demir parmaklıkların arasından memleketimin yanlı bi tahlili

demirden barmaklar
heç unutmam, lise yıllarımda yoldan geçerkene gördüğüm gözel bi gülü koklamağ’uçun parmaklıklarıɳ üzerinden uzandıyıdım. tam gülüɳ sapından dutacağım sırada ne olduğunu annayamadığım bi sebepden dengem bozuldu getdi. üzerine abandığım demiller olmayaydı yere gapaklanacağıdım. olmayaydı deyyom çünkü sağ omuzum barmaklıklarıɳ üsdüne yığılıp galdı, goltuğaltım sipsivri uşlara abanağaldı. baraberında, ayaklarımıɳ boşa düşmesiyile vücudumuɳ sallantıda galan gısımlarınıɳ bütün ağıllığı… düşmeye çalışan ağır kütlemile, onu yokarı çekip gurtaran bi koltuğaltı. sivri demirile arasında da bi tişört, bi de penyeden, başlıklı al beyaz bi mont. birez sürtülme, birez bükülmüş ayağ’acısı, o’ğadar. sivri uşlara dakılıp yırtılan elbiselerimi gurtarıp yola devam etdim.
saat geceniɳ ikisi ya da üçüyüdü. eve geldim, tişörtümü çıkarmağ’uçun gollarımı galdırdığımda bütün damallarımı toplayıp tek bi çengele dakmışlar da çekiyollarımışcasına kesgiin bi acı hissetdim golumda. ardından bi ıslaklık. ne olduğuna bakmağ’uçun aynanıɳ garşısına geşdiğimde vücudum buz gibi kesiliverdi. sağ goltuğum akdeɳiz gıyıları misali paramparça olmuşudu. meseleyi daha az ırahatsızlık verici halde annatmağ’uçun coğrafyayı gullanalım: ege’niɳ akdeɳiz’den yokarı doğru açılıp çıkdığını, binbir delikli gıyılarını düşünüɳ. doğu akdeɳizin yere uzanan ayı başı şekilini, ilipya’nın körfezini, adriyatik’i, italiya’yı, yonanisdan’ı, bütün akdeɳiz sahilleriniɳ o bütünnük gabul etmez parçalanmışlığını… gördüğüm manzara dehşet vericiyidi. sankı çook yüğseklerden, bi gökdelenden düşüyom da, birezden sakız gibi yere yapışacağın, onun hissiyatını yaşayyoruyun. amma boşlukda incinmeden düşerkenki gibi ırağatın. ayakdayın, gendime bakıyom. havanıɳ, boşluğuɳ içinden gayıyom, heşbişey gonturolumda değil, amma zerre acı duymayyom. golumuɳ altındaki deri parçalanmış, beş belik olmuş, altındakı yağ dabakasını, bembeyaz, belli belirsiz ışıldayışını seçiyom. dahı da kötüsü, sivri uşlu barmaklıklar deriniɳ altındakı yağı da yırtmış, cannı cannı kemiklerimi görme ayrıcalığınıɳ da dadını en dehşet verici derecede dadıyom. amma bütün bunnara ırağmen heç mi heç acı duymayyom. golumuɳ altında, içimde hafifirek bi esinti, bi gevşeklik, goluɳ gendisini bedene bağlayan deriden gurtulup özgülleşmesinden gelen bi hafiflemeyilene gurtuluş, serbesdî hazzı… golumu başımdan yokarı doğru galdırmadıkca bi acı yok, amma görüntünüɳ gorkunşluğu ve aldığım yara nedeniyile zihnim, hissiyatım mafolmuş vaziyetde. iyiyilene kötü üsd’üsde, el ele, hatda aynı şey. bi nevi hissî pandüalizm yaşayyom adeta.
yokarıda annatdığım olaydan ayrıcana, demir barmaklıklardan hep ırahatsızlık duymuşundur. çocukluğumda ilk gördüğüm andan, tee şindiye’ğadar. sadece, zaman geşdikce artan bi farkındalık, değişen bi bilgi dağarcığıyılana. yo, kesici delici aletlere garşı bi fobim yok, çocukluğum gündöndüren gazığından mamül atlarıɳ sırtında dikennerilene savaşmağıla, çalı süpürgesiyile çöğen dürtmeyile, gavak dalından yapılmış yaydan atılan gamış oklarıla; buçaklarıla, çakılarıla yapılan binbir tüllü oyuncağıla geşdi. demir barmaklıklarda dikkatimi çeken, dahı da önemlisi beni ırahatsız eden şey, sadece sivri ve tehditkâr kesgin uşları değil, aynı zamanda gonumları. yol kiraɳında, diz boyu yüğseklikden başlayarak galça, bel, omuz derkene metirelerce yüğselebiliyollar, amaşlarına göre. amma bi şey değişmeyyoru: uşları birer mızırak gibi sivri, delerkene kesmesi, keserkene parçalamasınıɳ’uçun neredeyise bi islah (pusat) müyendizliği hesabıyılana imal edilip “uygun” mahallara gonuluyollar.
bunnara ilaveten, bi yerden bi yere geşmeyi engellemeğ’uçun belki de dünyada duvallardan soɳura en sık gullanılan araşlardandır (dikenni teller bu tahdı ele geçirdi amma bu’ğadar tehditkar olduklarını düşünmeyyom, dahası o hissi vermeyiyoru). hemen her gördüğümde ufak bi tetgik yapmadan edemem, bu gonuda da oluşan ganaatım bu demir setlerin çoğunnuğula gereksiz yere, gereksiz yerde, gereksiz şekilde gonulmuş olmasıdır. bi gavşağın ortasında göbekdeki masum ve cezbedici laleleri ve çimleri goruyan sivri mızıraklara ıraslamaɳız’uçun gapıdan dışarıya çıkmanɳız yeter. veyağut girişine gapı gondurulmamış iki duvar arasından geçerkene “çıkarsaɳ ölüsüɳ!” uyarısı veren, harp nizamına durmuş iki bölük asger de görebilisiniz. galdırımıɳ hemen yanıbaşında, vandallardan, azılı uğrulardan, dizboyu yüğsekliğinde demir oklarıla gorunan “heşbişey” görmeɳiz işden bile değildir. bu’ğadar gorumacılığıɳ, “amanıɳ geçilmesin”ciliğiɳ altında ganımca tamamen bi gonturol hasdalığı, bi bağnazlık sendiromu, köklü bi cezalandırma annayışı yatıyoru. köklü, bi de ırahatsız edici derecede ilkel.
genel seçimlerin adam seşmek değil esgi seçileni cezalandırmak üsdüne gurulduğu bi yerde, barmaklıklarıɳ yalıɳızca duvallara, yollara değil soyut somut her yana guruluyoru olması tesadüf değil. henüz görpecik çocuklarıɳ saşlarına guruyoruyuz bu barmakcakları, geyeceği geysiye… bubasınıɳ işde ne geyeceğine, barmakcak uzmanı öğretmennerin sakalına bıyığına donuna’ğadak guruyoruyuz bu barmaklıkları. bu yazı buracıkda bitmez, “ben feleğin barmakcağınıɳ te gözüne barmak sokarın” deyip bitirelim.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.