Siyah, Saç ve Geveze Kuaförün Hatırlattıkları

“Ne güzel, dümdüz!” diyor kuaför. Elleri saçtan saça gezinen adamın saça hayranlık duyması da garip. Saç işte. Kıl daha doğrusu. Upuzun, simsiyah teller. Dümdüz.

“Öyle!” diyorum.

“Satsanıza, üç yüz lira eder, şu haliyle.”

Her şeyi satılık hale getiren adi dünya!

Halbuki geçmeliydim aynanın karşısına. Bir dostun, “O yumuk eller mi silah tutuyor?” dediği ellerimin biriyle kavramalıydım bir tutam saçı, bir makas atımı. Ta deriye işleyen çıtırdamalara aldırmadan. Sonra diğer yumuk, beyaz el, diğer tutam.

Bir kadın saçını kesiyorsa, halinden korkmalı.

Bir kadın, saçıyla çok ilgileniyorsa, ondan da.

Saçını umursayan kadından korkmalı hülasa.

Aynanın karşısında, makas darbeleriyle saçlarını yerlere seren korkusuz kadınları sevmeli belki de. Kuaförün “Emin misin?” sorgulamalarına maruz kalmayan.

Upuzun tarıyor saçlarımı. Küçük, demir makası son bir kez daha gösterip, omuz hizasında kesiyor. Saçlarıma da acımıyorum. Kadınların psikiyatriste evirdikleri kuaförlerin kamyonlar yükü gevezeliklerine maruz kalarak, elime makası alamama korkaklığımdan, bir Pazar klasiği olan “erken kalkma – kahvaltı – keyif çayı – öğle uykusu – kitap”a tercih etmiş bulunuyorum bir kere. Pişman mıyım, hem de nasıl: konuşanı susturmak çok zor. “Bilmemne filminde de olmuştu, tuz dökmüşlerdi karıncaların üzerine.” (Burada çığlık atmam, “ayyy nasıl olur yaa, yazık!” diye bağırmam falan gerekiyor, efekti verelim arkadaşlar!) Şerbetleri tam hassas kadın nabzına uygun hazırlamışlar, saçlarla beraber ruhları da toparladıklarını zanneden, iki uzun boylu, kaslı, yapmacık – güler – yüzlü erkek. “Romantizm bir ruh hastalığıdır beyler,” diyorum, hani belli ki saçma sapan bir yerlerden kalmış aklımda, (bu adamlara da oturup hayatın anlamsızlığını anlatacak değilim) yan koltukta saçlarını kısacık kestiren kadının kocasından boşanma planları ile dolup taşan kuaförün sesi de artık kısılsın, kendisi biraz daha aptallaşsın diye.

Saçıyla uğraşan kadından korkmalı dedik ya, satılabilecekler listesini güncelleyip duran kapitalist düzene yenilmeyip, bi’ saçım kalmıştı satılmadık diyerek, pasif direniş halinde de olsa, yani içten içe söylenerek kuaförün lakayıt tavırlarına, tel tel düşerken siyah saçlarım, aslında siyah da değil, saklamak, saklanmak için. Her türlü pisliği, kötülüğü örtsün diye. Şakaklarıma doğru inen ve sayılamayanlar grubuna giren beyaz telleri de. Yakmak gibi gemileri siyah. Kabullenmek gibi çaresizliği. Nehre bırakmak gibi Musa’yı.

Simsiyah. Tevekkül gibi. Kökten. Temiz iş. Gerçi durdurup soranlar olmuştu, kendi rengi mi diye. Kadınların bir de bu takıntıları var tabi: Sıkılırlar (evet kadınlar da çabuk sıkılırlar), rengini değiştirirler saçlarının, gözlerinin; sonra gerçeğiyle karıştırılsın isterler.

Tam yerine geldiniz hanımefendi.

Parça parça yere saçılmış siyah saçlarıma takılı kalıyor gözüm. Ayıramıyorum. Bangır bangır müzik.  Kadın, boşanma işlemlerini nasıl başlattığını anlatmaya devam ediyor.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.