Şeyin Üç Beşi

Adına bakmaya üşendiğim…

Bir kitapta ne olduğunu öğrenmenin, anlamaktan çok anlatmaya yaracağı için, bende garip bir his hasıl oluyor. Belki bu bencilliğin, belki de içindeki bir parça mahremiyetin bana vereceği lezzeti elimden alıyor.Uykularımı kaçırıp kaçırıp beni bir köşeye atacağını düşündüğüm his. Kökü neredeydi? Bu heyula nerede ivme kazanmıştı? Bölüp parçalamak mümkün müydü? Yoksa kolaya kaçıp açıklamanın zorluğundan bütününe mi atfetmeliydi insanlığın. Elbet bilmiyordum. Bilmiyordum ve yine bir his, ne çok şey yükleyebiliyordu bana. Beni aşan ne çok şey. Çünkü insan yanlışı isteyen güçlü yanıyla çatışarak tüm gücünü tüketiyordu. Tam o esnada dediğin bir esnada, ne hayatla ne yazıyla alakalı bir öpücük kondurmak Tanrının ben mutlu olayım diye yarattığı güzelliğe. Beni gerçekten mutlu, olayı da anlamsız kılıyor ama görüyorsun ya Tanrı yine yanılmıyordu.

İşte bu çelişkili, kopuk kopuk yaşanan yaşamda, ifrat olmazsa tefrit diyordum, birinci olmaktan aldığım hazzı, sonuncu olmaya da yükleyebiliyordum. Kötü olan, tüm ara derecelerin beni yakıp kavurmasıydı. Böyle bir ton lakırdı işte… çok şey yazıp hiçbir şey söylememiş oluyordum. Bunu biliyordum hem de ezbere. Bize iyi şeyler adında çok şey ezberletmişlerdi okulda. Küçük tüccarlar gibi yetiştirildik,mutlu gibiydik iflas etmeden önce. Elinde varsa bir şey, o şey iyi olmalı, güzel olmalı ki müşterin kimse kabul bulunmalıydı. Tam böyle tüccar müşteri ilişkisi için,görüldüğünde de vay be adam ne yazmış dedirtecek afili bir sözü taşıyordum güya; “İstediğinde güldüremeyen bir soytarı, bu işi mutlaka sanat için yapmalı”. işte bu tüccar müşteri ilişkisi benim derdim, becerip alaka kuracak derinliğim yok ama içimden ah bu sanayi devrimi diyesim geliyor. Ondan sonra oldu olan ve biz lanet sayılarla boğulduk. Öyle içli dışlı olduk ki sayılarla, sorsalar hepimiz sayılardan oluşuruz, ölçemiyoruz ama oyuz biz. Her ben yaptım, sen yaptırdığının rakamsal bir değeri var. Hepimizin tepesinde gözükmeyen bir değer var. İşte bunun üzmemesine üzülüyorum.

Toplumun ortalaması alınmış, sayılar ona göre dağıtılmış. İş için bakıyorlar; bize beş gözüküyor mesela, aşk için aranırken; altı, halısahaya çağırılırken; yedi, makyajlı; sekiz niceleri, makyajsız; altı gözüküyor da adını başka başka şeyler koyuyoruz, ayıp olmasın diye. Çok sayılıları çok seviyoruz aşık oluyoruz, Çok sayılıların çok taliplerinden kaçınca farklıyız biz ve biz bunu çok sayılılar kadar çok seviyoruz. Dedim ya garip bir his geliyor ve gerçekten ne olup bittiğini öğrenmek istesen, büyük ihtimalle insanlık tarihinden başlayan her şeyi bilmen gerekiyor. Ben bana ağir gelirken, bu yükü çekemem, bildiğim kadarıyla uydurup geçiyorum.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.