Rüya

“Bu rüya uzun bir bekleyişin sonunda hayalini kurduğu galibiyete, zorluklarla mücadele ederek hak ettiği daha iyi bir hayata, uzun süren çabaların sonunda ulaştığı kazanca, sıkıntı sonrasında umduğu kazanca yorulmaktadır.”

Balrengi gözleri. Fındık kahvesi. Eric’in “Bunun gibisini içmemişsinizdir.” dediği sıcak çikolata kahverengisi. Bir kırkikindiden sonra,  köyün girişine doğru süzülen berrak suyun kahverengisi. –ve daha neler-

Kocaman gözleri. Kıvrım kıvrım kirpikleri her zamanki gibi gözkapaklarına değiyor, usul usul. Balrengi, her türlü rengi ezip, gözlerimi kamaştırıyor. Rüya gibi. Halbuki bilirsin ben sevmem kahverengiyi.

Ama.

Seninki.

Yine ders dinliyoruz. Sen geliyorsun. Senden önce Cemal’den, Hayy’dan, Musavvir’den bir şey söyleyen gözlerin. Kirpiklerin huzurla inip kalkıyor. Adımınla beraber gülüşün, gülüşünle aydınlanan oda. Odanın tüm karanlığı benim üzerime çökmüş. –neden herkes sana bakıyor?- Beynim bir şiire, bir şiirle akıyor. Bu halini sevdim gitme kal/Çamurlar çirkefler içindeyim.

Demek istiyorum ki ben hep aynı rüyayı görüyorum. -inan ki ben de hiç anlamam bir insan aynı rüyayı nasıl görür hep- Çürük portakal rengi bir tişört var üzerinde. Etrafında insanlar. –olmaz olsunlar- Gülüyorsun sen de insanlara. -sahiden mi- Halbuki sen de kuş olup gitmelisin bir sonbahar öncesi. Sonbahara methiyeler düzerek. İnsanlar gülüşünün güzelliğinden nasiplenememeliler. -sonradan boy attı kıskançlıklarım- Mevsimler geçmeli üzerinden, belki birkaç sonbahar, gözbebeğini hareleyen balrengi solmamalı. Günsarısına çalan kahverengi, kimseyi yanına yaklaştırmamalı. Kimse “neydi gözlerinin rengi?” diye bana (neden ben?) sormamalı.- bilmem, diyeceğim bir dahaki sefere, hiç bakmadım-

Bir tebessüm, işte değdi alnıma. Düştü kanbulaşığı avuçlarıma. Elimden bir ölü geçmiş olsa gerek. Bir sinir harbi sonrası ele geçirilmiş kalbim. –yürek nedir bilmem ben- Ben de dayanamamışım artık belli ki, kimbilir belki o balonu da görmüşümdür bir uykubölen rüya sonrası, kendimi son nefesim verircesine attığım pencerede. Tüm ihtişamı ile ateş sarısı. Dayanamamışım ve basmışım tetiğe. Parazit sesler: Anlattığım gibi. Kollarını ve bileklerini kilitle. Derin bir nefes al. Ben sırtına dokundukça tetiği yavaş yavaş çek. Tamam. -Korkmuyorum.- Tam hedefe. Kırmızı gözlüklerimi de taktım tetik de korkmasın diye. Paaatt.Boşlukta yankılanan zulüm çığlığı. Karanlığa karışan bir kurşun eriyiği. Silahtan çıkan da günbatımı sarısı.

Tüm deliliklerimi sarının hatrına affediyorum. Şimdi dağılın.

Güzellik lekesini neyle çıkarmak gerekir, biliyor musun? Sıcak süt, kekik suyu, açık çay. Yükü ağırdır, ölmeden öldürür adamı. İnsan kendi kalbini avlamaya kıyabilir öyleyse? Ruh denilen, kalbin bir parçası olsa gerek. Ondan insana çok az şey bildirilmiştir.

Oturup kalıyoruz öylece. Gözlerin, zerdali kararında. Portakal çürüğüyle el ele yürüyorlar. Kirpiklerin kaşlarına uzanan yoldaki seyrini vakarla sürdürüyor. Çığlıklarım yükseliyor odanın diğer köşesinden.

Parmağım son kez tetiğe gidiyor.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.