Yirmiüçnisan

“Ben 23 Nisan’da Vali olmuştum. Günlerden Perşembe’ydi. İl güvenlik toplantısı vardı. Sabah erkenden kalktım. Kahvaltım hazırdı. Önce traş olayım dedim. Baktım traş setim yerinde yok. Evdekilere kızdım. Uyandırdım insanları nerede benim traş setim diye bağırırken, annem yanlış yere baktığımı söyledi. Gazetelere baktım. Heran darbe olabilirdi. Nasıl bir tutum almam gerekir bugün darbe olursa diye babama sordum. Babam devletten yana olursam başıma birşey gelmeyeceğini söyledi.

Bir makam arabası beni almaya geldi. Renoult Manager! Biner binmez ibresine baktım. Şöföre abi bu kaç basıyor diye sordum. İstersen öne gel dedi. Olmaz dedim, ben valiydim. Hikmet Bey arzu ederseniz sizi önce king rudi’ye kahvaltıya götüreyim dedi. Olmaz saat neredeyse 8 geç kalıyoruz dedim. Bir an önce dairede olmalı. Çünkü Aslı hademe olmuştu o gün.

Aslı mavi gözlü, sarışın, boyu uzun ve biraz tombul. Babası ölmüştü. Evleri caminin ordaydı. Okulda hiç konuşamazdım. Bazen biomarkette karşılaşırdık. Bir kere selam vermedi yaa. İşi gücü liseli Serdar. Allah’ın keşi. Ben Aslı’ya o gün izin verecektim. Yani gidebilirsin kızım diyecektim.

Vilayet soğuk. İçeri girdim neden soğuk burası diye sordum. Gıyasettin, Kars’lıymış, cevap verdi efendim kaloriferci olan arkadaş Emirhan uyuya kalmış. Biz de haber verdik Şerafettin amcaya, sağolsun geldi yaktı. Birazdan ısınırız. Demek öyle dedim. Korku saldım. Gıyas’ı severim ama çok yüz vermemek lazım. Arayı bozarsak da kaz getirmez.

Daireme geçtim. Aslı çay getirdi. Kızım dedim arkasına bakmadan çıktı gitti. Bu sırada dışarıda bir köylü adam ve oğlu varmış, haber verdiler gelsinler dedim. Çay söyledim onlara, Aslı getirdi gözleri yaşlıydı. Köylü adam anlatmaya başladı. Kızı uyuşturucu bağımlısı mıymış, neymiş, arada oğlu sözü kesiyor, işte neymiş bana yurt dışındaki uygulamalardan bahsediyor. Yahu bunlar salak mı? Ben daha çocuğum. Sabahın köründe Allah aşkına, hımm dedim. Aile’den sorumlu vali yardımcımızı bağlayın dedim telefona, öyle bir şey yok dedi, Ceren, sekreterim, vuuu beybi.

Neyse iki garip köylü gitti. Bana iş öğretmeye çalışıyorlar, sabah sabah. TV’yi açtım. Çizgi-film izleyeceğim tam bir genç daha, pasaportu çıkmıyormuş, babası burdan emekliymiş, çay söyledim, derdini dinledim, gönderdim. Tören başlamış her kanalda şiirler, “bu millet bu büyük millet”, Çizgi-filmler geçti, anasını satayım.

Saat onbir oldu daha birşey yapamadan. Toplantıya gidilecekmiş, güvenlik toplantısı. Bindik, gittik. Asker kıyafetli çocuklar falan, ortalık vıcık vıcık çocuk sesi, kameralar kayıtta. Uzun bir masanın etrafındayız. Rektör konuşmaya başladı. Üniversitemizden fikir klüpleri federasyonlarını kazıdık çok şükür. (Cidden çok şükür. Sonrada öğrendim ki sevişimce geçen aşırı maduriyet hissi bir ruh hastalığı semptomu.) Bir kaç tane bir araya gelen kürt öğrenci görsek,  sizi ermeni tohumları deyip çağırıyoruz polisi. Emniyet Müdürü lafını kesti, başka işimiz yok gibi durmadan iş açıyorlar başımıza. Geçen bir öğrenci evini bastık. Plastik patlayıcı diye çiğ köfteye el koyduk. Marul almaya giden çocuğu da markete kadar takip edip çıkışta tepeledik.

O sırada aklıma birşey geldi. İzninizle bir problem paylaşmak istiyorum. Evimizin önündeki yol tek yön olmasına rağmen karşıdan karşıya geçerken önce sağa spnra sola sonra tekrar sağa bakıyorum. Fakat her sabah ezilme tehlikesi geçiriyorum ekmek almaya giderken. Yahu bir kasis ayarlanamaz mı? Ortam buz… Emniyet müdürü dik dik bakıyor. Asker de aynen… Biz ne diyoruz sen ne diyorsun edası. Her gittiğim toplantıda patavatsız hissetmem nedendir ki? Toplantı bitti. Yemek yedik. Daireye döndüm, canım sıkkın.

O gün akşama kadar başka pek bir iş çıkmadı. Bir nikah kıydım, bir çocuğa isim verdim, bir kaç önemsiz imza… Eve geldim takım elbiselerimi çıkardım. Emrah’la Salih’i çağırdım. Serdarlar sahadaydı, top oynadık.” Vardır Bir Hikmet

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.