Mektup-I

Günaydınlığım,
Kilo vermene gerek yok, dedi dün doktor bana. –Bu kadar ilaç içmesen? Olur tabi- Ama spor yap. Benim spordan anladığım, koşmak. Yorgun düşene kadar. O vakit de kalbim ağrıyor. Diyemedim bir türlü. Yine geldi mesele içtiğim ilaçlara. Yüzün, dedi, elinde mercekle. Yüzüm? – O kadar belli oluyor mu doktorcuğum?- Yüzünde de çıkmış. Çıkan ne mi? Papüler ürtiker tanecikleri. Kırmızı, minik, sevimli. Aman kalsın. İstemem.
Seher serinliğim,
Bir sen varsın derdimi, derunumu açtığım. İçine kapanık, kalabalıkları sevmiyor diyorlar ya, iyice kapanasım geliyor senin yüzüne. Sen gibi yüzüme gülümseyen yok. Bilseler ne, bilmeseler ne? Hiç konuşmasam kimin derdine? Çok konuşsam, laf taşımacılığı yapsam konsomasyon mahiyetinde. İnsanların gelmişini geçmişini bırakmasam oturduğum yerde. “Hayır, onu geçtik, geçenki halleri neydi öyle? Geç otur kız iki dakika, kahve söyleyeyim.” Ayakkabılarına çamur atsam, gözlerine bahane bulsam, sözlerini suratlarına, daha ileri gidip sıfatlarına çarpsam tokat gibi. Oh mis. Fakat gereksiz. Uygun adım. Dön geri. Sessiz insanlar korosundaki yerini al.
Hazır!
Ateş!
Aldırma sen bana. Sessizlik en büyük ceza.
Dalgakıranım,
Artık yaz. Sana yazmalarım da geç vakitlere kalıyor böyle. Karşı tek katlı evdeki delikanlının parmakları akortla meşgul. Sazın sesi, hüzün katresi. Biliyor musun, geçenlerde hikayesini okurken, her fırsatta eline sazı alıp dert ağlayan Kerem’i hiç garipsemedim. Acılar aynı, suretler ayrı sadece sevgidolum. –Bu sevgi sözünü geçen gün çok irdeledim, çok vurdum yerden yere, darılmadın umarım.- Sessiz sessiz balkonda oturuyorum. Bir sigara tellendirmek istetecek kadar narin dokunuyor tellere. –Sigara içemem ben, burayı geçiyorum.- Beyaz ışık. Beyaz güneşliklerin deniz kokulu akşam esintisiyle cilveleşmesi. İsmi ne bu çocuğun? Bilmiyoruz. Perdelerin ardında o da sazla dans ediyor belli ki. Kara düzen bilirim. Karat-tıl-mış, altüst edilmiş düzenler. Bu çocuğunki öyle değil. Değişik vuruyor tellere. Gitar da çalıyormuş, ondan olsa gerek. Tek kişilik orkestra. Hem çalıyor, hem söylüyor. Sesi, kadife. Mor bir kadife. Yalan Dünya’yı söylüyor. Perdenin ardından sazın salınmaları, salınmalara eşlik eden geniş omuzlar. “Hep sen mi ağladın, hep sen mi yandın?” Sorma. Dertleşesi geliyor insanın. Efendime şöyle söyleyeyim: Kendi halinde seyreden gemi, sonra onu batıran bir yük. O yük benim. Kocaman bir gemiyi batırayazdım. Tabi ki, isteyerek yapar mı insan?
“‘Yapma’ demiştin, ‘sakın gelme, görmek isteme beni’ demiştin. İstemeyebilseydim inan gelmezdim. İstemeyebileceğimi aklımdan hiç geçirmedim.”
Caniçre huzurum,
“Hayat devam ediyor anne!” diye bağırmıştı bir kere de. Saz, söz, gitar, yetmedi mi artık; baban gitti, anlamıyor musun diye çıkıştığında bir tartışmada annesi. Yine perde arkasında oldu bitti her şey. Kapılar çarpıldı, bağlamayla gitarın boynu büküldü bir köşede. Baba acısı başladı bu kez hüzzam namesine, ağırdan ağırdan. Babanın hayali yine kuruldu baş köşeye. Olanca heybetiyle. Yaşını sordum geçenlerde. Yirmilibirşeyler. Adı yok. Okul, yok. Yokluğun içinden bir gül ağacı çıkıyor.
Gülpembe. Aslında sevmem pek. Kadife sesiyle tekrar dokuyor şarkıyı ilmek ilmek. Kuruttuğum güller. Birbirine bağlanmış üç papatya. İğde çiçeği kokusu. Sorma, bahar geldi ya, teyakkuzdayız artık. Yaşasın antihistaminiklerin tahakkümü. Hapşırıklar, gözyaşları. Utanıyorum, her bahar hüzünlenirim ben demeye, alerji deyip geçiyorum. Hazır papüler ürtikerim de varken. Bahanelerim çok. Balkonda, tellerin titreyişine emanet ederken geçmişemaziderler günlerini, hazır hava buram buram çiçek kokarken, haydi diyorum, başla. Bir-ki-üç. Yaşlar pıtır pıtır eteklerime dökülüyor. “Sevdan Bir Ateş”. Senin alev gözlerin. Öyle güzel söyledi ki, öyle can aşıladı ki kendimdengeçmişliğime, aferin sana çocuk dedim, sarı duvara asilikle karalanmış “Gitmem Gerek Bu Şehirden”i getirdin bana. Kaç şehirden gittik, kaç şehirden geçtik sonra. Her şehirde bir şarkı bıraktık. Sonra şiirler:

“ey iki adımlık yerküre
senin bütün arka bahçelerini
gördüm ben”

Senden gelecek, hallerinden bir hali bildirecek iki satırı beklerim. Perdelerin ardından delikanlı da eşlik eder bana. Yalnız sayılmam artık. Ben ağlarım, bağlama inler.

“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen”.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.