boğaziçinin maganda gurupları

Bogazici_Aerial_View

bilenler bilir, boğaziçi ünüversitesi görece selbes ortamıyla nam salmışdır. “çimlerde kızlı erkekli oturuyollar” deyip öteleyen, yahut kuzey kütüphanenin önünde kavga çıkarıp “ünüverseler bizimdir ulan!” diye sahiplenenler çıksa da, aslında boğaziçi hiçkimsenindir. dolayısıyla biraz da herkesin. bireysel hayatınızda eşşeğin teki olabilirsiniz, ya da ne bileyim, kalenderin önde gideni. amma boğaziçine geldiğinizde ıhlamur ağaçlarından yayılan afyonla beş on dakkada kafayı bulup ortama uyum sağlamanız aşşağı yokarı kaçınılmazdır, her renge her çeşide normalmiş gibi bakarsınız, dışarıda kışlayacağınız tiplere, belki de sopayla kovalayacanız vukuatlara duyarsızlarşır, hatta arada gülümser geçersiniz.

yoğusa geçmez misiniz? geçin geçin, geçmek iyidir, durmak gibi sıkıntı vermez 🙂

öyle “burası baaziçi öyle şeyler olmaz böyle şeyler olur” muhabbetine filan girecek değilim.

zaten “öyle şeyler” en başda hep böyle nezihleşdirmeyle başlar. farklılarla değişiklerin arasında aynı havayı solumak bireyi yumşadır, göz aşinalığı insanı sakinleşdirir.

evet evet, ayrı yazdım çünküm bireyilene insan ayrı kavramlardır, aynı şeyler olsalar bile. bi nevi ayrılsak da beraberiz kısır döngüsü içinde belki. her insanı birey olarak görsem de bu böyledir bence. bireye yüklenen anlamlar vardır, sorumluluklar, efenim nasıl desem, bilinç düzeyi bilmemne filan fişmekan… insan öyle mi oysa? yalın, yakışdırmalardan, ünvanlardan azade. “sayın”lar yok, bey’ler, hanım’lar; ünvanlar; siyasî aidiyetler, sloganlar yok… çünkü o insan. karnında bok daşıdığına, ikiye bi o malzemeyi ora bura boşaltmasına bakmayın, tanısanız siz de seversiniz.

bireye gelince, bir birey olarak aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. hayal gücünüze bırakıyom.

bırakıyom dediysem öyle tası tarağı değil tabi, bu yazı bazı bireylerle ilgili bazı şeyler hakkında nihayetinde. tabi bu bireyler bazen bireyliklerinden utanmadan sürü halinde dolaşabiliyorlar, ondan bahsedeceğim. bence de insan sosyal hayvandır, varsın dolaşsın, kime ne. tabi. yalınız insan sadece sosyal hayvan değildir, çok pis derecede sosyaldir, sürü halinde geze geze bireylikden sıyrılıp “çoğey”in bi parçası haline gelir, hatta bi süre sonra kendisi çoğey haline gelir. bireyliği küllüyen atıp gitmez belki, kıyıya köşeye bırağıp arada bi yoklasa da sürü halindeykene çoğeylikden memnundur, çünkü sosyallik böyle bişey.

çoğeylik de öyle çok kötü bişey değil aslında. yani ne bileyin, mesela evde yalınız başına yediğiniz domatesi bişmemiş yumurtası velfecri okuyan menemeni çoğeyken yerseniz tadı tuzu bi artar bi artar; lezzeti, verdiği keyfi on yıllar boyu unutmazsınız. sigaradan nefret edebilirsiniz amma çoğeylikde otururken havaya tüten dumanın nazlı nazlı salınışı bi ömür belleğinizde hoş bi hatıra teşkil edebilir.

çin tuzuna benzetebiliriz bu durumu. girdiği her yiyeceğe fazladan gereksiz bi lezzet verir, tadı her seferinde damağınızda kalır, bi daha yersiniz. sonra bi daha. amma çin tuzu zarallıdır. sağlık yönünden şeylerini uzmanlara bırakıyom (zaten bilmiyom), amma çok pis bağımlılık yapar. gecenin ikisinde aklınıza çiğ köfte gelerek uayanabilir, ya da kahvaltıda peynir yeyipçay içerken köşe başındaki pis önlüklü, terli adamın nefis dönerinin hayalini kurabilirsiniz. pis dediysem nezihleşdirmek için değil, nezihleşdirme kötüydü, başda söyledik. amma arife tarif gerekmez, adamın önlüğü iki barmak yağ bağlamış, içeriğe girmeyelim fazla.

hah, işde çoğeylik de öyle bişeydir. iyidir, güzeldir, amma velakin bağımlılık yapar. üstelik aynen çin tuzu gibi, varlığını bile hissetmezsiniz. sağlığa zararlarını gene uzmanlara bırakalım. mesela sizin için güzel olan, folklor ekibindeki burak özçivit bıyıklı yakışıklı olabilir, ya da ne bileyim biyolojiden mervenin annesinin yaptığı kekler, yahut hasanların bölümdeki o gözlüklü, kısa saçlı kız. aslında öyle değildir, güzel olan çin tuzudur, çoğeylikdir, insanın sosyalliğidir. gerisini pavlovun köpeğini bile getirsen iki güne o da sevmeye başlar. yani hasanların bölümündeki kız da çok güzel, çok şirin şimdi, çin tuzuna ihtiyacı filan yok amma mesele o değil.

gerçekler acıdır, hasanların bölümünde bile var çin tuzu, pardon, çoğeylik.

açmadığımız parantezi kapatıp konuya dönelim, bu kadar tarifat yeter. sürü halinde dolaşan hayvanlardan söz ediyorduk. ne yapar bu hayvanlar? hayvanların ihtiyaçlaro olur. “ooo bakın davşan geçiyor!” ne oldu, acıkdığını hatırladı. sürü dalar. “bakın geyik koşuyor!” sürü koşar. bi tane fil ölmüş, sürüden iki kişi fili yemekte. sürü yer.

sürü güçlüdür. sürü korkmaz, sürü hastalanmaz, sürüler ölmez.

velhasıl, bu sürü insanı çok pis kendine bağlar. sürü insan için iyidir, insan aşağı yukarı bunun için vardır. sürü olmadan soyunu sürdüremez en başta. bebek, mesela, en şirin insan türü. nasıl meydana geldi? bi kadın, bi erkek, alın size en küçük sürü. sürü iyidir, kolesterolü düşürür. amma insana eyidir, çok fazla sürü bireyi bozar. içinde olsan hadi bi yere kadar, yersin içersin, hasanların bölümünden tarafa geçer bir iki çay içersin (hasan yokmuş bu arada bugün okulda)

sürü özellikle dışındak bireye kötüdür. birey tekdir, özgürdür, belki yakışıklı bi delikanlı, belki çok şık ve kültürlü bi kadındır, tanımasan bile seversin. tanısan sever misin garanti veremem işde. o yüzden sürüykene rastladığında o birey için tehlike çanları çalabilir. örneğin siz dört beş kişi bi araya gelip bir grup mutlu şiddet yanlısı olarak barışçıl barışçıl tatlı dolaşabilirsiniz. amma kuzeyde kütüphanenin ordan geçerken hasanların bölümden gözlüklü kız buroşür dağıtıyor olabilir. buroşürün içeriğinde sizi çok sinirlendirecekl şeyler olabilir. çok barışçıl bi şiddet taraftarı olabilirsiniz, ama sürü halinde gözünüz dönebilir, çin tuzu testesteronu, adrenalini artırabilir. sonuç, gözlüklü kızın yüzü artık güzel değil. en azından bi süreliğine, doktor iki haftaya toplarsın demiş.

veyahut siz güney meydanda şen şakrak halay çeken bi sürüde de olabilirsiniz, akşam serinliğinde şöyle… dışardan yakışıklı bi birey gelip bişeyler diyebilir, siz de o bireyi bi güzel döversiniz. ne oldu? birey halen dışarda, ama artık yakışıklı değil, kalıcı geçici mi, uygulanan sürüsel şiddetin seviyesine bağlı.

yahut ne bileyim, sizin hiç sevmediğin bi gurubun, öbür bilmemnerdeki okulun şeydeki kampüsünde kendi sürünüzün kavga ettiği bilmemneci şeylerin sizin güzide okulunuzda masası açılmış (bu sürüler korkunç olmaya başladı, bilinç düzeyleri çok yüksek ve artık örgütleniyorlar. tabi örgütlenecekler, hepsi birey bunların, okumuş  etmiş görmüş geçirmiş)

“bakın, düşman!” sürü dalar.

sonuç, zafer! mi acaba? hangi sürüde olduğunuza göre değişir. ya da hangi sürünün otlağında birey olduğunuza göre. o otlak boğaziçiyse, birey birey, tatsız tuzsuz yaşamınız zorlaşabilir. siz bir keçi olarak sabahın köründe uyanıp yem saatini kaçırmamak için koşarken ahırın kapısındaki bekçi damganızı görmek isteyebilir, acelenizden damganızı evde unuttuğunuz için yemsiz kalabilirsiniz. yani sonuçda bekci haklı, damga öyle bırakılacak bişey değil. damga önemli. hangi geçi hangi sürüye, hangi çoban hangi meraya… hepsi bi damgaya bakar.

insanların damgası mı olur? diyenler çıkabilir. bence de olmaz. amma bireyin olur, çoğeyin, süreyin daha çok olur. boğaziçi ne mesela? otlak. sürü dalar. öğrenci misin? “bak okul!” sürü dalar. “amma hoop, ahır mı burasi heyy? damgan hani?”

“abi ne damgası?” “kimlik göstermek zorunludur!”…

boğaziçi hiçkimsenindir. çünkü orası üniversitedir, orda eğitim öğretim bilim filim (mithat alam filan oo süper!) gibi değişikli şeyler olur. kavga döğüş olmaz. olursa kapıda kimlik sorarlar, zaten geç kaldığınız sınava daha geç kalırsınız. döğüş olursa, çok sevdiğiniz arada lafladığınız arkadaşlarının siyasî gurubunun kuzeyde bi yerde adam döğdüğünü, başka bi sevdiğiniz gurubun da (hasanların bölümden kimse yokmuş orda ya, boşver) afiş yırttığını, gerilim olduğunu öğrenirsiniz. artık öğrenci kimliğiniz yanınızdadır, çünkü kapıda bekçiler damgasız almayabilirler. hatta kavgacıların başka okulların başka sürülerinin davarları olabilir, oraya misafir gelmişlerdir ev sahipleri masum bile olabilir (vallaha mı, ohh çok şükür), ama bu bişeyi değiştirmez. artık damgasız girilmez. çünkü boğaziçi artık herkesin değildir, tıpkı herkesin olması gereken amma on yıllardır bazı sürülerin olan okullar gibi. o sürü okul yönetimi olabilir, öğrenci sürüleri olabilir, kapıdaki bekciler olabilir… herkes olabilir. olan bireye olur. birey sessiz, birey mutsuz. birey garip.

artık siyasî paylaşım yapan masalara yanaşmaz, acaba kimi döğmeyi düşünüyorlar diyebilir. bazı çoğeylere selam vermez, kimi afişlerine saldırdılar acaba? der. afişe saldırılır mı demeyin. “bakın afiş!” sürü afişe dalar.

insan bazen birey bazen çoğeydir, insanlara karışmayın. insan eyidir.

not: bu yazı okulda kavga çıkaran tüm çoğeylere atfedilmişdir. siyasî görüşe veya kavga sebebine bakılmaksızın hepsi aynı kefeye konma amacına hizmet etmesi için de yazı alegorik ve mizahî unsurlarla yazılmışdır. belli mi olur, “bakın yazı!” sürü dalar. alınganlık bilmemnelik olmasın. olursa da bana ne lan. ne haliniz varsa görün

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.