Alçı ile Kırık Kol

Bir kavgada sakatlanmak için çok naifti. Nadide bir antika parçası nasıl yere düşüp kırılıyorsa, o da öyle aldı bu yarayı. Hastaneye gittiğinde Kol’un durumu iyi değildi. Sarıp sarmalanması, birkaç gün dinlenmesi gerekliydi. İşte ilk görüşte aşk o alçı odasında başladı. Alçı Kol’u ilk görüşte sevdi, ona vuruldu. Kol’un canı sıkkındı, ağrısı vardı. Alçı’yı bir engel gördü hayatında.

Kol, sarıldı. Kol üzgün, Alçı memnun eve dönüldü. Kol, kesin talimatlara uyacak elinden geleni yapacaktı çabucak iyileşmek için. Alçı, Kol’a derman olduğu için mutluydu ama biliyordu ki bir gün ondan ayrılması gerekecek. Bir zamanlar yarasını sardığı Kol, yarası iyileşince yanından uzaklaşıp gidecek. Bu yaraydı onları bağlayan. Yine bu yara iyileşerek onları ayıracaktı, ne tuhaf…

Gel zaman git zaman Kol da Alçı’ya alıştı. Ona bakıp gülüyor, Alçı’sının üzerine arkadaşlarından imza topluyordu. Bazen karizmatik bile duruyordu Alçılı olmak. “Neyin var? Nasıl oldu?” Sorusu dikkat çekmesini sağlıyordu.

Kol’un bu memnun hâli uzun sürmedi. Bir süre sonra onu sımsıkı çevreleyen bu kirli beyaz Alçı’dan kurtulmak istedi. Başta onu iyileştirmek için oradaydı, tamam, ama artık Alçı görevini tamamlamıştı, gitmeliydi. Kol özgürleşmek, eski hayatına dönmek istiyordu.

Otuz gün sonra o gün geldi. Alçı’nın ayrılık vaktiydi. Kol, bu durumdan çok memnundu. Birlikte alçı odasına girdiler. Üzerinde onlarca imza ve çizim olan Alçı kesildi. Kol kıpırdadı, parmaklarını kımıldattı. Oracıkta can çekişen Alçı’nın görevi bitmişti.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın