Atilla ile Maide 2

“… sevgililere artık hiç tavsiye vermiyorum. Sadece, birbirinize iyi bakın, diyorum. Sen de kendinin sevgilisi ol ve ona iyi bak.”

Başka ne öğütlenebilir ki uzak bir sevdicek için? İliklerine kadar ıslanmışsan, lime lime olmuşsan, mazgallardan süzüldüysen, yaprak yaprak döküldüysen ve biliyorsan bir daha aynı yapraklarının gövdene dönmeyeceğini, ne söylersin? Belki başka bir şey, ama Atilla bunu söyledi. Artık en erken o uyuyor aramızda, benimle konuşmuyor, beni görmüyor, içmiyor, sarhoş masası toplamıyor, dokuz beş çalışıyor. Öğretmeninin söylediği gibi sıradışı bir çocuk değil artık, babasının söylediği gibi sıradan bir adam. “Bir gün sen de bu eve döneceksin. Aynı abin gibi. Sen de harçlık alacaksın benden. Sen de cebimi yoklayacaksın. Asalaklığınız ananıza çekmiş.” Belki babasının değil ama, sevgisinin asalağı olmuştu Atilla. Hep kendinden götürmüş, sevdada hep cebinden harcamıştı. Görmese de biriktirmişti Maide’yi. Çocuksu gülüş… Ne giyerse giysin, ne söylerse söylesin, bir gülüşü yeter o masumiyeti getirmeye. Değil mi Atilla? Söylesene lan! Bak hiç duyuyo mu? Aferin, bok ye Atilla. İç ilacı uyu, aferin, salak seni. Sen de baban gibi olacaksın. Zar zor kaldıracaksın bedenini uykudan. Kafandaki cümleler bir türlü gelmeyecek diline. Dilini bir türlü toparlayamayacaksın. En güçlü silahını kaybettin Atilla, dilini ve kalemini. İyi bok yedin.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın