2011

“Önce rüyamı anlatayım, bir at var, sonra biraz

İlgili resim

çöl var, tavuk var, sonra çeşitli sürüngenler, sonra üzerine ay yansımış kuyu suyu var, sonra pöstekinin üzerinde ben yatıyorum. Bu resim sadece beni tanıyanlar için bana bir hediye önerisi. Ara ara size böyle öneriler verip hayatınızı kolaylaştıracağım.

Ben büyüden falan anlamam. Bana 2011’in içinde büyü ile ilgili birşeyler sormaya başladılar. Bence öyle bir şey yok deme gibi bir huyum yok. Dedim ya ılımlı lafların söylenebildiği dönemlerdi. Bilmiyorum deyince de bana inanmıyorlardı. Oğlum sende bir şey var dediklerinde yok desem de faydası olmuyordu. Sıkılmış gibi yapsam daha da hoşlarına gidiyordu. Kimdi bu insanlar? Aslında bir çoğu pipileri, kukuları ve başkalarının cinsel organları ile sağlıksız, takıntılı ve yanlış bir ilişkide olan beyaz Türklerdi.  Yanlış derken ben ne yalan söyleyeyim o zaman doğru yanlış önemsemiyordum. Yani biraz gördüğümü iddia ettiğim rüyanım ekmeğini yiyordum. Mesele başkaymış. Yanlış dedim ya, aslında durumu tanımlamak için yeterli bir söz değil.

Mesela altmışlı yaşlarında bir Yahudi Teyze vardı. Evime gelip temizlik yapıyordu haftada bir. Kadının Beyoğlu’nda hanı var, geliyor evimde temizlik yapıyordu. Bir eski büyük elçi kızı şöforlüğümü yapıyordu. Kendini öyle tanımlıyordu, babam eski büyük elçi diye. Sonra alış-verişimi bir banka müdürü yapıyordu. Yani sevenlerimiz vardı. Ben bir vasıfsızdım. Hala vasıfsızım. Ama olduğumu sandıkları şey aslında bir hayaldi. O zamanki düşüncem en azından bu şekildeydi.

Ben ise evden çıkmıyordum. Çıkamıyordum. Çıktığım zaman ise beni başkalarının evlerine tıkıyorlardı. Her gelen beni de evine çağırıyordu. Evlerde tanıştıklarım bana geliyor ben onlara gidiyom, oralarda da insanlar tanıyom, böyle böyle binlerce insan tanıdım. Dünya’nın sonunda yaşamak gibiydi. 2012’de, hatta tanışlarımdan bir çoğu, sonun geleceğine dair ciddi bir beklenti içerisindeydiler.

Bu birbirine gönül bağı ile dikilmiş kalabalık, renkli bir gömlek olmuş beni de kravat olarak seçmişlerdi. Ben bir gravattım. Herkes farklıydı ama ben olmasam da iletişimde bir sıkıntıları yoktu. Hatta bana gerek duymadıklarının farkındaydılar bile.

Ben herşeyimi kaybettim çok şükür. Elimde hiçbir şey olması için baya bir paraya ihtiyacım var.

Derdini aşmakta başarısız olanların ağızları ishal olur. Başarısızlık zor şey. Başarısızlık kötü değil. Ben başarısız oldum tabi ki böyle diyeceğim. Hikmet Çaybükü henüz öyle değil.

2011’de ben ilk kere patladım. Bana uyuşturucu verdiler. Ben uyuşturucu kullandım. Daha doğrusu uyarıcı kullandım. Gece gece gündüz rüyaları gördüm. O an bağımlı oldum. 2011’de patladım ben.

Arkamdaki bu kalabalık benim daha iyi yerlere gelmem gerektiği konusunda bana yüklenip duruyorlardı. Beni sürekli girişimcilik kurslarına, dil okullarına, veya yaratıcılık atölyelerine bedava olarak bir iki motivasyon konuşması karşılığında yazdırıyorlardı.

İki örnek vereceğim. Evimi temizlemeye gelen Yahudi teyze ile bir gün takıntılı aşık olduğu otuzlu yaşlardaki vücut geliştiricisi adamı takip ettik. Adam evli diye bozuldu teyze. Ona o zamanlar teyze demiyordum. Adı Beki’ydi. Evine gittik. Evinde Kaliforniya’daki evinin fotoğraflarına bakıyorduk. Orada ninesinin ilk okulda çizdiği çöp adamları gördüm evim duvarlarında. Benden karakter analizi yapmamı istedi. Ben ölmüşlerin karakterleri değil kalp kırıklıkları baki kalır dedim. Bir kaç şey daha sıktım. Ev sana kalacak dedi. Evinden çıktım korkup. Bir de şu emekli elçiyle satranç oynamaya gittim. Satranç oynamayı bilmiyorum demedim. Yani söylesem de inanmazlardı. İnanmazsınız adamı yendim. Bana başbakanla tanışmak ister misin dedi. İstemem dedim. Takdir ettiler. Fikrimi değiştirirsem sayın başbakanla aramı yapabileceğini söyledi. Önüm açılıyordu. Bir de eski bir rakı fabrikası Beyoğlu’nda sanat merkezi yapılıyormuş. Orada bir ofis teklif ettiler. Ben henüz çer çöp burası sevmedim dedim.

Durmadan uyuşturucu, sürekli uyuşturucu. Bir sabah uyandım. Her yer ateş hattı. Bildiğiniz cesetler. Ben Rozmery’nin bebeği filmini başka türlü anlamaya başlamıştım ki o dönemlerde, 2013’de bir gün bana saygı duymaktan vazgeçmeseler de beni bıraktılar. Saygı derken beni şişirmeleri saygıdan değilmiş. Yani saygı öyle bir şey değil.

Bugün korktuğum gibi bir gün. ” Zar zor anlatabiliyorum bazı şeyleri, asıl kimliğim açığa çıkarsa diye korkuyorum, bilirsiniz çölde isimler hatırlanmaz, çünkü orda size acı verecek birşey yoktur, sadece kaos vardır, ışık, hava, sıcaklık ve az da olsa sudan…  Az önce aşağıda olan şarkının sözleri nedir umrumda değil, benim duygularımı yansıtmıyor büyük ihtimalle, ama iyi söylüyorlar.

 

 

 

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.