Gece Hayatı

“Hayatımdan ve kendimden başka bir şeylerden bahsetmediğim izlenimine kapıldım. Benimle bu izlenimi paylaşan birileri var mı, yok mu bilmiyorum. Çünkü kimin neden okuyacağını bir türlü kestiremediğim yazıların arasında yaşıyor Hikmet Çaybükü. Bir süre daha, belki, yaşamaya devam edecek, bilmiyorum.

Ben geceleri uyuyamamanın ne kadar kötü bir tecrübe olduğunu biliyorum. Geceleri uyumamanın bir tercih meselesi olduğu zamanların ne kadar güzel olduğunu da biliyorum. Aslında bildiğim herşeyi bu iki durum arasındaki farkın bilgisine indirgeyebilirim. Ama indirgemiyorum.

Evimde yalnız yaşıyorum. Bazen kakamı yaparken koridordan geçen insanların sesi yankılanıyor. Dış kapıyı açık unuttuğum korkusuna kapılıyorum. Sonra hatırlıyorum bu gri binalarda mutlu olmanın koşulu kimin ne yaptığını umursamamak. Karşı komşunun sevgilisi bir daha yapmayacağım diye ağlarken gidip “yapacak” deme isteği duymamam ya da apartmanın önünde sara episodu geçiren bir çocukla ilgilenmekten korkmamın bir sürü sebebi var.

Dün metrobüste tanımadığım bir kadının üzerine tanımadığı bir adam boşaldı. Çok kötü bir durum. İnsanın karşılaşmak istememesi gereken bir durum tabi üçüncü sayfa haberi kovalayan dangalak bir muhabir değilsen. Bir yakınımın zor durumda olduğu bir halin bir videosu bir televizyon kanalı tarafından haber yapılıp youtube’a atılmıştı. Videonun altına bir sürü yorumlar yazılmıştı. Yorumları okurken youtube’da üzerime boşalmışlar gibi hissetmiştim. Dün kadının öfkesinin ne kadar gerçek olduğunu hissedebiliyorum.

Ey! Genelde mutsuz ailelerin kendini çok iyi tanımayan kötü eğitimli evlatları! Bir gün birer şişe şarap alıp Beşiktaş sahilinde saatlerce süren muhabbet eşliğinde içtik. Uzun zamandır birbirine güvenen insanlardık. Şarap bittiğinde sallanıyordum. Diğerleri o kadar sallanmıyordu. Açılmak için yürümeyi teklif ettim. Yürürken ellerimize biralarımızı aldık. Taksim’e çıktık. Bazen hayatı sorguluyorduk, bazen hatayı. İki köylü bir ülkücüydük. Köylüler köylülüğünü, ülkücü ülkücülüğünü reddediyordu. Cahillik işte…

Taksim’e gittiğimizde vakit gece yarısını geçmişti. Irish Pub varmış bir tane, ne bileyim köylülerden birisi benim. İçeri girerken para verdik. Bize bir fiş verdiler. O fişle bir bira alma hakkımız varmış. Fakat ben fişi kaybettim. İçeride bir bira söyledim parasıyla. Mutsuz oldum. Çok tecrübeli şarkıcılar vardı. Gençtiler. Lady GAGA coverları söylüyorlardı. Çok güzel sarışın bir kız vardı. Poposunu sevgilisinin pipisinin olduğu yere sürtüyordu. Hınçla birasından yudumlar alıp çocuğu öldürecek gibi öpüyordu. Çocuk coolluğunu bozmuyordu. Kime kul olduğun çok önemli. Kızın güzelliğine hayran kaldım ama davranışlarına anlam veremedim.

Pubdan çıktık. Fransız devrimi ile ilgili yeni makaleler okumuştuk. Onları birbirimize anlatıyorduk. Dillerimiz uyuşmuştu. Öteki köylü haplanalım mı dedi. Olmaz dedim. Harbiye’den Şişli’ye doğru yürüyorduk sallana sallana. Çay içelim dedim. Oturduk bir simitçide çay içtik. Eve gelmiştik zaten. Dedim evde çay içmeye devam edelim. Eve gittik. Saat 3 gibiydi.

Evde düşmancıl yaklaşmakta haklı olduğum iki insan vardı. Birisi ev arkadaşımın benimle arasını yapmak istediği uyuz esrarkeş kız, ötekisi o sıralar ter kokusunu önemsemeden sırıl sıklam aşık olduğum kızın yatıp kalktığı biseksüel çocuktu. Sinirimi bozan orta sehpanın üzerinde bir kavanozda esrar vardı. Ev arkadaşım, o kız ve o çocuk sürekli esrar içiyordu. İki köylü bir ülkücü olarak biz muhabbet ediyorduk. Ben tüm silahlarımla memelerini masanın üzerine koymuş bana iş atan kıza ve aşık olduğum kızın yatıp kalktığı adama saldırıyorum. Tüm varoluşlarını tiye alıyorum. Fakat gücüm yetmiyor. Çok zayıf hissediyorum. Karşımda asla karşı koyamadığımız bir mania var.

Belirli bir noktada iki köylü bir ülkücü olarak biz onların bahsettikleri hayat görüşünün hiç bir temeli olmadığını söyledik. Ev arkadaşım arkadaşlarımı evden kovdu. Ben de çıkmak istedim yolumu kesti. Samimiyet namına herşey yok olmuştu. Ben çıkmak için diretince daha da rahatsız etti. En son boynumu sıktı. Çenesine yumruk attım. İttim. Kaçtım. Çok kötüydü herşey. Birisine vurmuştum. Tüm gece boş boş konuşmuştum. Uyuma ihtimalim olan yere bir saat uzaktaydım. Arkadaşlarımla aram bozulmuştu. Ev arkadaşımı kaybettiğimi anlamıştım. Aşık olduğum kızın da esrarkeş olduğuna daha da ikna olmuştum. Tüm bunları terapiste anlatana kadar ben bu kadarını anladım olayın. Terapistin bakış açısı herşeyi benim için daha da zorlaştırdı.” https://www.youtube.com/watch?v=nqxVMLVe62U

About

View all posts by

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.