Hastane Notları

“Fenalaşan hasta nerede?”
Kimmiş fenalaşan yahu demeye kalmadan kırmızı deri kanverme koltuğuna başım tekrar düşüyor. Biraz dinlenin. Kusacağım hemşire hanım, tutmayın beni. –son nefesinde bile insanlara siz demekten vazgeçmeyecek olan bir hal bekçisi olarak ben- Tam sırası, içimde günden güne yumaklaşan bu derdi yapan neyse kusacağım. Biraz sakin. Alkolün ferahlatıcı teması. Alnımın üzerine gidip gelen ıslak pamuk. Keşke sesleri de duyamasam. Hep duyarım. Gözlerimin önüne parlak gri bir perde iner. Sesler uzaktan da olsa yankılanır kulaklarımda. O zaman daha yedi yaşındayımdır. Beyaz yakalık, siyah önlük, beyaz saç tokası ve beyaz süveter. Dışarıda yağmur şıkır şıkır. Beni açık havaya çıkarıyorlar. Yağmurun sesi ve serinliği. Parlak gri perde açıldım açılacak. Müdür yardımcısının “kolonya getirin” çığırtıları. Az daha bekleyin öğretmenim.
“İlk defa mı oluyor böyle?”
İşin aslı şu hemşire hanım: kırmızıyı çok severim ben. Öyle böyle değil. Üç kuruş fazla olsun kırmızı olsun diyen çok eli sıkı davranmış. Vicdansızlık, adilik etmiş afedersiniz. İçimde mütemadiyen dolaşıp duran şey de kırmızı, kudretten. Hiç çıksın istemem. Bu aslında üçüncüsü. İkincisinde, annem başımda. Neye uğradığımızı şaşırıyor, sinir-harbi-gülümsemesine yakalanıyoruz. Bir şeyim yok anne. Ne ara geldi sedye falan? Baban da dışarıda fenalaştı. Çocuklara ufacık bir şey olmayagörsün. Çarşaflar bembeyaz. Yan yataktaki kızın parmakları mosmor. Tansiyonunuz çok düşmüş. Ayaklarınızı yukarı kaldırın. Ezberbozmaz: Yiyecek bir şeyler var mı yanınızda. Annemin tatlı, susamlı bisküvisi. İyi baktınız mı, kanıma bir şey olmamış değil mi? Biraz daha dinlenin.
Ölüm de böyle bir şey olsa gerek. Olan biten her şeyden haberdar olup kılını bile kıpırdatamamak. Serap hanım, şeker getirebilir misiniz? İstemem diyemiyor insan. Kısa zamanda karnıma doğru seğirten bir tatlılık. Gözlerimi açıyorum sonunda. Gitmem gerek. Bırakın beni. Yolda düşer kalırsınız, olmaz. Bulantım şiddetleniyor hemşire hanım. Yere bakmayın. Allahım, yine perdelerin ardı, hemşire sedyeyi kilitliyor. Olur da vücudum da bulanıverir diye. Gözlerim açılıyor yavaş yavaş. Yüksekçe beyaz tavan. Tozpembe duvarlar. Konferansa katılacak personel. Evde bakım hizmeti için aranacak numara. El temizliği nasıl yapılmalı? Önce avuçlarını açıp tövbe edeceksin. Ne yaptımsa kalbime ben, bu ellerle yaptım, bağışla Rabbim, temizle Rabbim diyeceksin. Kimseniz yok mu yanınızda? Hemşire hala alkollü pamukla yüzümü, alnımı siliyor. Yok, yalnızım. –Bu şehirde bir koluna girip yürüyebileceğim olmayacak kadar yalnızım- Hemşire sorduğuna pişman. Sorulara aynı makinavari cevap veriliyor bulamaç beynimce: nasılsınız, daha iyi. Nasılsınız, iyice. Nasılsınız, teşekkür ederim. Gözünüzü kapatın, biraz daha dinlenin. Peki. Gözlerimi kapattıkça rüyalar gerçek oluyor. Yine geliyor. Rüyaların bizim için kayda değer bir önemi yok. Ya irkilmelerimin doktor, uyku ortasında? Çocuklarla konuşuyor, tatlı tatlı. Anneannemlerin evinin beyaz trabzanlı beton merdiven girişinde oturuyorum. Gülümsüyor. Gurup vakti ılıklığı gibi. Gözleri yine balkahvesi. Yine gitme diyemiyorum. Telaş içindeyim, o yana bu yana. Dikenüzerinde tedirginliği. Omzuna bir güvercin konmuşçasına. -Sakın kıpırdama.- Gelmek temalı bir rüya. Her rüyada geri geri yürüyorsun adımlarını. Git demiştin, anlamıyor musun, biz öldük demiştin ya –olsun yine de biz demiştin- o da rüyaydı değil mi? Balgözlerinde gördüm acısını bir başka rüyada. Siz bilmezsiniz onu diye başlamışken çocuklarla muhabbete, çimenlerin ortasına düşüyoruz. Yemyeşil. Genç kızlar etrafımızda. Biz de oynayabilir miyiz sokuluşuyla giriyoruz daireye. Tüm mutluluğun avuçlarımdan bir kumru olup kanatlanıyor. Sonra, hemşire hanım, çıkmış karşıma “başka bir kalbi anlayamazsın ama affedebilirsin” diyor. Bu da nereden çıktı? Ben affetmek falan istemiyorum ki. Hem nasıl affedilir onu bile bilmem ben. Maalesef hassas kalbim, çok beğendiysen al senin olsun.
“Sıkıntıdan olacak herhalde, terlemişsiniz biraz. Şunu da için, şekerli, iyi gelir.”
Açılan pencereler.
Ağaç kokusuyla buluşan hastane ağırlığı.
Hayır, kan değil beni tutan. Eteklerimde bir dünya taş var.
Kaldıramıyorum.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.