Düşsesler-2/Köpeklik

Etme-bulma değil, ezme-basma dünyası. Çiğnemek insanı adam ediyor. Kurulu düzen sessizi yerle bir ediyor. Bunca insanın içibnden geçip gittiği bir hengame, kocaman bir aldatmacanın içinde kurduğu başka bir kendinikandırmaca almaşığı. -almaşık mı?-
Piyanonun sesi gittikçe yükseliyor. Parmaklar daha güçlü iniyor tuşların üzerine. –Yakışıklı çocuk, buralı değil herhalde.- Ah benim iki yakasını bir araya getiremediğim boynu bükük günlerim. –Yalnız değilsin, korkma-
Havada asılı kalan bir gülüş. Gaddar pişmanlığı. –yazmak günah mı Allah’ım?- Bir kalbi yerinden söküp kurda kuşa yem etme iştiyakı. Timsah gözyaşları. Müsebbib gururu. Ben diyebilme saadeti. Devasa bir aldatmacanın başkahramanının “Allah hayrını kabul etsin” sahtekarlığı. Beni kandırdığını biliyordum. Ona da bile bile inandım. Yalnızca dünyanın istediğini, dünyadan istediğini ona verip üzerimden yükü atmak, başımın gözümün sadakası olsun diyebilmek için. Bir belayı def edercesine başımdan. Susturmak babındaki bir tamam. Pes. Benden bu kadar.
Dönerci çırağının aldatmasına aldırmadan devam edebilmek. Gücümü toplayıp birkaç adım. –Aferin.- Anne köpek ayaklarımın dibinde. Kara gözlerinde bir “sev beni” yakarışı. Usul usul gözlerini kapatıyor. Bir başkası onu korkutuyor.- Anne ben de korkuyorum.- Üzerine saldırıyor. İnsanlar kaçıyor. –Korkma ben buradayım.- İri ve hırıltılı bir köpek. Etrafa korku salıyor. –Şiir mi yazıyorsun? Yo, hayır, ben şiir yazmayı bilmem ki.- Yaklaşmayın ısırır.
Neden korktum ki? Neden kaçtım? Köpek deyip geçme. Bir hakkın üzerine bir başkasının çörekliğine şehadet etmenin acısı. Anne köpeğin yalvarırcasına gözlerimin içine bakışı. –Allah’ım elimden bir şey gelmiyor. Ellerimden bir şey getir Allah’ım.- Kendi elimle kalelerimi teslim ediyorum bir bir. Al bu senin kurbanın afiyetle ye. Son bir saat kırk beş dakika. Sonra tümüyle senin. Eti, kemiği, ruhu, teni, hepsinin tek hakimi. Bir taş da ben mi atmalıydım? En masumu ben olabilir miydim? Isırılmak pahasına almalı mıydım bir mazlumun hakkını? – Korktum yine.- Hani delifişek idi adım, hani haksızlığa dayanamazdım?
Her şeyin kendi ellerinde olduğunu düşünenlerin, bu yalana kendilerini inandırıp güllük gülistanlık hayatlar sürenlerin karşısına koro halinde geçip kahkahalarla gülmeli. İki köpeğin arasına atmalı ve acıyı izletmeli. –Kader ise gönlümü kani kıl Allah’ım. Kalbin de bir iç aklı var, bilmiyor muydun?- Meydanı boş bırakmamak ile meydanı boş bulup fırsattan istifade etmek arasında zikzaklar çizen hayatlarımız. Gurur duyuşlarımız. Aynalardan kendimizi sevişlerimiz. Aynı şehirde köpekler hiyerarşik bir düzende var olmayı öğreniyorlar. Nereye gitsem benim de hep önüme apartmanlar çıkıyor. Anne köpekle anlaşıp dertleşip acılarımızı birleştiriyoruz. İkimizin de sesi çıkmıyor. Ben de bir masanın yanından geçememiştim bir seferinde. Kimse olmayınca bize düşüyor demişlerdi. – Efendim hoşgeldiniz.- Salonun ortasından geçmemeyi tembihlemişlerdi. Güçten korkmayı belletmişlerdi. –Bundan hiç korkmadım.- Her şey her şeyin kurdu olabilirmiş meğer.
“Tamam Efendim” dedirtiliyor bir köleler topluluğuna bir ağızdan, haydi hep beraber, son ki üç. Aklı olan için bir köpekle aynı safta olduğunu anlamak için çok vakte ihtiyaç yokmuş demek.
Bir acıyı sonlandırmak için ortalama kaç damla yaş gerekir? Tanrım geri döndürememek de kader midir? Yolculuk nereye? Adıkaraşehre. Burada yirmi tane daha var bunlardan. Bu dedi siyah anne köpeğe. Sensin bu. Uysal değiller. Çünkü bir Ali kıran baş kesenle yüzleşmekte her an. Nasibini bir başkasına teslim etmenin asabiyeti.
–Öyle deme evladım, kimse kimsenin rızkını yiyemez, girme günaha. –

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.