Büyük Konuşmamak Lazım

Hikmet Çaybükü bugün yaptığı konuşmanın metnini yayınlamamız için bize mail ile iletti, biz de bir takım sansür süzgecinden geçirerek siz okuyucularımıza sunuyoruz. İyi seyirler…

 

“Bazı duygular düşük profillidir; takıntılı aşk, aşırı mağduriyet hissi, bağımlılık, dedikodu, oburluk, kontrolsüz öfke… Ben sırf düşük profilli hissetmemek için bu duygularını reddeden insanlar gördüm. Bu duygulardan büyük laflara sığınan insanlar gördüm. Ne demek büyük laf, yani delillere çok da fazla ihtiyaç duymayan laflar. İfadesinde kuvvetli tespit olan laflar. Halbu ki bu laflar onlar için o kadar da güvenli değildir. Büyük laflar dikkat edilmezse ifade ettiğini iddia ettiği tespitin aksini de ifade eder. Mesela “Devrimcilik” ilkesinin tanımı “Devrimleri muhafaza etmek.” ise “Devrimcilik” aslında devrimcilik olmaz. Ben aslında dedikodu sevmem, ile başlayan cümleler dedikodu barındırır. İnsanın ettiği şüphesiz ile başlayan cümlelere dikkat edin, şüphe olabilir.

Bir şeyleri çözmüş olsam inanın size asla söylemezdim. Ben size çözdüklerimden veya çözemediklerimden bahsetmek istemiyorum. Ben samimiyetle, her insan nasıl konuşma yapıyor ise öyle konuşma yapmak istiyorum.Related image

Değerli konuklar, sayın valimiz, sevgili öğrenciler;

Haddinize olmayan fikirler akılınıza geldiğinde akıl sağlığınızı kaybetmekten korkuyor musunuz siz de? Ben haddine olmayan şeyleri başarmış insanların kafayı sıyırdıklarını çok gördüm. Bir de hakkettiği şeyleri başaramamış insanların da kafayı sıyırdıklarını gördüm. Bazen sıyırmadıklarını da gördüm. Hakkeden bir insanken hakketmeyene dönüşmüş veya aksi vuku bulmuş, bunları da gördüm. Hakketmek tabi benim şahsi fikrimce tanımlanıyor. Bir işi yapmak için mesela sabit yeterlilikler koyarsak bu çok dayatmacı bir yaklaşım olur. Bir çok insan yapmakla yükümlüğü olduğu şey tam belirli olmadığından ötürü evine ekmek götürebilmektedir.

Öğrenciler, sizden ne istendiğini bildiğiniz zaman hayatınız kolaylaşıyor. Bizim zamanımızda mesela sınav sorularını sabahçılardan alırdık. Bir keresinde ben böyle ucuz numaralara gelemem dediğimde sınıfta bir ben 20 almıştım sınavdan. Hoca bana ne alaka oğlum dediğinde, hocam sınav sorularına bakmayı reddettim demiştim. Siz öğrenebilesiniz diye o soruları, sınavlarınız ortak, siz bir proje sınıfsınız, hiç bir şey olmazsa sizden not ortalamalarınızla bir yerlere gelmeniz lazım demişti. Sizden ne istendiği net bir şekilde belli olmadığı zamanlar için bir hazırlıktır eğitiminiz. Videoyu izleyelim.

Bakın günlük hayatın sizden beklentileri ile sizin karakterinizin bir birine paralel olması için sizin biraz eğilip bükülmeniz gerekir. Günlük hayat çünkü düz bir çizgi değildir. Hayat ile insanoğlu arasına okyanus girmiş iki kıtanın kıyı şeridi gibidir. Biraz eğilip bükülmeleri gerekir paralel gözükseler de tam uymaları için.Eğilip, bükülmezseniz arkadaşlar, içinizdeki sizin ortaya çıkması mümkün olmaz. Güven! kendinize güvenmezseniz, eğilip bükülemezsiniz. Nedir bu eğilip bükülmek, kelimelerinize gündelik hayatın kıvrımlarına göre anlamlar seçmek. Misal kilitli kapının önünde beklemek yerine komşunuza gidip yemek yemek daha makuldür. Bakın Amerika’nın Hindistan olmadığı epeyden beri bellidir. Fakat hala İngilizce’de oraya Amerikalılar gittiğinde zaten yaşayan insanlara Indians yani hintliler denir. Fakat Indian demeye devam etmek için anlamı değiştirilmiştir tıpkı hindi gibi. Hindi İngilizce’de Turkey demektir. Hepinizin bildiği Indianlar’la yapılan paylaşımlarını kutlamak için Turkey kesmeleri ile ilgili bir takım komplolara girip sizi sıkmak değil derdim. Ben sizi çok seviyorum.

Konuklarımız;

Hepiniz çok şıksınız. Özellikle valimizin eşinin kendi çapında bir first lady havası var. Konuklarımız, karşıdan size gösterilen kartlarda yazan tepkileri vermek sizin işinize çok yarıyor. Şaduman abla mesela örnek bir konuk. Cidden tüm memleket onun rahiminin etki alanında. Üzerimdeki kazak üzerine hırka ve içimdeki içlikler, sırf onu mutsuz etmemek için. Müjdat abla seni de görüyorum. Yanlış anlama ortamda genç kızlar var yoksa senin edepsiz lafların şuan burada benim eğlendirdiğimden çok daha fazla eğlendirirdi konuklarımızı. Senin hafif alzeymırlı kafan ve artık tatmin edilmesi mümkün olmayan yüksek libidon cidden çok gerçek bir çelişki. Hele bir keresinde artık orgazm olamıyorum, sarkazm oluyorum demiştin.

(kahkahalar)

Sayın Valimiz;

Konuşmanın bundan sonraki kısmında sizi biraz övmek istiyorum. Ben sizin ne iş yaptığınızı bilmiyorum. Sizinle az önce yaptığımız muhabbette sizde bilmediğinizi ifade ettiniz. Bugün burada aslında ben değil siz konuşuyor olmalıydınız. Çünkü ben nihayetinde bir yazarım. Ne yazdığım tam belli olmasa da ne yaptığım belli. Fakat siz isterseniz imza bile atmazsınız, istediğiniz bir gün bu okulu tatil edersiniz. Yapmak zorunda olduğunuz şeylerin tanımı bu kadar belirsizken sizin en başarılı vali olarak seçilmeniz bugün benim değinmeye uğraştığım noktaların çok net bir resmidir. Bakın eski idarecilik anlayışı sizin gibi insanların sivrilmelerine pek imkan vermiyordu. Bu asla bir islahat lahiyası değildir. Anti-entellektüelizm bizi bir sürü yükten kurtardı.

Sayın Valimiz;

Gururla söyleyin en son ne zaman hesap verdiniz.” Beni neden çağırdılar ki aklımda şu sorular varken; Hızlı giden atın boku seyrek düşermiş, yazdığım yazıların sık aralıkta olması aslında bu işte hızlı gitmediğim anlamına mı geliyor? Yoksa ben zamandan daha hızlı olmayı öğrendim de kendime arkadan mı bakıyorum? Anlamamış olmanız sizin yeterli entelektüel derinliğe sahip olmanızdandır.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.