İlk Akşam Yemeği

“Günlerden bir gün ölse artık şu dediklerinizin öldüğü günün şerefine kaldırıyorum kadehimi, bugün. Bu aslında bir gavur adeti. Masa başında, nimetlerin önünde, pardon nimetler önümüzdeyken, kadeh kaldırmak hepimizi bir garip hissettiriyor. Alışacağız. Merak etmeyin. Bu bir kültür savaşı değil artık. Bu bir medeniyet savaşı da değil. Savaş artık bitmiştir. Ölsün dediklerimizin öldüğü gündeyiz. Kimimizin babası, kimimizin annesi, kimimizin çalıştığı kurumdaki amiri hem anne hem babalık yaparken hakkın rahmetine kavuştu sonunda. Görüyorum ki sevgiyi, aşkı, nefreti, merakı ve gafleti öldürmeye çalışanların ölümünden müsterih olanlarınız da var aranızda. İnsan elinde kanyak bardağı olunca saray muhallebisi gibi oluyor cümleleri. Sonunda bu masanın başında, önümüzde bu nimetlerle, bir akşam yemeğinde bu güzel günü kutlamaktayız. Hepiniz hoş geldiniz.

Arkadaşlar; hepinizi öyle uzun süredir tanıyorum ki. Sizden bahsetmeme gerek yok. Nitekim burada bulunma sebebimiz, üzerine konuşmaya değmeyecek insanlar oluşumuz değil mi? Bu retorik sorusuydu sakın cevap vermeye kalkmayın. Yıllarca bize dayatılan bir takım kelimelerin artık kullanımdan kalktığı bir gündeyiz. Ben bir zamanlar cümle nedir bilmezdim. Bazı sıfatları olur olmaz her yere koyardım. Yanlış bir şeyler söyleme korkusunun olmadığı bu güne henüz alışamadığım için beni affedin kardeşlerim. Hala bazı çekinceler yaşıyor olmam, benim tam da burada bu konuşmayı yapan insan olarak seçilme sebebim değil mi? Yine retorik bir soru lütfen lafımı kesmeyin kardeşlerim.

Önem kelimesi… Bunu daha önce epeyce konuştuk. Ben çeşitli dilleri öğrenirken, ilk öğrendiğim kelimelerden bir tanesiydi bu kelime hep. Bir şeyin varlığının en çok kullanılan mazereti, ona atfedilen önemdi çünkü bir zamanlar. Hemen de alışıyorduk, hemen olmazsa olmazcı bir tavır içerisine giriyorduk, hemen ona çok önemli diyerek tapıyorduk. Tapıyorduk. Çok önemli dediklerimizsiz bir dünya tasavvuru kurmamız gerekmeyecek bir günde tekrar bu konuya gelişimin bir sebebi var.

Bizler birbirimizi kolladık. Bu yola baş koyduk. Adeta doğmadan evvel birbirimize yakındık. Fakat asla ve asla birbirimiz için önemli olmadık. Aranızdan hiçbirinin hayatı ve ölümü diğer hayatlar ve ölümlerden daha kıymetli değildir. İsimleriniz de aynı şekilde. Yüzlerinize taktığınız maskeler sizi korumak içindir. Fakat güzelliğiniz beş para etmez. Bunu defaatle tartıştık. Hepimiz aynı fikirdeyiz. Artık ellerimiz kana bulanmış vaziyette. Ölsün dediklerimizin kaderinde ellerimizden tatmak varmış ölümü. Bu onlar için bir şans. Uzunca bir zaman biz bu işe kafa yorduk.

Çürümek onları önemsizleştirmeyecek, hepimizin bildiği gibi. Onlar ne önemli ne de önemsizler. Onlar varlardı. Muhtemelen hala varlar. Varlıklarının ördüğü çoraplara boykot onları yok etmez. Arkadaşlar, bugün bir sistem çökmedi, bugün bir katliam olmadı ve bugün biz ellerimizi bir hiç uğruna da kana bulamadık. Biz ölsün dediklerimizin ölümüne sebep olduk. Onlar ölmediler. Biz onları öldürdük ve ölürken acı da hissetmediler. Çünkü, kendimizi bu konuda çok sıkı bir şekilde eğittik.

Zaman, arkadaşlar. Zaman sizi tüketen bir zehir değildir artık. Elinizdeki içki ve sigaralar da bundan böyle sizi tüketemez. Artık sizi menopoz, antropoz, adet döngüleri, tamamlanmamış cinsel ilişkiler, fallik dönemde kalmış amirler ve memurlar da tüketemezler. Bugün zaman sizin içinizden geçemez haldedir. Siz zamanın içinden geçeceksiniz, hem de bir trenle değil, saatte dört kilometre hız ortalamayla geçeceksiniz herkes gibi, zamanın içerisinden. Siz artık sizi tüketemeyecek şeyleri tüketeceksiniz ve öleceksiniz. Lafı daha da uzatmayacağım, afiyet olsun, hepiniz öleceksiniz.” Hikmet, Allah Aşkına Sen Kimlerle Takılıyorsun!

 

About

View all posts by

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.