Çeşme

“Ben ciddiyeti sevmiyorum sanıyorlar. Ben ciddiyetin genel kabuldeki halini sevmiyorum dersem şimdi içimdeki hissin basitliği ve sıradanlığı ortaya çıkacak. Yani bazen ciddiyeti seviyorum bu şimdi beni tutarsız mı yapacak? Hayatımızın her anına sızmış şekiller ve kabuller var. Bazıları bir zamanlar işlevseldi. Bir kısmı belki hiç işlevsel olmadı veya sadece belirli bir tayfa için işlevseldi. Belki bazılarının hala işlevsel olması için değişmem lazım. Bir kısmı ise hala işlevsel. Nereden baktığımız çok önemli. Ciddiyet deyince aklıma gelen çünkü bir davranma şeklinin  “kanun-ı kadim” tarafından kabul edilmiş haline boyun eğmiş olmak. Sürekli somurtanlara ben çocuksu, paranoyak veya Allah yardımcısı olsun derim. 

Ben çok basit cümleler ile çok basit şeyleri öyle kötü anlatıyorum ki, sanki cidden karmaşık bir şey anlatıyormuşum gibi hissediyorum. Bu da bana ortaya yeni bir şeyler çıkartıyormuşum hissi veriyor. Bu his beni beceriksizlik hissinden alıkoyuyor. “Ben bal yapmayan arı değilim. Balı yenmeyen arıyım. ” diyebiliyorum kendi kendime. Ne olacak ki zaten bir cümlenin içine özne, nesne, yüklem, tümleç ve zarflar koyunca illaki bir şey ifade ediyor. İki üç tane düzgün cümle yan yana gelince illaki anlamlanıyor.

Nidalar var mesela. Onlar daha basit. Hele günaydın diyorsun iş bitiyor. Tüm günü günaydın, afiyet olsun, saol, iyi akşamlar gibi kalıp tepkilerle geçirirsin de kimse ne oluyor demez.

İçimizden gelen şahsımıza özgü cümleler de vardır. Bazen başımızdan geçen günlük olaylarla ilgili olur. Bazen hayatınıza dair temel belirleyici etkenler konuşturmak ister sizi. Bazen ikisi birleşir ki bu biraz yorucu olur. Bazen bir duyguya, olaya, kavrama karşı başınızdan geçenlerin ve genetik yapınızın oluşturduğu bir anlamlar hiyerarşisi kurarsınız. Ara ara ya test edersiniz ya da dış dünyaya dayatırsınız bu hiyerarşiyi.

Hiç bir şeyle alakası olmayan cümleler de çıkar içinizden. Yani ortada bir muhabbet vardır. Sıra size gelir. Siz durumu anlamamaktan ötürü bir tepki verirsiniz. Ve o tepki alakasızdır. Bahsettiğim bu değil. Bahsettiğim şu ki cennette dil çıkaramazsınız. Orası ciddi bir yerdir. Yani cennette kendinden emin takım elbiseli her mülakatı alan tipler olur. Siz dil çıkartmayı isterseniz cennette, oranın müstakbel sakinler ancak ve ancak bir eğlence unsuru olarak görürler sizi. Ve cennette dil çıkartamama ihtimalinin içinize verdiği korkuyu düşünmezler. Çünkü onlar kendilerinden emindirler. Eğer cennette dil çıkartılmamasından rahatsız olurlarsa kafalarında dil çıkartabilecekleri bir cennet üretirler. Peki nedendir asla gidemeyeceğin bir cenneti hayal etmek? Başta demiştim bazen insanın aklına alakasız cümleler gelir.

Kimi insanlar bu alakasız tepkileri ile dünyanın hali arasında bağlar kurmaya çalışır. Hatta anlamsız tepkileri üzerinden hayatını anlamaya çalışır. Bilinç altına bir önem atfeder ve bu anlamsız tepkileri de bilinç altına mal eder. Kimi insanların anlamsız tepkileri eğlencelidir ve gerçekten o istese de istemese de anlamlıdır. Yani anlamaya uğraşması zevklidir de diyebiliriz.

Müzeci bir abimiz var. Sağ olsun çok sever bizi. Ziyaretine gideriz arada. Yeni eşaları gösterir, onların hikayelerini anlatır. Müzenin işe yaramaz çer çöpün toplandığı asıl kısmı ikinci katta tam bir insan hafızası maketi gibidir. Özellikle bizim müzeci abinin hafızasının maketi gibi… Bu şekilde genel bilgilerle başlayan bir paragrafın gereği olarak bir vakaa anlatacağım. İkinci katta yeni bir harita olduğunu söyledi geçen çok heyecanlandım. Görmek istedim. Haritaya bakarken bu da mı yeni geldi dedim. Evet dedemin testisi ben bağışladım dedi. Ne kadar parlak, yeni gibi, dokunabilir miyim lütfen dedim. Tabi dedi. Dokunacakken telefonum çaldı. Mecburen, acilen, orayı terk ettim.” Okumadan Çalkalayın

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.