ARTIK YETER

“Bir çay ocağına gittim. Ağlamak üzereydim. Çay içmek falan değildi derdim. Bir işaret bekliyorum. Herşeyimi kaybettiğimden haberdarsınız. Çay ocağının başında kimse yoktu. Gittim. Bir bardak çay alacağım ama temiz bardak yok. Tam kendime bir bardak yıkayacağım birisi derken bir başkası çay istedi. Bir baktım bardak yıkıyorum baya baya. Dedim artık yeter. Çay ocağından çıktım. Altımda yeşil pantolonum var. Ne zaman giysem bu pantolonu illa paçasına bok bulaşır. Bizim ailede böyle talihsizlikler çok yaşanır. Babam anlattı atmışlı yılların ortasında bir plastik araba almış ona dedem. Eve varmadan tekerlerinden birini bir yerde düşürmüş. Üç tekerdi tek oyuncağım dedi. Ağlamaklı oldum. Evden gittim gideli ben İstanbul’a onların da tadı tuzu yok. Hikmet Çaybükü’nden onlara da bahsettim. Ah oğlum ilacını alıyor musun dediler. Bir ilaç var insanı aforizmalardan uzaklaştırıyor. Nurullah Ataç’ın karısı yazılarını o birine aşık oldu mu olmadı mı anlamak için okurmuş arada. Yani hayat beni aforizmalara çekiyor. Ben şiddet toplumlarından çok korkarım. Bugün yedi kitap aldım. Herşeyimi kaybettim demiştim ya, hiçbir şeyim olması için bile baya bir paraya ihtiyacım var. Bu yüzden kitap aldım. Hikmet Çaybükü aynaya bakıp bakıp şaşan bir adam. Mimiklerinin her halini deniyor. Üç farklı gülümsemesi var. İki farklı dans figürü var. Ama birisi sevmediği bir insanın dans figürüne benzediği için pek kullanmıyor. Tevazuu ile kibirlenen bir adam değil. Mesela gazeteciyken ben bir adam ile tanışmıştım emekli öğretmen Avni. Ben hiçbir şekilde övgüde bulunmamışken işte amatör araştırmacıyım canım dedi. Sonra her muhabbete başladığımda ben amatörüm bilmem. Yahu amatör boksör yumruk atmayı bilmiyorsa ona sadece amatör denecekse neden amatör araştırmacılık bir kalkan sorarım. Artık yeter. Hikmet Çaybükü geldiği yeri sevmeyen bir adam. Eski şöhreti onun başına bir bela. Siz o değil misiniz diyenler çıkmıyor değil. Ama nerde o sabahlara kadar kurulan mezeli masalar. Sanki harikalar diyarıydı. Ya da İsa ruha dair ilk vahiyleri o masada da beyan edebilirdi yaşasaydı. Abartmıyorum. O masa cevizdi. Düşün antikacıya geri satarken yalnızca yüzde on kaybım oldu. Artıkları yetiyordu bitmeyen misafirlere. Kendimi kızıl ölümün maskesindeki prens gibi hissediyordum. Allah günahlarımı affetsin.” Başlığı Yazıp Devamını Getirdim

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.