Çok Namuslu Adam

Onu bilenler bilir. çakmak taşımaz, namussuzluğundan değil. yanaşır masalardan birine “çakmağınızı alabilir miyim?” karşı cinse sorduysa bu soruyu “ateş” demez yanlış anlaşılmamak uğruna. çok namuslu biridir hülasa. dört kişilik masalar değildir tercihi. şöyle en fazla iki kişilik bi masaya oturur ki yer gasp etmesin. “bu sandalye boş mu?”  “evet elbette alabilirsiniz” demeye kalmadan bakmış ki sandalye gidip bi başka masanın beşincisi oluvermiş. o sandalye hep boştur. insanlarla tek diyologu “çakmağınızı alabilir miyim?” bilenler bilir hep çay içer ve hep çay servis edilir ona “nasılsın abi?” diye sorulmadan. ben de salata yiyen kızın tabağından ayrılıp genç adamın masasına geçerim böyle anlarda. parmaklarındaki sarartıyı, gözündeki karartıyı, alnındaki yolları seyre dalarım. alnındaki yoldan kulak kıvrımlarına geçmek, ordan düşüncelerini duymak isterim. tavla atmak isterim bu koca adamla. memleket meseleleri tartışmak isterim. hayatın o kadar da mühim bi şey olmadığını anlatmak isterim ona. “çok namuslusun gereksiz” demek isterim, “salla” demek isterim. “onlar zaten seni fark etmiyor başını omzuna gömmeyi kes” demek isterim. sonra alır paltosunu çıkar gider. benim boyum kısadır, yetişemem ama hep elmaların arasında onu beklerim.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.