Mahmutpaşa

Abla! Çeyiz, gelinlik, nişanlık…Gel abla gel! İstanbul yahu burası. İstanbul. Abla gelinlik? İstemiyorum dedim ya! Ablanız da batsın, kat kat dantelalarınız, kırık beyaz sateniniz, straples bilmemneniz de. İstemez! Tüm çeyizleri bir evlilik teklifinin önüne serin, sonra oturup hep birlikte mutlu sonu izleyelim. OğlumRead More

Ta-tak

Kocaman bir fincan, zift tadında bir kahve ile, sırtımı o en sevdiğim kafedeki rahat koltuklara dayamış bir halde iken, diyorum ki o son kurşunu atarken acele etmeyecektim. Son kertesindeydim istifranın,  hadi gayret. Yok hayır, hiçbir şey olmadı. Üzülmedim benim neden yok kanatlarım diye.Read More

Eski-III

Bu aralar, ihtiyaç duyduğum şey, sıcak süt. Bir de bal almışlar geçen gün eve, bana iki sene öncesini hatırlatıyor: her gece uyumadan önce içilen, çam ballı süt. Sıcak sütün dostluğu bir ayrı; bir kere bembeyaz. Lekesiz. Yalansız. Ne ise o. Sonra, sıcak. İnsanlarRead More

Eski-II

Günlerimi düştüğü yerden kaldırmaya korkar oldum Dostum. Her dokunuşumda kum doluyor avuçlarıma. Sonra her kafadan binbir ses yükseliyor. Bu betondan şehrin manasızlığına düzdüğüm hicivlerin hiçbiri ayrılığın acısını azaltmıyor. Gökdelenlere, AVM’lere çirkef attığımla kalıyorum anlayacağın. Ama başka türlü de katlanılmıyor uzaklığın ıstırabına. Düşlerde görmekleRead More

Eski

Her şeyden önce, dosta gelmiş geçmiş zamanlar dolusu selam ile.. Bir mektup daha yazmak geçti aklımdan bir vakit evvel, “yazacağım zamanı geldiğinde” dedikten bir müddet sonra. Sonra, ben severim ama,sen geldin aklıma, yükün daha çok artmasın dedim, belki başı eğlencedir amma, sonu burukluk,Read More

Buğu

Dört küsür saatlik yolculuğun ardından, durmadan, şehre bir yerinden başlamak hevesi ile Schönbrunn. Parklar, bahçeler, muntazam budanmış ağaçlar, limonluklar – ki asla bir Marmaris olamayacaklar-, Gloriette sonra, listede doğru düzgün ne olduğu anlaşılan tek şey olduğu için lazanya, ne söylediği tam olarak anlaşılmayanRead More

Kahve-rengi

“Kargonuz var!” diyen bir ses ofis telefonun ucunda. “Bana mı?” diye sormalar sonra. Uyudun mu, geldin mi gibilerinden saçma sapan bir soru işte. Vazgeçilmez de tabi. Bana kimse bir şey göndermez arkadaş. Bir başkasının paketini alırım her zaman girişteki güvenlikten. Orkideler gelir, kutuRead More

Ey Sareban!

” Bu son çağrıdır: Toplayın pılınızıpırtınızı. Kapıdışarı. Nasıl mı: Korkum yok kaybetmekten yana, gözüm kara, kalbim kara, günden güne büyüyen süveyda, ben de süt annesi. Geldi geçti gitti, bu kadar kolay. ….. Hatır’alar bir güzel mide bulandırıyor, aklım boz bir dere, köyün tümRead More

Bastiani’ye Çağrı

Yıkıl üstüme Bastiani. Gevşedi etim, yumuşadı kemiklerim – al işte hepsi senin- çıtır çıtır ez cesedimi. Hayalet prangalardan, bu uyduruk kürek mahkumiyetinden kalbim kurudu, bırak, üzerime üzerime gelsin duvarların. Sal askerlerini üzerime. Teslim ol! Şakır şakır, pırıl pırıl kılıçlar. Doru, ipektüylü atlar. Ha gayretRead More

zamaniçre

“Ben yola aşığım, çünkü üzerinde tanıştık.” Bi’ kahve daha. Double espresso olsun lütfen. İlk yudumun huzuru. Birkaç satıra sığınmış okunaksız harfler: beynim bir şehrin geridönüştürülemez çöplüğü. Gittikçe yükselen sesler. Mırıldaşan çiftler, ders çalışan saçıbaşıdağınık öğrenciler, gözlüklüvemesafeli memurlar. Arkadaşlar, biraz sessiz olabilir miyiz, bakınRead More

defterarası

iyi bir sese muhtaç kalıyor insan bazı vakit. iyiden ne sadır olsa bir-hoş. yok yok, hayır, yanlış anlaşılmasın lütfen, bahsettiğim bir merhaba değil, bi’kahve değil, haydi gidelim değil: yuvadan uçmakla düşmek arası ayrılan bir yavrukuşun dudak kenarlarına kondurduğu tebessüm kırıntıları gibi, sahici. birRead More

binüçyüzdokuz

Otobüste sallana sallana gidiyorum: Alnım camla halvette. (Bir çığlık: Karışmayın içimize!) Alnımın ateşini alıyor soğuksaydam. Aklım varsa bir fiske, onun da her zerresini dün geceki rüya kuşatıyor. Gerçeğin başka bir tekyumurtaikizi rüya. Nefesim kesiliyor. Bu evladımızın astım-bronşiti varmış. İnmiyor ciğerlerime nefes. Rüyadandır evladım,Read More

İçyolculuk

Tepsiyi alıp masaya geçmişim. Mişim çünkü hatırlamıyorum. Kendiliğinden, düşüncesiz, hissiz hareketler. Ahşap, alçak, acımasız tepsi. Tepsinin sol tarafına yüzbinlercekez yıkanmış, sırasıyla: bıçak, çatal, kaşık. Muhteşem üçlünün üst yanına, jelatini içinde ilaç. Turuncu-sarı, minik toplar mahfazası. Kimisi pek meraklı: Bu ne için? İyilik-sağlığımın üzerineRead More

Yol Hüznü

Hayatını yaşamak da neyin nesidir? İnsan ne kadar uyanık kalabilirdir? En güzeli ağır ağır bastıran uykudur. -Uyut beni.- Bir tek uykuda ruhsuzlaşıyor acılar. Kapanıversin gözlerim hemen, hatırlamadığım bebekliğimdeki gibi. Günler geçsin,“Hasta olacaksın, uyan” çığlıklarıyla sars(s)ınlar kollarımı. Tanrım öldür beni, diye bir ses duyuluyorRead More

havadan sudan

Bazen okuyorum okuyorum anlamıyorum. Bir-iki-beş. Olmuyor. Vazgeçiyorum sonra. İçimdeki ukdelere bir kaş-göz, yer açın arkadaşınıza. Allah kurtarsın kardeş. Bu köşe senin. Var mı bir isteğin? “Ne güzel. Lütfen bana da anlatır mısınız uçaklar nasıl uçar?” Anlatırsın değil mi? İçimde sen’ler uçuşuyor, kusura bakma.Read More

Yol/cu/luk

Ölümü düşünen delikanlı. Sadece düşünmekle yetinen, en basit ne varsa hepsini eline yüzüne bulaştıran. Bu dünya ve öteki diye ayıran, ayirdiginda bile işin içinden çıkamayan yakışıklı genç. Denizin buharına karışan sigara dumanı. Sırtını otogarın yeşil direklerine dayanmış. Gözleri kapanıyor, hafiften. Beyin uyuşturan ilaçlar.Read More

Mektup-I

Günaydınlığım, Kilo vermene gerek yok, dedi dün doktor bana. –Bu kadar ilaç içmesen? Olur tabi- Ama spor yap. Benim spordan anladığım, koşmak. Yorgun düşene kadar. O vakit de kalbim ağrıyor. Diyemedim bir türlü. Yine geldi mesele içtiğim ilaçlara. Yüzün, dedi, elinde mercekle. Yüzüm?Read More

Hastane Notları

“Fenalaşan hasta nerede?” Kimmiş fenalaşan yahu demeye kalmadan kırmızı deri kanverme koltuğuna başım tekrar düşüyor. Biraz dinlenin. Kusacağım hemşire hanım, tutmayın beni. –son nefesinde bile insanlara siz demekten vazgeçmeyecek olan bir hal bekçisi olarak ben- Tam sırası, içimde günden güne yumaklaşan bu derdiRead More

Rüya

“Bu rüya uzun bir bekleyişin sonunda hayalini kurduğu galibiyete, zorluklarla mücadele ederek hak ettiği daha iyi bir hayata, uzun süren çabaların sonunda ulaştığı kazanca, sıkıntı sonrasında umduğu kazanca yorulmaktadır.” Balrengi gözleri. Fındık kahvesi. Eric’in “Bunun gibisini içmemişsinizdir.” dediği sıcak çikolata kahverengisi. Bir kırkikindidenRead More

Düşsesler-2/Köpeklik

Etme-bulma değil, ezme-basma dünyası. Çiğnemek insanı adam ediyor. Kurulu düzen sessizi yerle bir ediyor. Bunca insanın içibnden geçip gittiği bir hengame, kocaman bir aldatmacanın içinde kurduğu başka bir kendinikandırmaca almaşığı. -almaşık mı?- Piyanonun sesi gittikçe yükseliyor. Parmaklar daha güçlü iniyor tuşların üzerine. –YakışıklıRead More

Sayıklamalar-II

Sesler biriktikçe huzursuzlanıyorum. Bulamaç bir muhayyile ile. Sadece bir yuşufçuk ötsün istiyorum. Yusuuuufçuuk. Yuusuuuufçuuuk. Mısır için, davullu defli eylem yapan Kuzey Afrikalılar, Trocadero’da çığlık atan, kucaklaşan, sevişen gençler. Ankara’yı aratmayan, gece dünyanın gürültüsünü toplayıp kapının önüne bırakan çöp kamyonu. Beyaz panjurlar kapalı. SokaktanRead More

Sayıklamalar-I

Eyfel’in tepesi. 320 metre. Kuş gibi kuş. Kalbimin içine içine dolan bir hava. Aklımda hep aynı soru, ben neredeyim? Paris’te. Paris’te ne işim var benim? Paris’te işim ne? Gülmek sana çok yakışıyor. Eyvallah. Garipseme “eyvallah” deyince, her şey ikimizi dünyanın birer ucuna bırakanRead More