Yeniden Dirilmek

Boşluk. Önüme yığdığım bomboş sayfalar gibi içim. Gözüm bir iki sayfadaki çizgilere değiyor.

Yüzümdeki, ellerimdeki çizgilere benziyorlar. Ölgün senelerin birer imzası gibi hepsi. Geçen dakikaların bıraktığı birer miras. Ayna karşısındaki bu seyir bitap düşürüyor yine beni. Yorgunluk. Çok iş yaptın, diyorum kendime. Gözlerim odanın içerisinde dolaşıveriyor. Hiçbir şey görünmüyor ortalıkta. Hayır bu doğru değil, diyorum. Şöyle canlı kanlı geçip dursaydılar karşımda emeklerim, tek tek öperdim alınlarından. Hem sizinle de tanıştırırdım onları. Nasıl takdim ederdim size? Bakın, işte bunlar çalıştığım sınavlar, bunlar ellerimi parça parça eden yaz kış bahar temizliklerim, ve bunlar da okuduğum bir kaç sayfa kitap, acı hatıralarıyla yüzü silik öksüz sevmelerim, bölük pörçük düşüncelerim…Hepsi bu kadar mı? Maalesef evet. Övünülecek kadar olmamaları ne yazık, sözünü etmeye bile değmez. Demek boşa kürek çekmişim bunca zaman. Kimi zaman bile bile kimi zaman hiç, öylesine, sebepsiz yere… Yaşarken fark edemiyor insan çoğu şeyi. Geçince anlıyor. Ardına dönüp bakarsan oracıkta duruyor tüm yitip gitmelerin. Şayet ardına dönüp bakabilirsen… Yitirdiklerimi düşününce Efendimiz geliyor aklıma. “Hikmet müminin yitiğidir.” demişti Hz. Peygamber. Olur da gözümden ufacık bir güzellik kaçıverir de şükrünü eda edemezsem diyerek her gün 70 istiğfar çektiği… Güzelliği kaçırıvermek, kazara. Bunun için tövbekar olmak. Şimdi her şey daha da zorlaşıyor. Yutkunamıyor bile insan. Neyi yitirdik diyorum, hangi hikmet bu? Hikmeti, hikmet sahibinden sormalı. Hiçbir ilim mürşidsiz olmaz. O halde biri olmalı diyorum. Bu düğümü çözebilecek biri. Her şeyi sihirli bir değnek ile kolaylaştırmalı. Kaybolmayacak, silinmeyecek bir sihir yapmalı.Yani yazmalı. Zor bir iş bu. Kalemi eline emanet etmeli mürşidin. Yaz demeli. Yaz ki okuyup şifa bulsun bu yorgun düşmüş müridlerin. Artık size teslimiz demeli.

” Şimdi siz taşıyorsunuz müjdenin kurşun yükünü
Çatlayacak yalanın çelik kabuğu
Sizin bahçenizde büyüyecek
Aşkın ve inancın güneş yüzlü çocuğu ”

Ben de bahçenizde güneş yüzlü bir çocuğum efendim. Ya da başka bir şairin diliyle ” Peşinizde ben, üç ayakla seken topal köpeğim.” Bana okumayı öğretin. Sizin eserinizi okumak bir mukaddese muhafazakarlık etmektir. Sizi okumak ; işte omuzlarından tutup alnından öpülesi bir iş. Ya dinlemek sizi? Sesiniz karışır seslere. İşitememekten korkarım, harab eder bu korku beni. En güzeli, siz sükut edin ve yazın. İç sesimi kısıp gür sada ile okurum yazdıklarınızı ben. Her kelimeniz iyi eder beni. Belki bir gün iyi oluruz hepimiz. Zor gelmiyor yazmak, yorulmuyorsunuz değil mi? İnsan bazen ne kadar uğraşsa da olmuyor, koyamıyor iki kelimeyi yan yana. Bana çok olur. Size olmasın. Siz hep yazın. Ben de dua ederim size. Kaleminiz güç bulsun, yüreğinizden dökülen kelimeler inci gibi dizilsin satırlara diye. Siz yazın ki her bir cümleniz yeniden diriltsin bizi.

” Dirilmek yeniden
Yüz yıl süren bir berzahtan geçmişiz gibi
Kandan kinden öfkeden
Üstümüze bir sağnak boşanmış gibi
Sürekli lekelendiğimiz çözülmeye terkedildiğimiz
Bir bataktan çıkar gibi.”

Başımızı noktalarınıza vura vura gelelim kendimize. Düşündürün bizi. Sorularla yorun.. Upuzun bir yoldur şu üç nokta. Yanımıza ünlemlerinizi katın. Farkında edin bizi yürüdüğümüz bu yolda. Bir virgülden bir virgüle sallayın elinizdeki tokmağı. Ardından son bir güç ile vurun masaya. İzi kalsın son noktanın. Sesini herkesler işitsin. Kararımız okunsun da yüzümüze, kıldan ince kılıçtan keskin kaleminizin önünde kesilsin boynumuz. Dolsun içimizin boşluğu.

Yeniden dirileceğimiz güne kadar bizi bırakmayın.
Yeniden diriltileceğimiz güne kadar siz hep yazın Efendim…

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.