Tekin Ahmet’in Entel Tarihçisi

Bu yazıda, Tekin Ahmet’in sitede yazmış olduğu ilk metnin eleştirisi yapılacak. Eleştiriye geçmeden evvel kısa bir karne çıkarmak gerekirse, yazarın toplamda 11 yazı yazmış olduğunu görüyoruz. Bunların 4’ü öykü, kalanı deneme. Tekin Ahmet belli ki ekseriyetle içini açıkça dökmekten hoşlanıyor. Ele alacağım metin de bunlardan birisi olacak. Yazarın 2 Mart 2014 tarihli “Tarihçi EntelektüelRead More

Toplu Taşıma Öyküleri 8 – İstanbul Yabancısı

Son finalimi vermişim, Beşiktaş-Kadıköy vapurunda çayımı yudumluyorum. Öyle bir rahatlık. Dönemi atlatmış, tatile kavuşmuşum, ötesi var mı? Şimdi sonsuza uzanan yapılacaklar listesine geçme vakti. Kitaplar okuyacak, ertelediğim diziler ile filmleri izleyecek, yan gelip yatacaktım. Kadıköy iskelesi. Acelesi olanlar iskele verilmeden keçi gibi sıçrayıp iniyor. İstanbul, acelesi olanların şehri. Benim acelem yoktu, usulca indim. YavaşRead More

Gavur Cenazesi

O an   “Apo’nun oğlu ölmüş” dedi Recep heyecanla. İşçi. “Hadi! Nasıl?” dedi Halil şaşkınlıkla. Patron. “Kaza geçirmişler. E-5’te. Üç beş araç birbirine geçmiş… Girmiş.” “Yok ya!” “Valla” “Sen ner’den duydun?” “Arsen dedi çarşıda” Eller muşambayla kaplanmış masada. “Bi’ sigara versene.”   2 saat sonra   “Abi duydunuz mu olayı. Apo abinin oğlu ölmüş”Read More

Toplu Taşıma Öyküleri 6 – İstanbul Ünlüleri

O gün hava cillop gibiydi. Bulutlar güneşten tırsıp kaçışmış, rüzgar pılını pırtını toplayıp ruh olmuştu. Fakat kaçarken de ardında hafif bir esinti bırakmıştı. Kadıköy’den geçeyim dedim. Kaçmazdı bu hava. Haziran’ın tepesinde dolanan kara bulutların geri dönmesi yakındı. Soru: Niye orası? Kadıköy, denizin sağdıcı. Vapurun hancısı. İyot kokusu. Aristokrat Metrobüs’ü kullanmak bu havayı kaçırmak demekti. Hem zatenRead More

Toplu Taşıma Öyküleri 5 – İstanbul Anneleri

“Yanlışlıkla” evden erken çıktım her zamankinin aksine. Değerlendireyim dedim. Akbilimi basıp orta tarafta, üç-beş yolcunun cam kenarında oturduğu yere yöneldim. Otobüslerde kitap okumayı sevdiğim için çantamdan kitabımı çıkarıp okumaya başladım. Bir elim üst taraftaki demirden tutuyor, diğer elim de kitap kapanmasın diye okuduğum sayfada nöbet tutuyordu. Ben kitap okurken, ister istemez gözüm cam kenarında, sırtınıRead More

Münferit Vakalar Tefrikası 1

“Toy çağımda bir öğüt vermişti babam, hala küpedir kulağıma. ‘Ne zaman’ demişti, ‘birini tenkide davranacak olsan, hatırdan çıkarma, herkes senin imkanlarında gelmemiştir dünyaya!’”. İnsanın bu tip baba öğütlerini anlaması ancak bazı olaylarla karşılaştıktan sonra oluyor. Tecrübe etmek sözün idrak edilmesinin ön-şartıydı belli ki. O zaman söze ne gerek vardı gerçi? Neyse. Şubat zemherisinde dahîRead More

Toplu Taşıma Öyküleri 4 – İstanbul Beybabası

Sınavlar henüz bitmiş, nihayet bir ‘oh’ çekebilmiştim. Fakat dersler bitmemişti tabi, yine gitmek lazımdı. Evvelki gün halı saha maçı yaptığımız için epey yorgundum, ama yine de güç bela kalktım yataktan. Yine kalkmak lazımdı. Giyinip kahvaltı yaptıktan sonra evden çıkıp durağa gittim. Birkaç 500T’nin ardından yeşil “çevre dostu” bir Kadıköy otobüsü geldi. Bindim. Binmek lazımdı tabii.Read More

Toplu Taşıma Öyküleri 3 – İstanbul’da Bir Yolcu

Ara sınavlar başlamış, başımı kaşıyacak vaktim yoktu. Okulun yakınındaki arkadaşlarda kalıp ders çalışmamış, evden okula git-gel yapıyordum. Hava evvelki güne nazaran daha sıcak, hatta sonbahar ayına göre bu konuda haddinden fazla cömertti. Gerçi güz, bunun acısını ne zaman çıkartacaktı bilmem, ama iyiydi böyle. Durakta otobüs bekliyordum. Kırmızı, körüklü olan emektarlardan birisi geldi yanaştı. “Tıss” dedi bir yılanRead More

Toplu Taşıma Öyküleri 2 – İstanbul pisliği

O zamanlar Kuş Gribi virüsü vardı. Öyle ki korkusu kendisinden daha çok etkiledi insanları. Artık kimin ekmeğine yağ sürüyor, kim bilir hangi ilacın satması için sanal tezgahlar düzenleniyorsa haberlerde abartıldıkça abartılıyordu; gazeteler boy boy resimler basıyor, hikayelere kendi uydurduklarını da katarak ballandıra ballandıra nesepsiz haberler peydahlıyorlardı. İnsanlar epey bir korkutulmuştu hülasa. Okula gidiyordum yine.Read More

I. Dünya Nitelik ve Nicelik Savaşı

Niteliğin mi yoksa niceliğin mi önemli olduğu konusu aslında çok tartışma götürür bir mesele ama bir o kadar da saçma. Pazarcı esnafı bile tonlarca malla haşır neşir olmalarına rağmen niteliğin (ürünün kalitesinin) ona daha çok para getirebileceğini bilir. Bunu zamanında pazarda da çalışmış birisi olarak söylüyorum. Meselenin fikri boyutunda da bu, daha kuvvetli birRead More

Toplu Taşıma Öyküleri – Burası İstanbul

O sabah yine geç kaldığım için kitapları alelacele çantaya tıkıştırıp, kahvaltı bile yapmadan evden fırladım. Sınava geç kalacaktım yoksa. Hava inanılmaz derecede soğuktu. Yüzüme vuran sert rüzgar “Uyan yavrum!” dedi bana, “vaktidir.” İstanbul’un havasına güven olmaz derler ya, doğruydu, kani olmuştum buna. İki gün önce güllük gülistanlık olan hava bugün çark etmişti işte. NeRead More

Bir İnanç Sistemi Olarak Bilim

Aslında bilimin de bir inanç (ya da din) olduğu pek tartışma götürür bir membadan beslenmiyor. Fakat hala modernizmin dayattığı tek-doğruculuk ruhuyla bir mutlak-lık iddiası söz konusu. Halbuki bu “doğru”nun bir çokluk olduğu postmodernizm denen dalgayla bugün neredeyse hakim görüş konumuna yerleşti. Peki bilimi bunun neresine konumlandıracağız? Hani şu ünlü Mustafa Kemal özdeyişi var ya,Read More

Bir Psikopatın Göndermediği Mektupları – 2

“Canımın içi, sultanım bitanem, Niye bilmiyorum, sıkılıyorum. Çok sıkılıyorum. Belki de benden bu kadar uzak olman yüzünden. Gerçi onu da bilmiyorum. Ama sen gittikten sonra Düsseldorf’a baktım internetten. 2.512 kilometre uzakta, Hollanda sınırında bir yermiş. Neden o kadar uzağa gittin ki? 4 saatlik uçuş mesafesindeymiş gerçi. Ne kadar yakın değil mi? Sen bana kaçRead More

Bir Psikopatın Göndermediği Mektupları – 1

Hava kıştan henüz kurtulamamıştı ama cemrenin düşmesiyle biraz sıcak yüzü görür olmuştuk. Arkadaşlarla Maltepe sahile inip çekirdek çitleyelim dedik. Epeydir görüşmemiştik. Kayalıklarda oturup eski günleri yad ettik. Kalkmaya yakın, akşam ezanı okunuyordu, kimsenin fark etmediği bir şey gözüme çalındı. 2.5 litrelik bir kola şişesi yatık bir şekilde su üstünde süzülüyor, kapağı ara sıra kayalaraRead More

Alışmak Üzerine

Ona bir şey olursa yapamam, demeyeceksin yavrucuğum. Yapıyorsun. Anan-baban, canın-cananın; hepsine alışıyorsun. Buna programlısın çünkü. Alışmak senin dünyada gördüğün ilk ışıktan aldığın hasletin. Nankörlükle şükranlığın da içinde bulunduğu auranın adı. Alışırsın canım. Nereye gidersen git, ne yaşarsan yaşa, ne yersen ye; alışırsın. Çölle kutup fark etmez, mahpuslukla özgürlük de. Dünya güzeliyle çirkinler prensesi aynıdır özünde. DoğumlaraRead More

Ölüm Üzerine 3 – Mezar ve Sıfır Noktası

Kabir, insanın sıfır noktasıdır. Yükselişin ve alçalışın olmadığı, varın yoğun anlamsızlaştığı, olmakla olmamak arası bir berzah. Başlangıcı ve sonu içinde barındırır. Orada metaların, statülerin bir önemi yoktur. Zaten ölünün umrunda da değildir çünkü umru da kendisiyle beraber ölmüştür. Mezar, insanın fiziksel boyutuna göre eşilir. Oraya ondan başkası girmeyecektir. İsmi bile oraya kabul edilmez, toprağınRead More

Türkmenbaşı’nın Diyarında

“Atavatan” Türkmenistan’a gitmiştim 2007’de. Döndükten sonra da gördüklerimi unutmayayım diye kaleme almıştım fakat 7 yıl sonra yayınlamak nasip oldu. O yöreyi şöyle kısaca, naçizane yazayım istedim. Çoğu kısmı revize etmeden bıraktım dolayısıyla şu an kullandığım üsluptan daha farklı bir tarz ile karşılaşırsanız şaşırmayın derim. Bu yazıyı da 24 Aralık 2006’da vefat etmiş olan Türkmenistan’ınRead More

Ölüm Üzerine 2 – Ölüme Gebe Olmak

Dünyada her şey ölmek üzere doğar. Gündüzün mesela, geceye varınca nefesi tükenir; ölür. Yazın güzelliğini bahar uzatamaz, kış gelince ölür. Kelebekle Nuh arasında en ufak bir fark yoktur. İkisi de biraz yaşar ve ölür. Dertler; doğar, demlenir, elbet ölür. Mutluluğun zaten canı zayıftır, üç beş nefes alır almaz ölür. İki ayaklılar, dört ayaklılar, hattaRead More

Ölüm Üzerine 1 – Ölümün Olumsuzluğu

“Ölüm”e atfettiğimiz olumsuz mana aslında hayat görüşümüzün bir yansıması. Onu o kadar ötelemek istiyoruz ki, olumsuzlayarak akla getirmemek niyetindeyiz. “Hayata son vermek”ten tutun “canlılığın yitirilmesi, kaybetmek, azalmak, aşırı yorulmak” manalarına değin hep olumsuz anlamları vermemiz boşuna değil. Peki ama neden? Ölüm ve peşine taktığı birçok çapulcu sıfatı hep olumsuz. Örneğin, “ölümsüz:  kalıcı olan” sözcüğündekiRead More

Güzellik üzerine ve o kız, o çocuğa nasıl bakıyor

Kaç insan var dünyada? O kadar “güzellik” tanımı var. Neye, niye güzel denileceği toplumsal olgulardan tutun dinsel standartlara kadar değişiyor. Bazı fildişi kule müteahhitlerinin zoraki tanımları da bize güzelin ne olduğunu dayatıyor.  Barbie’nin ölçülerinden dizi başkarakterlerine kadar hemen her yer planlanmış güzellikle dolu. Peki ama güzellik, fiziksel görüntü ile mi ölçülür gerçekten? İç güzellik,Read More

Başın hafif döner

Başın hafif döner sigaraya yeni başlıyorsan. Kafan hafif dumanlıysa başlarsın belki… Başladığın için kafan dumanlı olur… Ağır gelir ilk nefes. Acemice çektiğin her nefes öksürtür seni. Belki de yapacak birşey bulamadığın için, belki kendine zarar vermek istediğinden, belki de birisine sigarayı bıraktırmak gibi aptalca bir nedenle çekersin derin derin. Çocukça sebepler. Üflediğin dumanda babanaRead More

Bu şiir neden boktan ve niçin şiir yazmayı bıraktım

Hasırizi‘ne atfen, Herkes şiir yazar. Yazmalı da. Fakat bütün mesele kıta sahanlığını bilip ona göre hareket etmekte. Kimisinin engin ve zengin bir zihin atmosferi varken kimisi sığ sularda hadımdır söz konusu şiir olunca. Kimi yazması gerektiği halde kalemi üzüp girişmezken kimisi şımarık velet gibi elinden düşürmez. İşte bu metin de benim neden yazmamam gerektiğineRead More

Küfür Edilesiceler

Bu açık mektup tüm halkımıza hitaben kaleme alınmış ve Risale-i Garibe’nin modern bir versiyonu mahiyetinde olması umuduyla tasarlanmıştır. Şov başlasın… İskele verilince önden binme yarışına giren ve itiş kakışa neden olan denyolar; vapur henüz yanaşmamışken iki saniye erken inebilmek için vapurdan atlayan ahmaklar; vapurda boş yer olmadığı halde kıçını yayıp da keyif yapan veRead More