Kahrolsun Batı -1-

alyon

 

 

 

 

 

 

Öküz Baş Alyon’dan beri Bizans ile aramda alaycı bir ilişki tesis etmiştim. Nasıl etmeyeyim. Savaş alanlarında askerlerimizin eğlence kaynağıydılar. Ne kılıç kullanmayı biliyorlardı ne de ok atmayı. Kahramanımız üçünün beşinin değil, otuz, kırkının kıçına tekmeyi tek başına basıyordu. Ne gidecekleri yönü biliyorlardı  ne de vuracakları adamı.

Tezatlıklar diyarı Tarih bilgim işte bu Türk filmleri ile böyle başladı.

Ya hu; bu adamlar biz bıraksak bir iki yıla Bizans’ı kendi elleri ile bize teslim ederlermiş zaten. Çocuğun elinden şekeri alır gibi bir durummuş  bu sabah akşam övündüğümüz şey. Bizim çağ açıp çağ kapattığımız, koskoca 1453 öyle abartılacak bir şey değilmiş. Sahi savaş alanlarının beceriksizleri, fırsat bulduğunda çoluk çocuk demeden bizi öldüren ve öldürürken de hunharca gülen, ille de bizim namusumuza göz dikmiş bu tezatlık abideleri ne ayaktı?

Kim? Hangi fikri ya da fantezi dünyasını bize tarihi film sosu ile servis ediyordu?

Daha da önemlisi bir halk bu filmlerde ne buluyor ve hangi duygularını tatmin ediyordu?

Kalite taşıması ağır bir yük. İşin kolayına kaçmanın elbet bir bedeli var. Üretenlerin çapsızlığının ya da kolaycılığının bedelini biz tüketenler mi ödüyorduk?

Mesele filmlerle bitse ne ala. Tarihçilerimiz, tarih kitaplarımız da en az Bizans askerleri kadar yapaydı. Biz hiçbir  savaşta yenilmiyorduk, ortaklarımız yenilince yenik sayılıyorduk. Biz aldatmıyorduk, hep birileri bizi aldatıyordu. Biz dik duruyor hiç eğilmiyorduk ama düşmanlarımız fırıldaktı. Biz arkadan asla iş çevirmiyor, Er Meydanı semt adı değil bizim şiarımızdı. Bunu çok kutuplu, iki kutuplu, tek kutuplu dönemlerde izlediğimiz siyaset ile göstermiştik değil ! Dünyada biz kutup mutup takmaz bildiğimizi  okurduk. İki bin yıllık köklü tarihimizden süzülen, sonra İslam İnancıyla perçinleşmiş bir duruşumuz vardı ya bizim. İşte ona sığınır ara ara Değerli Yalnızlık opsiyonunu seçerdik en fazla.

Sahi ne ayaktık Biz. Biz, bize yalan söylenecek ancak günah sayılmayacak hastalar mıydık? Millet olarak, gencecik çocuklar olarak ecdadımızı sevmemiz için onların hiç olmadıkları kadar kahraman, düşmanlarımızın da öyle olmadığı halde rezil kepaze herifler mi olması gerekiyordu.

Bizim onurlu, ülkesi ve inancı için savaşan ve de bileğinin, zekasının hakkıyla savaşı kazanan düşmanımız hiç olmadı mı? Koskoca dünyada neden bu kadar eşi benzeri olmayan bir tek bizdik ve diğerleri ne kadar da birbirlerine benziyordu.

Savaş meydanlarının ahlaksız herifleri! Elbette barış zamanında da öyleydi. Hatta aradan asırlar geçmişti ve biz onların artık inkar edilemez ilmini alabilirdik ama o ahlaksızlığı o muğlak sallama alanını asla kabul edemezdik. Çünkü onlar ahlaksızlık üzerine bir medeniyet kurup sonra da dünyaya erdemli insan nasıl olur, Cumhurun katılımı, demokrasi , insan hakları gibi bir sürü janjanlı laf ediyorlardı. Biz geçmişlerini bilmesek bize de yutturacaklardı.

Afrikayı sömür,  Asyayı sömür, Amerikayı sömür milyonlarca insanı öldür, zenginleş, ondan sonra başla medeniyet pazarlamaya. Medeniyetin beşiği bu topraklardı, Abbasiler döneminde, Emeviler döneminde bu coğrafyada ilim bilim ne haldeydi bilen biliyor. Endülüs? Sen Endülüs’ü biliyor musun? Avrupa birbirini doğrarken İslam diyarlarında ilim bilim tavan yapmıştı. Sonra da Müslüman alimlerin isimleri ve Batı eleştirisine son.

Sahi Batı ne yapmıştı ve biz ne zamandan beri reaksiyoner bir toplum olmuştuk.  Her şeyi Batı üzerinden konumlandırmaya, bir öteki üzerinden karalamaya ve ya aklamaya başlamıştık. Biz kendimizi nerede bırakmıştık, Biz ne zamandan beri başkalarının oluşturduğu  kökü olmayan bir şeye dönüşmüştük. Bir şeyin gölgesi gibi bıçak saplasan kanı akmayan, hareket kabiliyeti olmayan, şekli zamana, ışık aldığı açıya göre sürekli değişen ruhsuz bir şeye dönmüştük?

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.