ABDULHELÂK 3: ÇÜN

sizoid

Yürü Helâk, yok oluşunun solgun ve çözgün tülünü sürü ardından. Ruhunu, evreni örten kara tülün dantelasında sürü. Sürü Helâk, sürü. İçinde durmak bilmeyen bir doğurganlıkla coştukça coşan, hepsinin bir, birinin kendiyle sonsuz olduğu o yalnız sürü; yapayalnız sürü: Hepsi, birbirinin aynı duruyorlar sonsuzluğun eşiğinde. Sürü Helâk, sonsuzun eşiğini ardında sürü. Hakîkat, acı, çözünüş, ve insan arasında derinleşen sonsuz bir düşüş; nasipsiz, biçimsiz bir yaratığın böğürtülerinde yaşam bulan fırtına. Ah, ağılı soluk! Bir ışıksız oda ki en kahkahalı çıldırışların evlerinde boğuk; bir oda ki birsamın avuçlarında doğan bir çocuk. Yürü Helâk, yürü. Biri sıçrayacakmış gibi o sonsuz uykusundan; ve rüyaları kâbusları ve, paramparça, savurgun, biri çıkacakmış gibi her an olmayan bir kapıdan. Ah Abdulhelâk, ah zavallı; bu tedirginlik, bu desise, bu çiçeğin toprağına küsüşü, adımı fısıldayışı taçyapraklarına ahçiçeklerinin. Ve, bu tesellisi mümkünsüz ağır sırrın, bu tel’in fısıltıda yarattığı çöküş, bu ağır düş ölüsünden yükselen miyasma, adımın o çölyatağında çözünüşüdür. Ki sen, gölgesadmiralByrdinin bedenini boğduğu karanlık buluşmalar, akıl tutulmasısın. Ki sen, uzun, dar, karanlık koridorlarda her ucu bitimsiz bir sendelemeyle dökülen yol ayrımısın. Sen kopamayacaksın kendinden, varamayacaksın koptuğun şeyin kökünde çotuk bir kalma olarak bulunmaktan. Sen ak göğlerden yağan kar taneleri, kanlı berfin: Ne bir göğ var kopup geldiğin ne de sıkı, sımsıkı tutunacağın bir toprak parçası. Ayakların hep bu iki sınır arasında bir ağıttır yakacak. Kazacaksın kendini karanlığa Çün Çağı’ndan kalma bir kemikle; kazacaksın, kazacaksın, kazacaksın, kazacaksın ve kendini kazacaksın. Sen yüzünü dönsen, bir aynanın ardına çarpıp duran görüntüye, hiçliğe gömülüp kaybolacak sûretin. Sen yüzünü dönsen yüzün dönmeyecek seni Helâk! Yüzünü dönsen sen kendini soyunacak Zaman. Sen yüzünü dönsen Helâk, yüzünü dönsen sen kan ve çağnağa bulanık toprak, şifasız kabartma, kendi üstüne kapatma, o çürük çehre ardında kalacak hep, kendinin. Yüzünü yüzünden tarafa dönecek olsa; adı, adı hiçbir varsal zemine cenk düşmeyen adının anlamına seğirtse -o isim ki, yıkım getirmiştir hep onu anan dudaklara-: Onun ismi felâketin ve ölümün yaşam bulması için söylenir artık, -biri, şans eseri değecek olsa Abdulhelâk’in kendi hüsranını ve varlığını örten ağacın daluçlarına, dallarına, yapraklarına, gövdesine, gölgesine ve imgelemine: Karanlık sulardaki boğuşmalara salmıştır yazgı kuşunu. Mutluluk ulaşamaz artık onun kıyılarına. Gidip gidebileceği konup konabileceği uçup uçabileceği yitip yitebileceği batıp batabileceği doğup doğabileceği dönüp dönebileceği ağıp ağabileceği yitip yitebileceği sığıp sığabileceği bakıp bakabileceği ölüp ölebileceği aşıp aşabileceği sızıp sızabileceği düşüp düşebileceği yanıp yanabileceği sönüp sönebileceği kanıp kanabileceği dinip dinebileceği susup susabileceği pusup pusabileceği varıp varabileceği kopup kopabileceği yitip yitebileceği tutup tutabileceği yutup yutabileceği yağıp yağabileceği açıp açabileceği kaçıp kaçabileceği çalıp çalabileceği dalıp dalabileceği yüzüp yüzebileceği yüz’üp yüz’ebileceği durup durabileceği çakıp çakabileceği yitip yitebileceği kalıp kalabileceği görüp görebileceği silip silebileceği tadıp tadabileceği gömüp gömebileceği yoğup yoğabileceği azıp azabileceği çoğup çoğabileceği yazıp yazabileceği bilip bilebileceği yitip yitebileceği olup olabileceği karıp karabileceği kurup kurabileceği künüp künebileceği yitip yitebileceği erip erebileceği dinip dinebileceği sinip sinebileceği bitip bitebileceği yağıp yağabileceği yitip

kimb       rı     ile öngö     iği bir rastlantı olur belki de

bu!

ür Helâk, yürü. Senin yürüdüğün yollarda çiçek açmaz bir daha konduğun dallarda bülbül ötmez yürüdüğün yollar yanlış bir şeylerin üzerine çekilmiş kurşunî çizgilerdir. Ne o yollarsındır sen ne de üzeri çizgin yanılış, ne de imlenen hakîkat. Acının o tunç sürmesisin sen: Ey, karanlık adımların ördüğü kül dantela; ey, tanrının görmezden geldiği söngüsüz yanış, süngüsüz kapı: Yalnız kendinde bir geçit: Kendine doğru: Kendine yanlış: Tutsak: Ey, uçkudan arınmış: Ölgün telek. Kanadı yalnızlığın, ısın kanadı. Kanadı sende ruh, kanadı sende toprak, kanadı sende yara, kanadı sende yazgı, kanadı sende ten kanadı sende tün kanadı sende tin kanadı sende tan kanadı sende ses kanadı sende sus kanadı sende uçurum kanadı sende iblis kanadı sende iris kanadı sende İanus kanadı sende is kanadı sende İsis kanadı sende eleğimsağma kanadı sende kan kanadı sende el kan adı sende sen kan adı sende helâk kan adı sende yağmur kan adı sende susuş kan adı sende kırılış kan adı sende kayboluş kan adı sende yürüyüş kan adı sende saplantı kan adı sende kaçış kan adı sende kalış kan adı sende bakış kan adı sende yitiriş kan adı sende doğum kan adı sen doğu kan adı sende varış kan adı sende çözünüş kan adı sende çöküş kan adı sende öke kan adı sende kan kan atı sende mesafe kan atı sende çatlayış kan atı sende koşu kan atı sende rüzigâr kan atı sende ölüm kan atı sende gidiş kan atı sende yitiş kan adı sende dizgin kan atı sende bozgun              k                a                n                a               t                yaramı ey kâinat!

Helâk, yürü. Alacak mesafe, ağacak göğyüzü, adımlarında güç, belleğinde öç, teleğinde uç, Zaman’da uç, yazgında suç kaldıysa eğer. İnsanın kendine itiraf edebileceği bir şeyler kaldıysa eğer. Kaldıysa eğer Tin’in ruhu üfleyeceği fısıltı. Unutulduysa eğer perdeler ardında bir kadın. Aşk, el değmemiş bir yalnızlık gibi uzadıysa eğer, hâlâ. Hâlâ, karanlığı yutacak açıklık varsa gözlerinde:

Bu kez adımlarından öteye at ayaklarını.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.