Kalbim Bir Ebabil Kuşu

Karalamaktan yorulan kalemim, yaslandığı parmakları eziyor. Daha ne kadar devam edebilirim bilmiyorum. Akan mürekkebin kağıtta bıraktığı izler hani şu psikolojik testlerdekilere benziyor. Belki kelimelerle yapamadığımı şekillerle anlatıyorum, kim bilir. Bir bilene göstermek lazım. Ah bir bilen: Her yerde, her şeyde, her zaman tek ihtiyacım. Bulamıyorum bir türlü O’nu. Arayacak olsam, yorgun ayaklarım kıpırdamıyor. Beklesem, bekleyişler bile yoruluyor. Ah yorgunluk… Yataklara düşürdüğüne göre bu bir hastalık. Öldürmediğine göre bir imtihan. Hani diyor ya yazar :

10897815_633978110039823_5759255645436271759_n

    “Birisi ona yorgunsun, uyu dese. Uyu, dese birisi yorgunsun. Herkes uyanık kalsın ama sen uyu. Dese, yükünü taşımadan rüyalarına. Uyu bir kahvaltı karşılayacak sabah. Uyu, uzun bir şiirdir senin uyuman. Önüne çıkan ilk duvara kulağını dayıyor: Çıt yok. Önüne çıkan ilk kapıya kulağını dayıyor: Çıt yok. Önüne çıkan ilk arabaya kulağını dayıyor: Çıt yok. Önüne çıkan ilk trene kulağını dayıyor: Çıt yok. Önüne çıkan ilk uçağa kulağını dayıyor: Çıt yok. Önüne çıkan ilk dağa kulağını dayıyor: Çıt yok. Önüne çıkan ilk göle kulağını dayıyor: Çıt yok. Önüne çıkan ilk ormana dayıyor kulağını: Çıt yok. Önüne çıkan ilk kendine dayıyor kulağını: Binlerce yorgunluk serçesi çığlık çığlığa.”*

İşte o misal… Fakat uykum yok. Aslına bakarsan hayli zamandır uyuyamıyorum. Şu gecelere az laf atmıyor yazarlar, şairler ya hakları yok değil. Ne oluyorsa, o zaman oluyor çünkü. En çok istediğimiz sessizlik yayılınca etrafa en çok kaçtığımız sorular hortluyor birden. Hızla sarıyorlar etrafımı. Saçlarımdan çekiyorlar, kollarımdan. Yorgunum demekle kaçılmıyor ellerinden. Hepsine tek tek cevap vermeden bırakmıyorlar yakamı. Hayallere perde çekip dokundurtmuyorlar. Olsun ziyanı yok diyecek oluyorum “İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.” diye çıkışıyor şair. Madem öyle sen cevapla soruları diyorum içten içe. Neyse ,geçiyorum bu mevzuyu. -Böyle de söyleyince pek bi kaba geliyor kulağa.Ama tatlı talı söylenemiyorum şair gibi. Halbuki onun derdi de aynı :

    “ Biraz yorgunum, kavgaları birikiyor insanın!” diyor dişlerini sıkarak.
    “ Her uzvundan ayrı ayrı taşıyor acısı zamanla!” Ah zaman…Azaltıyor mu yoksa artırıyor mu şu acıları bilinmez.
    “ Yaşımdan yorgun, yaşımdan telaşlıyım bugünlerde!” Ah üç günlük (!) dünyamızın telaşları…
    “ Kaç yaşındayım sahi saymadım, bilmiyorum!” Ben de bilmiyorum efendim, ben de bilmiyorum. Tek bildiğim hepimiz uzunluğunu kestiremediğimiz bir hayat yaşıyoruz.

Bu yüzden en iyisi, müziğe bırakıyorum kendimi. Tüm yorgunluğumu alıp götürüyor, yoğurup bırakıyor üzerime. Gözlerim pencereden süzülüp yollara düşüyor. Asıl bu şehir yoruyor insanı diyorum. Bu şehir, bu insanlar ya da her şey ve herkes… Birden sıçrıyorum gökyüzüne. Kalbim bir ebabil kuşu: Bütün ömrünü gökyüzünde yalnızca kanat çırparak harcayan, tüm canlılardan kaçmaya çalışsa da yuvasını hep şehirlerde kuran, baharın habercisi! Ne kadar kaçarsan kaç, tıkanıp, öleceksin metropollerde, biliyorum. Ben bir çiçeği koklama hevesiyle yaklaşırken yeryüzüne taşlar dökülüyor ağzımdan. Bu kez ben değil insanlar kaçışıyor. Boşalıyor mu yoksa yeryüzü? Gözlerim sızlıyor. Tahammülü yok artık ritmini yitirmiş kalbimin ne gözyaşına ne de sözcüklere. Göze değen her kelime kezzap, yakıp geçiyor.Dimağ artık depremler şehri.Kalp bozuk çalan bir saat : Zırr ha zırr. Akrep yelkovanın peşinde.Tik takların arasında yitiriyorum sesimi. Hafif bir kırıklık/kırgınlık var üzerimde, bahar nezlesi olmalı.

Yorgunum özetle. Uyu dese ya biri…

 

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.