Üçüncü Çoğul Şahıs

“Ben artık orta yaşlarına gelmiş bir insanım. Etrafa bakınca gördüklerim eskiden gördüklerime göre çok değişti. Burada ağırlıklı olarak kastettiğim benden gayrısının değişimi değil. Benim -bakınca- gördüklerimin değişmesi -bazen bakmadan da görmeye başladım çünkü- . İnsan yaşı ilerledikçe iyimserliğin gençliğe dair bir durum olduğunu daha da iyi anlıyor. Ve insan yaşlandıkça kendi hislerini ifade ettiği cümlelerin öznesini insan yapıyor ki hislerinin insana dair olduğuna kendisini ikna edebilsin.

Bazen içimde bir kavga çıkartma hissiyatı beliriyor. Kelimeler üzerinden yapılan anlamsız kavgalardan değil. İki denk güçte insanın yaptığı, rakiplerin birbirine saygı duyduğu, yumruk yumruğa kavgalardan. Böyle bir kavgayı yapacağım birisini bulamıyorum. Yumruk atacak kimseyi bulamıyorum. Herkes en mağdur hallerinde. Gücüm yeten insanlara saygı duymuyorum. Saygı duyduklarımın gücü bana yetmiyor. Benim tuzum kuru, ben, Hikmet, yolumu bulmuşum.

Bu sabah, otobüse bindiğimde orta yaşlı bir insan olarak yakında bana yer verecekler diye düşündüm. Emekliliğim yaklaşmış gibi hissettim. Hayatta kalmayı becerebilirsem belki ücretsiz ulaşım hakkı elde edebilirim diye düşündüm. Gelecekte belki benim gençken hissettiğim faşistçe ideallere ulaşmayı vaad edecek birisi. Herkes o dingilin peşinden koşacak. Ve yaşlılar sokakta gezememeye başlayacak. Çünkü yaşlılar sinir bozucu . Ben yaşlanınca kuru ekmek yiyip, göt göt konuşup, milletin canını sıkmak istemiyorum. Ama bu hakkımın elimden alınmasını da istemem. Bu benim için kazanılmış bir hak gibi. Hukukta kazanılmış hakkın elinden alınması ancak tiranlıklarda mümkündür.

Otobüste oturacak bir yer buldum. Bulduğum yerde bir genç oturuyordu hentai ahtapotu gibi. Dangalağın uzuvları koltuğun her yerini sarmış durumdaydı. “Bacaklarınızı kapatabilir misiniz? Burası jinekolog muayene masası değil.” dedim. “Neden?” dedi. “Geri zekalı” diyebildim sadece. Yanından kalktım. İçimden memleketteki ahlaki çöküntüden tut da neler geçti neler. Sonra bir hatıram aklıma geldi. Bir gün otobüse huzurevi durağından binen teyzelerden birisi biz arkadaşlarla kahkahalı esprili muhabbet ederken, “Gençler sessiz olun! ” dedi. Ben de “Teyze burası kütüphane değil, belediye otobüsü. Motor sesini mi duyamıyorsun?” dedim. Ne ayıp! Sonra bir kere de metroya binerken kadının bir tanesi kolumu tuttu. Kadına “Bana lütfen dokunmayın.” dedim. “Metrodakiler insin önce, dur!” dedi. Ben de “Tamam, kolumu tutmadan ifade edebilirsiniz, ben sizin bir hastalık taşımadığınızı nerden bileceğim.” dedim. “Ben annen yaşındayım bana saygısızlık ediyorsun.” dedi. “Benim annem sizden daha genç ve güzel.” dedim.

Yaşlılar hiç de saygı duyulası değillerdi ben gençken. Şimdi gözüme daha beter geliyorlar. Terleri çok kötü kokuyor. Çok kötü besleniyorlar. Dünya ile ilgili çok saçma fikirleri var. Ama cidden iyi yemek yapıyorlar. Bazen mısır ekmeği çekiyor canım. Bazen aşure çekiyor canım. O zaman ellerini öpünce dudaklarım aşınmıyor. Ama iddia ediyorum ben de çok iyi aşure yaparım. Bir de bunlar bizden çok daha sağlıklı şartlarda yaşadılar. Yahu tütün bile tarlada yetişiyordu. Bahar gelince mantar, kaldirek topluyorlardı. Ağır iletişimsiz, baby boomer çiftler, bipolar kaynanalar, pekiştirilmemiş cinsiyet rolleri… Ben bugünün yaşlılarından çok daha iyi bir yaşlı olacağım. ” https://www.youtube.com/watch?v=fOAz3uCsS-E

About

View all posts by

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.