Fesçi tarağı ve kanıtsızlık kompleksi

Lisedeyken bizim mahallede bir deli teyze vardı. Sokağa çıkar “Geceleri uçaklarlan damlara bok bırakıyorlar!” diye bağıra bağıra gezerdi. Gülmezdik. Çok acı bir olaydan sonra aklını yitirmiş. Tabi mahalleden ne helikopter geçerdi, ne de damlarda bok olurdu. İlk zamanlar her dediği kafama takılır, acaba doğru mu diye düşünürdüm. Hem teyzeyi hem mahalleyi tanıdıkça geçti. En son evli çocuklu kızını bizim öğrenci evine yeni gelen arkadaşla -sırf uzun boylu diye- evermeye kalkınca son şüphecilik ve itimat kırıntıları da çürüdü.

Komplo teorileri. Niye hastasıyız? Ben değilim. Öyleydim. Öğrenme kalitem arttıkça ıradım. Hani çok sevip bol bol görüştüğünüz insanlar olur. Sonra yollarınız çeşitlenir, arkadaşlığınız kavgasız gürültüsüz azalır gider. Görüşmez, oturmaz olursunuz. Ben de öyle usul usul uzaklaştım. Artık selamı sabahı kestik.

Komploları sevenlere biraz yakından bakalım. Peşin söyleyeyim, yazdıklarım hiçbir araştırmaya, makaleye, umumca mühim bir kaynağa dayanmıyor. Kendi gözlemim. Empirik diyelim havalı olsun.

Bence en belirgin özellikleri kanıtsız iman. Komplolara kıymet vermemek de rafine bilgi meselesi.

Her şey bilgidir. Ne kadarı gerekli, ne kadarı iyi, ne kadarı doğru… Mesele bunun ayrımında. Herkesin farklı yapması normal. Hiç öyle bilimi öne sürmeye gerek yok, her aklı başında insan bilginin sağlamasını yapmak için genelgeçer yöntemler olduğunu kendi başına fark eder.

Komplocuların oturağımızdan ırayıp sohbetimizden kesilmesi burada başlar. Komploculuk bir zeka meselesi değil. Çok zeki komplocular tanıdım, hâlâ çevremdeler (hâlâ zekiler.) Bilgi meselesi de değil. Ad vermeyeyim, aşırı bilgili komplocular memlekette bile var.

Bizim oralarda süzek* deriz, bir ot var. Çiçekleri kurudu mu Osmanlı minyatürlerindeki bazı başlıklara benzer. Arı peteği gibi gözenekli, alıp oynaması çok zevkli. Görenler bilir, elle sağılan süt tertemiz olmaz. Havadan toz, keçiden kıl, sağandan tüy düşer. Hemen midenizi bulandırmayın, hijyenikle temiz her zaman aynı şey değil. Elinizi tertemiz yıkarsınız, hayvanı üstü başı boklu sağmazsınız, hava zaten temiz. Bakracın ağzına tül gerip sağabilirsiniz. Südün tadını bozmayan hiçbir kumaş yok amma süzekden geçen südün tadı bozulmaz. Tadı daha güzel diyen de çok. Ben fark görmedim (bir empirik de bura.)

Bir de bunu umursamayan, bakracın ağzına tülbent germeden, elini yumadan, keçiyle ineğin üstündeki terse bakmadan sağıverip geçtiğinden südü, yoğurdu, peyniri pis olan olur.

Bilgi de süt gibi. Değişik değişik. Sütveren hayvan saman mı yer? Südünüz akça pakça. Ot mu yer? Nasıl da sarı çıkar değil mi? Keçi yaylada kekik mi yer? Südü de kekik kokar. Hele deli kekikse…**

Burada kalmaz, süt meydana geldikten sonra sağım sırasında da yabancı maddeler girebilir: Tüy, toz toprak, çer çöp, ters…

Süzgeç ve süzek bu yüzden var. Bilgi süt; süzgeç yöntem, süzek akıl. Yöntemi akıldan geri saydım çünkü akılsız yöntem motorsuz araca benzer. Altay Tankı niye hâlâ seri üretime geçemedi biliyorsunuz. Motor yok, motor!

Komplocuları süzgeçsizlerle bir tuttuk. Süzgeçsizlerin bir kısmı durumun farkındadır: Kılın, tozun, hayvan tersinin temiz olduğunu ileri sürüp geçerler. “Yörükler hayvanıyla yanyana yatar.” diyeni bile gördüm. O yörük. Her şey açık havada. Hayvan tersinin nemi güneşe piresi yele gider, otçak kalır. Senin hayvanın ahıra sıçıp üstüne yatıyor. Kurumaya mahal yok, orası mikrop yuvası. Bari çıkar dışarı sağ be adam… Kimi de hiç umursamaz, kimi zaten bilmez.

Komplocular da bilgiyi ediniş, tartış, kabul edişlerine göre böyle derece derece. Bir farkla, komplocularda sütsağanlardaki farkındalık yok. Olanı da aynı türden değil. Tanıdığım bazı komplocular bilimden sosyal bilimden gayet haberdar (mesele süzgeçle süzek.)

Peki niye? Görünür sebep çok. Bence işin görünmeyen tek bir kaynağı var. Akliyatla bilgi edinmediklerini biliyorlar. Bunun yerine nakliyata yönelip bilginin güvenilirliğini nakliyattan, nakledenden sağlıyorlar (hayvan temiz, yörük filan…)

Hasılıkelam, bu farkındalık kendinin farkında olmayan türden. Farkındalık var da kendine işlemiyor. (Oryantalizme benzetiyorum, hiç girmeyelim.) Kanıt yok, mesnet kıt. Bu da insanları daha kesin inanmaya, kanıtsız bilgiyi daha güçlü onamaya itiyor.

Aşağılık*** hissinin ve çatışmanın insanı komplekslere, pisikoza ittiğini Adler ve Horney gibilerin çalışmaları sayesinde biliyoruz.

süzgeçsizlik de bizi nakliyata, komploculara inanmaya sevk ediyor. Özümüzde kanıtsızlığı bildiğimizden kanıta sarılmak yerine kanıttan bir daha kaçıyoruz. Üstelik sadece bilgiyi kanıtsız kabul etmekle kalmayıp yol üzerinde bilgiye karışan yabancı maddeleri yanlış bilgileri de süzmekten beriler. “Kanıtsızlık Kompleksi” bu kaçışın patolojik hale gelmişi.

Kanıtı? Yok. Süzekden geçirmedim. Kompleksleri ileri süren ruhbilimciler çok ikna edici, kompleksler de gerçek. O zaman bu da doğru!

*Fesçi tarağı.

**Mor çiçekli, kokusu bildik kadar keskin olmasa da daha güzel kokan bir kekik türü. Doğada diğer türlerine nazaran daha uzağa kokar.

***Aşağılık kelimesi Türkçede olumsuz mana barındırdığından “inferiority” tabirinin “astlık” diye çevrilmesi daha doğru. Çünkü çocuk ana babasının kendinden üstün olduğunu fark ettiğinde kendini “aşağı” değil, ana babaya muhtaç “ast” görüyor. Fazlası için: “İnsan Tabiatını Tanıma, Adler. Çeviri Ayda Yörükan. Kapağına “Sanat” ilave edilmiş tercümelerinden uzak durun.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın