Ne Yapmalı?

 Ne yapmalı? Etrafınızda bu soruyu sormayan insanlar var olabilir. Bu soruyu sormayanlar da var olabilir canım. Var olmaya ön şartlar koşmak benim ne haddime. Hadd doğru kelime olmasa koymazdım buraya. Bazı insanlar bu konuda benim gibi düşünmüyor. Ne yapmalı? Ben bu soruyu soran insanlardanım.

İyi bir özür üç aşamalıdır. 1- Özür dilerim.  Yani hatayı kabul etmek; bu konuda hatalı olduğumu farkettim, benim bu durumumu lütfen siz de kabul edin anlamına gelecek şekilde. 2- Bir daha olmayacak. İyi bir hata deneyimi insanı cidden bu lafı söylemeye iter. Şer içindeki hayır bu lafta gizlidir kanımca. 3- Nasıl telafi edebilirim? Bu aşama biraz zorlu aşamadır. Çünkü diğer iki aşama şahsi bir tecrübe iken bu sefer bir başkasına sizin tecrübenizde söz hakkı vermeniz gerekir.  Özür dilediğiniz kimse sizden herhangi bir şey talep edebilir.  Hatanızın bir başkası üzerinde yarattığı hasarları kontrol edemezsiniz.

 

Ne yapmalı sorusuna ilk bu şekilde başlamam; birçok kimsenin bu şekilde başlamamasından ötürü başımıza gelebileceklerden korkuyor olmamdandır. Ben derinlikli ekonomik tahlilleri barındıran akılda kalsa bile zayıf noktaları olan idealleri pek seven birisi değilim. Özür dilemek ideal topluma giden yolda zayıf nokta barındırmayan bir davranıştır.

Beni en çok vuran sözlerden bir tanesi toplama kamplarından sağ çıkmış bir insana aitti. O önce çektiği sıkıntıları anlatıyordu. Fakat oradayken hissettiği net bir duygu varmış. Bu duygu en kötü halde olanlardan olmadığıymış. En kötü haldekilerin halini ancak o söyleyebiliyormuş. Çünkü en kötü halde olanlar artık olmayanlarmış. Bu insandan nasıl özür dilenir, hangi özür bu insanın gönlünü hoş edebilir diye sormayın. Bir insanı bu hale getirecek bir davranış yapmış olsanız bile eğer cidden hata yaptığınızı düşünüyorsanız, özür dileyin. Sonuçlara inanamayacaksınız.

Hikmet sizinle dalga geçiyor sanmayın. Hikmet bir keresinde bir insanın ölümüne göz yuman doktorlara şahit oldu. Ölümüne göz yumulan adam Hikmet’in dedesiydi. Hikmet’in dedesi işlediği suçların hepsi için bir bedel ödemeye kalksa dedesinin ifadesi ile bir kaç ömür boyu hapis gerekliydi. Neydi bu suçlar, Allah sizi inandırsın hiç bir zaman ben öğrenemedim. Dedeme sorduğumda konuşuruz bir ara dedi. Dedem kanserdi. Nadir bir kanser türü. Kalbini kanserden temizlemeye kalksalarmış kalp namına bir şey kalmayacakmış. Doğal olarak dedeciğin son günleri cezaevi ve hastahane arasında mekik dokuyarak geçti. Dedecik aslında gençti. Hikmet’le aralarında yirmi yaş var. Hikmet bugün kırklı yaşlarında ise hesabını siz yapın. Kalp kanseri milli piyangoyu üç kere üst üste kazanmak kadar düşük ihtimali olan bir hastalık. En iyi doktorlar dedemi iyi etmek için değil makale yazmak için test ettiler. Benim de hissettiğim oydu ki, dedemi acılar içinde bir ölümden koruyabilirdi ancak doktorlar. Fakat korumadılar. Dedem bağıra bağıra öldü. Doktorlar başında dedemin ölümünü beklediler makaleleri için alacakları örnekler bozulmasın diye. Otopsiyi reddettik. Bizden habersiz dedeme otopsi yaptılar. O günlerde çok öfkelenmiştim. Benden asla özür dilemediler. Ama artık dedemin yüzünü, ve ölürkenki bağırışlarını unuttum. Ben o doktorları affettim. Dedem de inşallah affeder. Biraz morfin verselerdi sessizce ölecekti dedem.

 

About

View all posts by

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.