Beyaz Adamın Libidosu ve Bunun Kartografiye Etkisi

nyt harita

birinci bölüm

başını masadan kaldırarak belini bir vida gibi geriye doğru kıvırdı. “bitti” diye seslendi.

“müthiş!” diye çığlık attı, nizami çirkin.

içerden kıravatlı, saçı jöleli, sivri burunlu, vücudu, yüz hatları, kısacası herşeyi en üst seviyede nizami ve güzel, ancak insanda çirkin bi his uyandıran adam elinde dev kahve bardağıyla ona doğru yürüdü. kahveden tüten dumanlar odada adeta bir harita çiziyordu. fiyordlar, koylar, tepeler, koyaklar… masaya şık, uygar, yakışıklı, ama çipçirkin bi görüntü arzederek eğildi, bakdı. her şey, ama her şey nizamiydi. hepsi kusursuzdu. filozofların aradığı hakikat, dinlerin vadettiği ebedi düzen, sanatın öykündüğü mutlak güzellik ve matematikcilerin amaçladığı o biçimsiz kusursuzluk… masada, odada, odadaki iki insanda, giysilerinde… özetle hemen her şeyden kusursuzluk, mükemmellik akıyordu. uygarlığın zirvesi. estetiğin nirvanası. ama her şey aynı derecede ve ters bi oranda iticiydi. insanı kusturacak derecede çirkinlik akıyordu her şeyden. yapaylık, düzen tutkusu. doğanın kendiliğindenliği ve çiğliğindeki vahşi güzelliğin yerine gelen, kusursuz biz düzenin yapaylığı, yabancılığı, tiksindirici güzelliği.

amerika-da-eyaletlerin-hepsinin-kare-olması_41578

karınca doğaldır; asla yiyemeyeceği ayçekirdeği kabığını yuvasına sürüklerken yoluna otlar, taşlar, yarıklar, türlü engeller çıkar. ama karıncanın yolu hoşdur. çilesi tatlıdır. emeği huzurludur. insanları kahve makinasından vida belli adamın odasına götüren koridorda ise, karınca yokdur. taş, yarık, engel yokdur. onun yerine kusursuz güzelliğe sahip, çirkin beyaz adam vardır. ve en ufak milimetrekaresi bile tasarlanmış, fayansları, duvarları, köeşelri, tabloları enn ince hesaplarla kusursuz ve simetrik üretilmiş bi habitat vardır. masa, kağıtlar ve dayanan dirsekler için kusursuz tasarlanmışdır. oturaklar kusursuz güzel ve iğrenç beyaz adamın ak götü için biçilmiş kaftandır, daha iyisi ne yapıldı ne yapılabilir. her şey “güzelçirkin” bir şekilde tasarlanmış ve yapılmışdır.

“müthiş!”

vida belli adam geri yaslanıp ellerini masaya tıkırdattı: “evet, müthiş!”

“geçkeden de müthiş!” diye onayladı nizami çirkin tekrar.

işte bütün bu yapaylık, kusursuz güzelçirkinlik için, o tek kelimelik “müthiş” çığlığı için. verdiği tatmin, yaşattığı haz, kahveyi yudumlarken çalışan hayvani bedenin yanında beyni de sevindiren düşünce: müthiş… iki adam uzuuun bi süre kirpiklerini tek bi kılı bile kıpırdamadan masadaki kağıda baktılar. sadece bi kağıt mı? asla! o kağıt, sihirlidir. çok güçlü bi sihirle efsunlanmışdır üstelik. insanların beynini, evini, köyünü, hatta -evet, hatta- bütün bi dünyayı o kağıda hapsedebilirsiniz. bakıp hepsini orada görebilirsiniz. ama ne kağıt bi milim uzamış, yahut bi gram ağırlaşmışdır. kağıt aynı kağıtdır. işde, büyü öylesine güçlü bi büyüdür.

o büyü, siz değerli insanlar, iyi bilin, “harita” denen şeydir. bütün bi vilayeti, ülkeyi, hatta dünyayı, ve hatta ve hatta evreni o A4 kağıdına sihirle doldurabilirsiniz. amma kağıt hala aynı kağıtdır, ne bi milim uzun, ne bi gıram ağır. evrenin bilinmeyen, ulaşılmayan, görülmeyen kısımlarını bile kağıda doldurabilirsiniz. yeter ki güzelçirkinlerin büyüsüne sahip olun. bi nokta koyarsın. o noktaya bi ok çıkarır, “bilinen evren” dersin. dışına da bi daire çizersin “bilinmeyen evrenin tamamı.” bu kadar. müthişş… o halka, tüm evrenin tamamıdır artık. çünkü beyaz adamın büyüsü böyledir.

north_africa_map

hikayemiz burda bitiyor. en azından, bizi ilgilendiren kısmı. kusursuz güzelçirkin adamlar odalarında haritalar çizipduracaklar. dünyaları, ülkeleri, insanları, hayalleri kağıtlara hapsedipduracaklar. ülkeleri, insanları, hayatları yok edecekler, yenilerini yapacaklar. ve hepsini de “müthiş” büyü ile, kağıdı kullanarak yapacaklar. dolayısıyla bizim merakımızı giderecek kadar hikaye yeterli.

freud’un libido kavramını hepiniz olmasa da çoğunuz bilirsiniz. kimseyle freud tartışmaya niyetim yok, biraz tasarrufda bulunarak kavramları kendim belirleyeyim: libidoya “arzu” diyelim. insanın arzusu. bunun dışında insanın yapdığı her şeye de, “arzudan kaynaklanan şeyler” yani, libidonun yaptırdıkları, yani insanın yaptığı ya da ürettiği hemen her şey…  arzu yoksa, bunlar da yok. insan et ve kemikden ibaret. arzu varsa…

masadaki harita, koca kupadaki dumanlı kahve, zemine döşenmiş acayip malzemelerden üretilmiş kusursuz, enerji emme ve geri verme özelliği olan malzeme… hepisi…

cetvelle çizilen haritalar, kurulan devletler, yıkılan devletler, alınan ülkeler… yıldızlar, gezegenler… hepsini beyaz adamın libidosuna borçluyuz. borçluyuz çünkü o bize bi şey boçlu değil. onun libidosu var, oturur harita çizer. londradaki ofisinden ya da parisdeki üniversitesinden haritalar çizer, ülkeleri yok eder, yerine yenilerini inşa eder. yeni milletler çıkarır, eskilerini siler yok eder. ve hepsini o “müthiş” büyüsüyle yapar. arap ülkelerinin sınırları, afrika ülkelerinin sınırları, amerikan eyaletleri… hepsi o masada çizilmişdir. gitmeden, görmeden. çizgiler nerden geçecek, hangi yolun kıyısından, hangi evin bahçesinden… hangi insan o sınırlar yüzünden ölecek, hangisi öldürecek, kim, hangi silahları kime satacak… hepsi, bi libidoya bakar. bi de kağıtdaki büyüye.

beyaz adam bir harita hastasıdır, çizer, çizer, çizer… o müthişliğe ulaşmak, libidosunun gereğini yapmak için çizer ha çizer. kağıdın büyüsü güçlü olduğu için de ülkeler ve hayatlar şekillenir ha şekillenir. çoğu şekillenemeden ölür belki, ama ölüm de bi şekil değişdirmedir nihayetinde.

ikinci bölüm

ingiliz, fıransız, amerikan ve italyan donanmalarına ait gemiler izmir açıklarında bi yarıdaire oluşdurmuşdu. bazen şehire, bazen de civardaki tepelere atışlar yapılıyor. insanlar bulabildikleri her türlü yüksekliğe çıkmış, kimi de sahile dizilmiş, olanları izliyordu. üçüncü bi gurupsa, yunanlar, karaya ordu çıkarmakla meşguldü. vida belliyle çirkingüzelin hazırladığı harita sebebiyle oluyordu bunlar. bi yerler bi yerlere, başka yerler başka yerlere verilmiş, maharetli ve apak eller kağıtların üzerinde, nehirlerin kıyılarında gezinmiş, “müthiş” bir harita ortaya çıkarmışdı. şimdi de herkes payına düşeni oynuyordu, kimse şikayetci değildi.

üçüncü ve son bölüm

ingiliz, fıransız, amerikan ve italyan donanmalarına ait savaş gemileri izmir açıklarında.vida bellinin kağıdındaki sihir bozulmuş, yunanlara verilen yerler yunanlara verilemişdi. yunan ordusu çekilmişdi. geride onbinlerce ölü, yaralı, esir bırakarak. haritada kendilerine verilen yerleri yakıp yıkarak, kırıp dökerek. bu sırada izmirin türkleri kıpranmış, yunan mahallesini ateşe veriyordu. çığlıklar, bağrışmalar, silah sesleri… ve tabi ki ölenler. açıklardaki savaş gemileri suskun. savaş gemileri izliyor.

yunanlar kaçarken çok kan dökmüşler. olsun. nasıl olsa oralar haritada onlara verildiydi. hepsi. önemli olan kağıda ne çizildiğidir. büyü kalkınca bu sefer türkler kızmış, geride kalanlardan intikam almak peşindeler. izmir yunanlarını bi korku sarmış, telaş içindeler. türkler beyaz adamın düşmanı, yunanlarsa dostu. hatta beyaz adamın ilk öğretmeni. olsun. büyü bozulmuştu. beyaz adamı ilgilendirmez. yardım etmeyecek. o, işine bakar. o, harita çizer.

o sırada, uzaklarda bi odada, sivri burunlu ve yumuşak elli, yakışıklı ve çirkin bir adam masaya eğilmiş, bi kağıda bişeyler çiziktirmekle meşgul. izmirde yaşananlardan haberi bile olmadı. haritasına bakıp bakıp “müthiş” demeye devam ediyordu sadece.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.