Yol/cu/luk

Ölümü düşünen delikanlı. Sadece düşünmekle yetinen, en basit ne varsa hepsini eline yüzüne bulaştıran. Bu dünya ve öteki diye ayıran, ayirdiginda bile işin içinden çıkamayan yakışıklı genç. Denizin buharına karışan sigara dumanı. Sırtını otogarın yeşil direklerine dayanmış. Gözleri kapanıyor, hafiften.
Beyin uyuşturan ilaçlar.
Adı ilaç işte.
a. (l ince okunur) 1. Bir hastalığı iyi etmek veya önlemek için türlü yollarla kullanılan madde, em, deva. 2. mec. Çare, önlem.
Sen bi’ sus.
Bir.
Konuşup durma.
İki.
Sen ne biçim bi’ evlatsin.
Üç.
Gelme üstüme.
Uyumak için mi? Çekinceli bir evet. Bir şey olmaz. Olmaz değil mi? Kızma lütfen.
Gözkapaklarim ağırlaşıyor. Uyutur belki. Bir melatoninden daha fazlası.
Her zaman daha fazlasını iste.
Haydi konuş. Konuş ki uyuşsun beynimin damarları. Alma beni arabalarin altından. Çekiştirme sözlerinle köpeklerin önünden.
Köpekler kötü bakmaz. -Senin kalbin kurumlu.-
Arka ayağını ayağımın üstüne koyuyor, yarasını gösteriyor, gitme diyor fındık kahvesi gözlerinin içinden. Bakma öyle. Kalbimi yarsan yemyeşil zehir akacak avuçlarına, yapma. Peronlarımız 28-29-30. Beyaz bir çoban köpeği. Gözleri açık kahve ve bakışlarını saplayışı gözlerimin bebeklerine, masum, hareli, gitme deyişi, gitme, gitmemen gerek, otogar ortası şaşkınlığı ve yaşadığınız hayat değil bakışı, herkes geçiyor, koşturuyor sağa sola, peronlara giren, peronlardan ayrılan otobüsler, yanlışlık olmasın biletlerimizi tekrar kontrol edelim bu sıfır iki aracı. Bir köpeğim olsa, benim elime baksa, beni “sahip”lense, sahibi yerine koysa, öylesine, mahsusçuktan.
Adını Akbaş koysam.
Biletsiz seyahat etmeyiniz. Aklınızı başınıza alın. Akbaşın başı bir sağ bir sol. Minik sarı anne köpek peynirli bisküvi icin patilerini dizlerime atıyor. Otogar sakinlerinin-gerginlerinin saşkın bakışları: ki köpeklere bisküvi veriyor, abi hadi bisküvi vermekte bir şey yok da, konuşuyor da kız hayvanlarla. Hasta mıdır nedir. Öyle deme, köpeklerin şekerli şeyler yemediklerini öğrenmem az zaman almadı. Sonunda peynirli bisküvide anlaştık.
Keyfi yerine gelince uzanması yok mu benzin yutan otobüslerin önüne, tasasız. Karnı doyunca gelmesi yok mu peşinden, dediği duyamayan yok: gitmesen. Cevabım mutad, herkese, her şeye: benim elimden bir şey gelmez ki.
Köpeklerin karnı doydu. Melatonin midedeki yerini aldı. Denizin kokusu gözlerimi ıslatıyor. Başka bir delikanlı beyazın başını okşuyor. Aferin. İnsanın gözünün arkada kalmaması ne güzel şey. Huzurla uyuyabilirim artık. –Ölebilirim değil miydi o?-
Tamamdır beyler.
Şimdi dağılma vakti.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.