sahiplenenler çıksa da, aslında boğaziçi hiçkimsenindir. dolayısıyla biraz da herkesin. bireysel hayatınızda eşşeğin teki olabilirsiniz, ya da ne bileyim, kalenderin önde gideni. amma boğaziçine geldiğinizde ıhlamur ağaçlarından yayılan afyonlaRead More

çekirdek

bi çekirdek ne kadar iğrenç olabilir? yaşımı, senesini hatırlamıyorum. amma ayağımdaki biraz bolca kara lastiği zorla sürüdüğümü, altında kocaman yazıyla “ERMENEK” yazısını okuyamayıp süs sandığımı, yola çakılı, ama kafalarını dışarı uzatmış taşların üstünden zar zor adım attığımı hatırlıyorum. bacaklarımın cansızlığından değil yürümek, ayakda durmak bile çok zor geliyordu. canımın son derece sıkkınlığının can sıkkınlığıRead More

hormonsuz yaylar, GDO’lu oklar (1)

-hormonsuz yaylar, GDO’lu oklar ve okculuğumuzda bir terimler karmaşası- kelimeyi okuduğumda doğru mu okudum hayal mı  gördüm emin olamadım ilkin. bi daha bakdım, sonra bi daha… aklım aksini söylüyordu ama yok, kesinlikle doğruydu. “organik” … hayır hayır, manavda ya da mahalle pazarında değildim, evimde, rahatsız, ucuz sandalyemde, bilgisayar karşısında oturuyom. organik sözcüğüyle bi alıpRead More

okcular neyi sevmez?

büyük şehirde yaşayıp da düzenli olarak atış yapmak için toplu taşımayı kullanmadan yolculuk etmeniz çoğu kişi için imkansızdır. duvarlar, binalar, beton zeminler… hemen hepisi bir ok talimi için olabilecek en kötü engeller. insansız alan bulmanın imkansızlığı da cabası. hele istanbul gibi devasa bir beton ve insan çöplüğüne dönmüş bir şehirde tüm gerekli vasıfları haizRead More

demir parmaklıkların arasından memleketimin yanlı bi tahlili

demirden barmaklar heç unutmam, lise yıllarımda yoldan geçerkene gördüğüm gözel bi gülü koklamağ’uçun parmaklıklarıɳ üzerinden uzandıyıdım. tam gülüɳ sapından dutacağım sırada ne olduğunu annayamadığım bi sebepden dengem bozuldu getdi. üzerine abandığım demiller olmayaydı yere gapaklanacağıdım. olmayaydı deyyom çünkü sağ omuzum barmaklıklarıɳ üsdüne yığılıp galdı, goltuğaltım sipsivri uşlara abanağaldı. baraberında, ayaklarımıɳ boşa düşmesiyile vücudumuɳ sallantıdaRead More