A’mâk-ı Hayâl

arkadasevibulteni_galatakulesison1 Gönlü, uzun yıllar önce aşk ve şehvet savaşının ortasında kalıp yara almıştı. Bu sebeple onu göğüs kafesinden hiç çıkarmazdı. Gün geldi, gönül teninin yarası gönül ruhuna sıçradı. O vakit sahip, hekim hekim gezip derdine derman aramağa koyuldu.
Birinci hekim cahildi. “Asla!” diyordu. “Bir daha izin verme gönlüne. Havai uçuşlarda bir yara daha alırsa iflah olmaz. Kendini de seni de öldürür. En iyisi karantinaya al da içinde bitsin acısı.”
Gönül sahibi iyice kapattı göğüs kafesini. Hatta demircide bir zırh döğdürdü, kuşandı, böyle gezdi alem içinde.
Görenler ona deli dediler. Önce haline hasta diye acıyanlar bu sefer çoluk çocuk toplanıp onun zırhına gülüyordu.
Bu gülüşler gönül sahibinin sancısını arttırdı. Üstelik zırh, teninde onulmaz yaralar açacaktı.
İkinci hekim zalimdi. “Öldür gönlünü.” dedi. “Kendi ruhunu ve tenini yaraladığı gibi seni de incitecek. Yetmedi mi onu kanınla, canınla beslediğin? Bu sözleri bir hekime yakıştıramasa da her yolu deneyen biçare sahip vazgeçti gönlünde. Birkaç gün bekledi yemeden içmeden. Güzel olan, mutlu olan, çirkin olan, dertli olan her şeye kapattı göğüs kafesini ki gönlü gıdasız kalıp ölüversin. Kendi gözünü, ağzını, kulağını bir güzel sardı, bağladı. Gönlünü besleyecek her nimete acı veya tatlı kendini kapattı. Bu defa insanlar, ermiş diye etrafını sardı. Ona adaklar adadı, ondan yardım dilediler. Kendi göğüs kafeslerini aralayıp ona kanlı gönüllerini gösterdiler. O hiçbirini görmedi, duymadı, ona sunulan yiyecekleri ağzına koymadı ama eline değen binlerce dudak, saçlarında gezinen parmaklar, “Bize dermanı ver.” diyen binlerce insanın hissi hem gönlü, hem sahibini sıkmıştı.Gönlünü öldürmek için giriştiği bu oruç sadece üç gün sürebilmişti.
Üçüncü hekim adildi. “Kafesin kapısını bir miktar arala. Gönül sevdaya susayınca gider, kendine bir yurt bulunca dinlenir, kafesini özleyince döner.” dedi. Gönül bu sözleri işitince pek sevindi. Çırpınmaya başladı. Hekim, “Teni iyileşmiş.” dedi. “Ruhu da böylece iyileşecek merak etme.” Gönül sahibi kararsızdı, isteksizdi. Yine de “Çare bu ya, belki gönle böylesi iyi gelir.” dedi.
İkindi vakti göğüs kafesini araladı. Gönül bir yaralarına baktı, bir sahibinin yüzüne, bir aralık duran kapıya.
“Ah elma kurdu!” dedi. “Keşke kanatlarım olmasa da sencileyin ‘yok’ diye hayıflansam.”

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.