Mahmutpaşa

Abla! Çeyiz, gelinlik, nişanlık…Gel abla gel!
İstanbul yahu burası. İstanbul.
Abla gelinlik?
İstemiyorum dedim ya!
Ablanız da batsın, kat kat dantelalarınız, kırık beyaz sateniniz, straples bilmemneniz de. İstemez! Tüm çeyizleri bir evlilik teklifinin önüne serin, sonra oturup hep birlikte mutlu sonu izleyelim. Oğlum bize iki çay, biri açık! Siz yine de bırakın beni, tramvay sallar benim içimi. Ben bi’ de uçaklara dalarım. İniş takımları açıkken nasıl olur ya diye şaşkın şaşkın izlerim gökyüzünü. Gelen gider. Gelen gider. Dağılır topluluklar fotoğrafın ardından, adı aşk olur. Adam asılır kemençeye, bir bebeğin babası gelir uzaklardan, utanmam, bebek benim olsun isterim. Bal rengi gözlerini bağrıma gömsün, mışıl mışıl uyusun isterim. Tramvay sadece Ayasofyanın önünden geçsin, durup dinlenmeden, sayısızkerelerce, sayısızkerelerce onun azametinin altında insanlığımla ezilmek isterim. Sonra on sekiz yaşlarında delikanlılar kahve dükkanında, kahve tanelerince ezilirler, düzgün kaşları, gözleri. Gözleri kahve-rengi. Bir yeri mi arıyorsunuz der güvensizgörünümlü bir satıcı – devir belli anacım, güven mi olur kimseye – mahmutpaşa çocuğu kesilirim birden, kendi kendime abla derim, gel bi’ bak n’olacak, çeyizlikler, gelinlikler, nişanlıklar içeride. Kızmasana ya; yaşın da gelmiş be abla.
Tel kırma yapacak annem manifaturacı amca, bana bi’ yirmibeş tane.
Kırım kırım kırılsın diye içim ve tüm geçmiş-im, siyah tüllerin üzerinde.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.