Sağa Sola Sataşmalardan Arınmış, Okunduğunda Keyif Veren, Bir Öykü Fikrinden Ziyade Bu Gerçek Bir Öykü, Okumayan Pişman Olur, Tıkla Oku, Hemen Oku!

Bu ilk cümledir. Bazı kitapların ithaf sayfasından sonra “Bu sayfa kasten boş bırakılmıştır.” yazan bir sayfa vardır. O sayfa kasten boş bırakılmamış gibi geliyor bazen bana. Çünkü bir ibare ile bize o sayfanın kasten boş bırakıldığını söylüyorlar. Mesela bir sonraki sayfa kasten boş bırakılmıştır lafı da bir sonraki sayfanın boş olmasına halel getiriyor kanımca. Çünkü ben şahsen o boş sayfaya bakıp düşünürüm acaba nedir bu insanların kastı bu sayfayı boş bırakmakta diye. Bazen şehirlerimizin içinde sokaklarda böyle anlamsız boşluklar oluyor. Yünikal yazılar gibi çarpık çarpık bir sürü binanın arasındaki binasızlıklardan bahsediyorum. O boşluğa bakıp hiç aklınıza gelmedi mi burada neden bina yok diye. Mirasçılar aralarında anlaşamamış, ya da müteahhitle mirasçılar anlaşamamışlar. Kim bilir kaç daire istediler zavallı adamdan. Bugün müteahhitte verse 4 daire alacak olduğu halde 15 yıl önce verdiği için sadece 1 daire almış kaç insan vardır o çarpık çarpık binalarda kim bilir. Bu “kanımca yuvasından” dışarı çıkmam lazım. Yoksa büyük bir safsataya inanıp her yerin dolu olduğunu düşüneceğim, uyuyacak bir yer yokmuş gibi hissedip tedirgin tedirgin dağılarak akacağım tarafımdan henüz doldurulmamış bir yerden bir yere yine boşluk fikrini koklayarak.

Kaz Dağlarına kafa boşaltmaya gitmişti. “Kaz Dağları!, Türkiye’de en fazla oksijen olan yer.” dur “Türkiye’de oksijen oranının en yüksek olduğu yer.” ya da onun gibi bir şey. Kafasıyla beraber tüm bedenini de boşalttı. Sex yaptı. Arnavutköy artık ona dar gelmiyordu. O zengin bir iş adamıyla paylaşacak bir çok ortak yaşantısı vardı. Zamanında ona kötü davranan insan kılığına girmiş fakat bir türlü keyifle onun istediği gibi bacak arasına girememiş, onu kendini yalnızca titrek yardım çığlıklarıyla ifade edebilir hale getiren iş adamlarından birisi değildi bu iş adamı. Evliler şimdi. Üzerinde bembeyaz bir yaz elbisesi var. Çok güzel hissediyor. Tüm o kalp kırıklarını unutmuş gibi. Her şey için kendini ve başkalarını suçlamayı bırakmış gibi. Kendini bir bütünün içinde gömülmüş hissediyor. Kadınlığını hissediyor. Aklına tatlı hatıraları geliyor Kaz Dağları’nın, tazecik bir hava üflüyor ensesine klima. Kafasını kaşırken, eline bir şişlik geliyor, gülümsüyor. Bu bizim küçük sırrımız olsun falan. Uzun zamandır bu kadar uzun süre hiç yakınmadan durduğu olmamıştı.

Camı tıktıklandı, elinde kolunda tıka basa dolu bir çuval ve iki poşet, tek gözü mosmor, üzerine ne bulduysa giymiş, açıkçası pis bir kadın camın önünde. Bu kadını tanıyordu. Fakat bir zamanlar bu kadın onu kendisinden daha iyi tanıyordu. Eski yaşam koçuydu bu pis kadın. Sevinerek kapıyı açtı. İçeri giren kadın ben duş almalıyım dedi. Peki hayatım ben de kahve yapayım içeriz dedi. Kadın duştayken ailesini aradı. “O burada benim yanımda. Durumu kötü gözüküyor. Gelip alın. ” dedi. Telefonu durmadan çalıyordu. Bir konum gönderdi. Ve telefonunu kapattı. Durumu anlarsa kaçardı.

Kadın duştan çıktı. Kahvesini götürdü. Sen kahve iç dedi. Ben viski içerim. Viski koyarken, alüminyum folyoya sarılı bir tozu sardı ve içmeye başladı. Ne taze hava kaldı ne de başka bir şey. Konuştuğundan hiç bir şey anlaşılmıyor. Üzerindeki havluyu çıkarttı vücudu morluklar içindeydi. Dışarıdakiler görecek seni ne yapıyorsun dedi. Kadın evin içinde çırılçıplak dönüyordu tıpkı bir zamanlar burning man’de yaptığı gibi. Ona bir yaz elbisesi getirdi. Üzerine geçirdi direk. İkisi de panteizme iman ediyorlardı. Biraz her şey aslında bir falan bunu konuştular. Bir daha sardı o zehirli tozdan. Yine dönmeye başladı kendi etrafında. Telefonunu açtı. Yüzlerce arama vardı. Bir mesaj gördü. Oyala geliyoruz. Oyalayacak ama Kaz Dağları falan hani boş kafa, kendini dinlemek, doğayla bütünleşmek, sosyetenin göz bebeği iş adamı, tüm bunlar. Onu evinden kovamazdı.

Yarım şişe viski, bir kaç doz zehirli toz sonrası, ucube ailesi kapıdaydılar. Kızım nasılsın seni görmeye geldik dedi annesi. Gördün şimdi gidebilirsin dedi. Babası kızım gel evimize gidelim dedi. Bağırmaya başladı. Kaz Dağları’ndan gelen yeni sex yapmış kadın bağırma içeride konuşalım dedi. Onlar gelirse ben giderim dedi. Kapıdan içeri giremezler dedi. Babası annesi ağlamaklı bir şekilde boyun büktüler. İçeri girdiler. Güzelce konuşalım. Gel evimize gidelim. Sağlığın yerinde değil. Öleceksin. Yüzün, gözün mor. Bir doz daha zehirli toz sardı. Ben sizin gibi aşağılık bir varlık değilim. Ben bunu içmeyi biliyorum. Ben bunu da içmeyi biliyorum. Ne alkoliğim ne de bağımlıyım, dedi. Ortamı sakinleştirmeye çalışan ucube erkek kardeşi bir yandan beyaz elbiseli kadının sutyen giymediğini fark etmiş olacak ki ona bakmamaya çalışıyor, bir yandan da “Yahu sakinleşin uzun zamandır birbirimizi görmüyoruz, biraz duralım alışırız konuşmaya, hem benim karnım aç, birazdan yemek yiyelim, güzelce konuşuruz, relax” falan gibi anlaşılmaz sözler söylüyordu. Erkek kardeşi ve kız kardeşi sigara içmeye çıktılar dışarı. Beyaz elbiseli kadın neredeyse ağlayacak hale gelmişti. Kendine gel. Öleceksin. Sokaklarda yaşıyorsun. Ben seni eski halinle görmek istiyorum falan derken… Eski yaşam koçu bir anda kapıdan çıktı ve kayboldu.

Az sonra bir ambulans ve bir polis arabası geldi. Ailesi durumu anlattı ve çakarlı arabalar daracık sokaklardan geldikleri gibi gittiler. Ailesi özür diledi, Kaz Dağları’nı sordular falan. Ucubeler işte. Gittiler. Ertesi gün haberlerde okudu Anavutköy’de yaşayan üst orta sınıf mensubu kafasını dağıtmak için Kaz Dağları’na gitmiş ama döner dönmez başına bu olaylar gelmiş olan kadın. “Bir aile yok oldu. Tırın altında kalarak feci şekilde can verdiler.”

Okumayı Bitirmeden Dinlemeyin

About

View all posts by

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.