Keşmekeş

Hadi, gayret, bu sefer oldu olacak derken, pimi çekilmiş de ben etrafıma şaşkın şaşkın bakarken patlamışçasına dağılan, biriktirdiğim ne varsa. Bir türlü atamamışım düşman siperine. Zayiat hep mi bizden? Hâlbuki çok mu şey istiyorum demek istiyorum saçlarınız muhteşem olmuş diyen güvenlik görevlisine, vermek yahu, bir hayatta, dişimden tırnağımdan arttırdıklarımı. Sığacık’taki o balıklar gibi mezata çıkarsam kalbimi, alıcısı çıkar mı dersiniz? Görevli, şaşkın bir ifade ve boş bakan gözlerden ibaret. Neyse diyorum, olur öyle bazen.

Aslında şöyle: Uyumak için ilaç alıyorum. (Hayatı olduğu gibi kabullenmek o kadar da kolay bir şey değil.) Uyanmak için kahve. Yatışmak için sigara. Üst üste birkaç tane. İçim yanıyor. (Nefes alırken ciğerlerime doluyor duman.) Soluklarım sıklaşıyor, yüzüm soluyor ve bir sıkımlık ventolin. Sigara diyordum değil mi, sigara genzimi kavuruyor. Çok oldu, yapma. Çakmak yanmıyor, zor tutuşturuyorum. (Hani sen sevmezdin?) Bugün nasıl oldun? Buralar tehlikeli sular, lütfen bariyerden ötesine geçmeyiniz. Cevap vermeden önce, dakikalarca, minibüsün penceresinden tanıdık yolları izliyorum. Bugün nasılım? Bir kendime sorayım. Olmadı, pas diyorum. Bunu geçelim. (Beni insan niye merak etsin yahu?) Geçemedik değil mi, bir sigara daha. (“İçme bu kadar hap, kendine acımıyor musun?”) Parmakuçlarım tütün kokuyor. Bir şeyin mi var? Hayır, diyorum, yok bir şey. Yokluk içindeyim ve hala onu bile paylaşmak derdindeyim. Bizi tercih edeceğiniz için teşekkürler. Aynı ses büyüyor içimde. Bir yere varası yok bu yolların. Benim bir yere gidebilesim yok. Ey kervan! Toplanın geri dönüyoruz. İyi de ne oluyor? Bir ses için mi bu hıçkırıklar? Dedim ya, bir daha iyileşmez bu yara. Bağrış çağrış kervanda, develer huzursuz, dışım kalabalıklaştıkça ancak susturuyorum içindeki sesleri. Bir “proxima estacion” kadını uyuyor içimde, şştt, sessiiizz. Hangi abaya elimi uzatsam eğreti duruyor üzerimde, bir silkinip düzeltemiyorum. O kadın gölgelere bırakıyor başını, ağlamıyor bile. Ağlamak senin neyine diyorum. Ama diyorum, alışmış mıyım neyim, hani ağlasam bir rahatlık gelecek. Perdeler açılıyor, takdim yapılıyor ama beklenen rahatlık gelmiyor bir türlü. Demek ki bir işi çıktı diyorum, yoksa kesin gelirdi. Bir ağlasam diyorum, “Yanındayım.” sesinin eksikliğini hissetmeyeceğim bile. Aynı noktada kırılıyor kalplerimiz Cemil Meriç’le. O Lamia’sına koşuyor, ben mandalinalı kolonya almaya.

Ha, bu arada, papatyaları da telef etmiyorum artık. Başını koparıyorum ve direkt sevmiyor. Papatyalarda hiç itiraz yok, halden anlıyorlar.

About

View all posts by

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.