hormonsuz yaylar, GDO’lu oklar (1)

-hormonsuz yaylar, GDO’lu oklar ve okculuğumuzda bir terimler karmaşası-

kelimeyi okuduğumda doğru mu okudum hayal mı  gördüm emin olamadım ilkin. bi daha bakdım, sonra bi daha…

aklım aksini söylüyordu ama yok, kesinlikle doğruydu. “organik” …

hayır hayır, manavda ya da mahalle pazarında değildim, evimde, rahatsız, ucuz sandalyemde, bilgisayar karşısında oturuyom. organik sözcüğüyle bi alıp veremediğim yok, ama o saatte o kelime olmaması gereken bi yerdeydi. “organik yay” diyordu,  daha doğrusu”yeni yaptığımız organik yay…” oysa benim bildiğim organik olan şey müdahale edilmemiş bitkisel mahsül filandır. öyle on on beş parçalı bir yay değil. organik malzemeler dense, hadi neyse ona razıyım.

gözlerimi kırpışdırdım, (gözlüğüm olmadığı için çıkarıp hohlayıp silemedim malesef) eyicene baktım, “organik” kelimesini olduğunca doğru görmeye çalıştım. artık yakinen biliyordum ki doğru okumuşum. ben doğru okudum ama okuduğum şey doğru değildi. yanlış şey doğru okunur mu, doğru olan yanlış olur mu, bu meseleyi horasan erenlerine ve yonan filozofu sokratese havale edip geçiyorum, bu yazıda emelim başka, uğraşasım yok o yüzden.

kısaca görüşümü söyleyiverip geçeceğim, yahu, organik tam da insan eliyle olmayan demek değil miydi? belki de yanılıyorum. GDO’lu hıyar, hormonlu tomatiz, suni gübreli pate, aşılı garpız… bunların karşısında yiğitce, gururla duran; belki insandan yardım almış, amma velakin tüm aksamı tabii ve gayr-i inorganik, dosdoğal şey. yani meyve, yani sebze; alma, ayva, armıt… salatalık, patates, gabak…

organik salata yok mesela (bence olmasın), organik sebzelerden yapılan salata var. adı üstünde salata, ne bulduysan doldur içine (tuzun organikliğini tartışmıyorum burda şindi, lisede sözel bölümdeydim kimya bilgim lise 1 seviyesinde hala)

kelimelerde “ben eyi bilirin” olmaz, TDK sözlüğü açıp bakıyom:

organik   İng. organic

Kökeni bitkisel ve hayvansal olan (özdek).

 BSTS / Kimya Terimleri Sözlüğü 1981

alıp burdan yakarsan çok da şeyetmeye gerek yoğ’umuş aslında, ama hani gene de gönlüm organik tabirini bileşke malzemelerde kullanmaya sovuk bakıyor,  yayda okda kullanılması bi yana zaten. ilanı yapan da muhtemelen böyle demek istedi, ama artık organik kelimesinin oturduğu bi bağlam var ve bu onun dışında. hele de okculuk bağlamında zaten organik yay diye bi terim yok. çünkü yay imali bir zanaat, okculuk da temel bir talim ve her ikisinin terimlere ihtiyacı var, gelip geçen gündelik tabirlere değil. terimleri mi? istemediğiniz kadar var hem de.

“boynuz yay” en genel, ve de en doğru tabirdir bence bu konuda. türkcede olan amma pek bilinmeyen “bileşke yay” dersin, olmadı daha bilinen adıyla “kompozit yay” dersin, olmadı anlaşılsın diye “çok parçalı yay” adı verirsin… bunların hepisi de “hormonlu yayı(!) da içine alır ama kimse öyle anlamaz, çünkü onların adı var zaten. lamine, sentetik, fiberglas… hah, dananın kuyruğu da zaten burda kopuyor, çünkü organik dediğimiz yayların da bi adı var, ayriyeten ayırmaya gerek yok. şu dersin, bu dersin ve konunun yabancısı olanlara kısaca tarif edersin; amma bilen için buna hacet yokdur. tarihi yayların kendine göre genel adlarına dahi hacet yokdur, yazana da kimse niye yazdın demez ancak. türk yayı, osmanlı yayı; 15. yüzyıl memlük yayı, ingiliz yayı, kore yayı, japon yayı… yaydan anlayan ilk bakışda bilir zaten neyin ne yayı olduğunu, boynuz dedin mi de gerisini anlar, organiğe hacet yok. acemisi de zaten hiç anlamaz, ha organik ha GDO’lu, tarife ne hacet. öğrensin de gelsin hatta.

lafı organik ve sıhhatli, leziz yaylarla bunca uzatmamın sebebi girizgaha yol açmakdı, açıyom şindi:

bu yazının konusu, genelde türk okculuğu, özelde de osmanlı okculuğundaki ıstılah ve terimlerin yürekler acısı vaziyeti (hakkındaki şahsî görüşlerimdir -hadi ikisini de yazalım da “ıstılah nedir abi?” diyen çıkmasın-)

başından söyleyeyim, yazarken öztürkceci, milliyetci, osmanlıcı veya yabancı kelime düşmanı bir pozisyon alarak yazmıyorum, ki bunların hiçbiri de değilim (en azından ben öyle düşünüyorum) ve bundan yola çıkarak söylediklerimin tenkidinde görüşlerime değil de bu saydıklarıma yapılabilecek eleştirileri en baştan yok sayıyorum.

sırayla gitmeyecek olsam da en başdan başlamak en kolayıdır, öyle yapalım. türkiyede yapılan tarihi okculuğun isminden veya isimlerinden başlayalım mesela. “geleneksel türk okculuğu” deyince hemen herkes neyin kastedildiğini anlar. amma bana soran olursa, ki oluyor, bu tesmiye tek başına birden fazla yanlış okumanın ürünü. türk okculuğunda geleneksel olan şeyler olabilir, ama kendisi değildir, ondan eminim. tarihde hiç bir türk topluluğu yokdur ki okculuğu “gelenektir” diye yapsın, kaldı ki bu dalda aynı ad verilen  ingilizler, macarlar, koreliler, moğollar yapmış olsun.  gelenekler evvelden beriye olageldiği için yapılır, aksi çıkana kadar sorgulanmaz, üzerine düşünülmez, öylesine yapılır gider. okculuk ise belirli bir amaca, hatta ihtiyaca yönelikdir, savaş talimi, idman, spor, gösteri, tutku… bu isim modern dünya insanının eski tip okculuğa verdiği bir isimdir. yeni okculuk türlerinin asıl, gerçek okculuk olduğu, eskisinin de talim, teknik, ayrıntı bakımından kıt olduğu  zehabına yol açar, ki o amaçla verilmiş olması muhtemeldir.  ve eğer bu doğru ise tam bir cehalet örneğidir.

bir örnekle açıklamak gerekirse, osmanlıda menzil atışlarının tonla geleneği vardır. ammaa, menzil atışı kendisi gelenek değildir, ondan çok ötedir. üstelik gelenek olmayan, amma kaide ve norm olan tonla şey daha vardır içinde. tutup topuna “geleneksel” demek hem bir zihin tembelliği, hem de ucuzlukdur.

geleneksel türk okculuğu ifadesindeki bir diğer mesele de kesişme ve ayrışma noktalarının tahmin edilmemiş olmasıdır. çünkü türkiyede yapılan okculuk, türk okculuğu olmakdan ziyade osmanlı okculuğudur. türk okculuğunun içinde olmakla birlikde, onun kendisi olmakdan ziyade içinde bir disiplin olarak düşünülmelidir. ki bunun farkında olup “osmanlı okculuğu” diyenler de vardır. ancak osmanlı demek türk, türk demek de osmanlı demek olmayabileceği için ne amaçla söylendiğine bakılmalıdır.

örneğin sırp okcuları da 14. asırdan sonra sırbistandaki mevcut okculuk disiplinini bırakmıştır ve osmanlı okculuğunun şemsiyesi altına girmişdir. zaman geçdikce de tıpatıp osmanlı okculuğudur, hemen her şeyiyle türk okculuğuna tabidir -öyle ki osmanlı idaresi belirli yerlerde “yay vergisi” koymuş, ahaliden/ilgili esnafdan senelik belli miktarda yay taleb etmişdir- ama bugünden ad verirken türk/osmanlı okculuğu değil, sırp okculuğu denir, tabi bu konuda kapsamlı bir terminoloji çabası hiç olmadı). ilaveten, türk okculuğu derken osmanlı okculuğunu kastederek memlük okculuğu, ve genelinde kıpçak/tatar okculuğu -memlükler diğer kıpçaklardan farklı bir disiplindedir ama bu konumuz değil- iran’da safevîler-kaçarlar, hindistanda babürîler göz ardı edilmekdedir. üzerine en çok yazılan tarihi okculuk disiplinlerinden biri olmasına rağmen türkiye dışında da, avrupa, amerika ve kanada da bu tavır mevcut. bir farkla, benim türk okculuğu olarak saydığım bazı disiplinler ayrı lee alınmakdadır.

elbette, bu saydığımız disiplinlerin ne kadarı tük okculuğudur, ne kadarı değildir tartışmaya açıkdır, ama genel çizgilere ve iskelete bakarak onları da dahil edebiliriz, yamalar ve icatları da ona mal ettiğimizin ayırdına varmak kaydıyla. şahsen “türk okculuğu” isminin kullanılmasından yanayım, ama sadece osmanlı yayına veya oklarına türk oku/yayı denip geri kalanın tu kaka edilmesinden de hiç mi hiç memnun değilim. zaten geleneksel ifadesinin bir ciddiyetsizlik doğurduğunu düşündüğüm için hiç kullanmama taraftarıyım. sebebi de, belediyelerin işsiz güçsüz ev kadınlarına, sıkılmış emekli teyzelere yönelik “iş olsun” kabilinden açtığı “geleneksel”  el sanatları sergileri, adı gelenseksel olan ama Dj’lerin turntableda scratch çektiği festivallerin bu adı kiretmiş olmasıdır. ne Djlerle, ne de keçeden çanta, tenteneden TV örtüsüyle problemim var, ancak terimler saf olmalıdır, geleneksel kelimesi ise kanımca avarelik, geçmişlik, işi bitmişlik manalarına haizdir.

bu yazıya türk okculuğu için ölüme çare reçeteler, akılalmaz çözümler getirmek için başlamadım, öyle de bitirmiyorum. ancak kendi kanaatim, bu konuda oturmuş, basit ve anlaşılır bi terminoloji oluşturulması ve disiplinler arasında net ayrımların yapılmasıdır. özellikle tüketim çağında zihinsel açıdan da tüketici olmamak açısından bu önemlidir. çünkü sadece tüketim değil, kimlikler çağındayız, kendimizi kimliklerle görüyor, gösteriyoruz. insanlar kendilerini, avrupalı, afro-amerikalı, beyaz yakalı, LGBT, demokrat, vs olarak nitelendiriyorsa esasen bu çağın ruhunda olmasının da payı büyüktür. tüketicilik ise en üst kimliklerden birisi, ve sadece para verip almak değil artık, düşünce dil olarak da tüketici olmakla karşı karşıyayız. türk okculuğunun son kalesi osmanlı okculuğunun beşiğindeyiz, yüzler, binlerle terime, oturmuş bir ıstılaha sahibiz. elbette “türk okculuğu” “kompozit yay” gibi yeni terimlere, moderin ifadelere ihtiyacımız var, olsun da. diller değişir ve gelişir, bunun tekerine taş koyamayız, okculuk da bundan nasibini alır.

ancak amacı ekmeğini yaydan çıkarmak olan bir avrupalı yay ustası kendi modeline “şort” dedi diye her seferinde o yayı uzun paçalı kilot diye adlandırmak zorunda da değiliz. yahut tüm dünya metrik sistem kullanırken modern okculuğn başkenti amerika diye yayların sertliğini libre ile belirtmek zorunda da değiliz. libreyi kilograma çevirmekde isabetli olan okcuların sayısının çok az olması da bundan ileri geliyor. oysa filanca yayın ticari adı dışında da adları vardır, osmanlıda yayların hilal kuramı, tekne kuramı vardır, tutamı, okkası, dirhemi… bunların hepisini kullanmak da şart değildir, ayrıyeten bir okuma ve çalışma gerektirir çünkü. ama ülkemizde neredeyse hiç bilinmeyen bi amerikan ölçüsü olan libre, inç gibi ölçülerde de tüketici olmamak, biraz ayak direyip yerelleştirmek gerekir.  bunlar hem pratik değiller, hem de hemen her seferinde metrik sistemde teyit gerektiren bir güdüklük içindeler. bilmeyenler için kısaca söyleyelim, metrik sistem hem ağırlık, hem uzunluk, hem de hacimde onluk sisteme göre artar, 10-100-1000. okculukda sık sık kullanılan libre, inç feet gibi birimler ise götü başı ayrı oynar, asla bi araya gelemez. halihazırda kullandığımız metrik sistem moderin adandırma için en kolay ve en doğrusudur, onu kullanmak, ve herhangi bir kelime özelde okculukla ilgili bir terim olacaksa da biraz hassas davranıp var olanı bulup ihya etmek, yoksa karşılık getirmek en tatlısıdır.

yoksa adı türk okçuluğu, kendi güya osmanlı kemankeşliği, yayları GDOsuz ya da hormonlu, okları çubuk (endamsız), temrenleri biçimsiz demir döküm, şort… adları ve ölçümleri her yay tüccarında yenilenen bir garabetle iştigal edeceğimiz kesindir, ki ediyoruz da. baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş, diyen şair bakinin kendisi de baki kalmadı, amma sadası asırladır bakidir, sadalarımız keşke hoş olsa.

(devam edecek)

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.