Cumartesi

“Aşk maşk yalan kızım” dedi sinirle, “Çıkar kafandan bu işi yapmayı.”

Kızdığı zamanlar gözlerinin yeşili daha bir belirginleşir, her zaman bakışlarına hakim olan o buğulu, o akışkan hava bir anda kesifleşir, sertleşir, donardı. Kızdığını oradan anlardım. Sonra kendimi yoklar, acaba ne etsem de kendimi affettirsem diye düşünür, etrafında pervane olur, o bakışlardan hem kaçmaya, hem de onları yakalamaya çalışırdım beceriksizce. Sonra yine bağırır çağırır, kendine gelirdi. Yine bana döneceğini bilirdim. Herkesin kocasından yakışıklıydı. Benimdi.

Bu sefer farklıydı. Suçlu olan bendim. İçimde onun büyüyen bir parçasını, içimde onun büyüyen yeşil gözlerini, içimde onun büyüyen uzun, zayıf, beyaz parmaklarını, içimde onun bebeğini taşıdığımı söylemiştim ya. Kesinlikle suçlu bendim. Biliyordum. Bir kusur varsa bendeydi. El kadar bebenin ne suçu olurdu.

Altları ağlamaktan şişmiş gözlerimi, önümdeki kahvenin buğusuna diktim. Kıvrımlar yavaş yavaş yükseliyor, yükseldikçe de kayboluyorlardı. Sonra bir yeni kıvrım daha. Yine konuşmaya başladı.

“İstemiyorum kızım ben bu çocuğu. Hem ne çocuğu yahu? Kariyerimi mi mahvedeyim? Bir düşünsene, manyak mısın sen?”

Evet, dedim içimden. Evet öyleyim. Neden bir insanın başka birini böyle delice sevebileceğini kabul etmek istemez bu adam? Dahası, ey şu yeşilin, yeşilin, evet yeşilin binbir tonunun Rabbi, sen neden kullarını böyle yaratırsın? Bir güzelliği yaratıp içini çirkefle doldurmak, bir acıyı yaratıp içine güzelliği saklamak, senin sırlarından bir sır mıdır?

“Eğlendik biraz, bitti gitti işte. Güzel zaman geçirdik mi, geçirdik. Bebek mebek bu işler yalan. Unut bunu.”

Bebekler gerçekten duyarlarmış dışarıda konuşulanları sevdiğim, dedim içimden. Böyle sesli konuşma duymasın o. Kızmasın sana sonra, seni böyle hatırlamasın. Hem nasıl anlatırım ona değil mi? Büyümüş de soru sormaya başlamış. Şşşt küçüğüm duyma, kızma olur mu? O senin baban yavrum.

“İlk iş Ahmet Bey’den randevu alıyoruz. Okuldan arkadaşım. Sen ofisten izin alır gelirsin, aldırdıktan sonra da bir kaç gün dinlenirsin olur biter.”

Bu kadar basit miydi? Bu senin çocuğun sevdiğim. Bana verdiğin en güzel hediye bu. Senin kopyan. Nasıl yaparım bunu? Bir oğlan doğurmak istiyordum İlyasıma. Beni daha çok sevsin istiyordum.

Kendimi toplamaya çalıştım. “Bak” dedim. Sesimin belirsiz çıktığını farkedince, öksürüp önümdeki sudan bir yudum daha aldım. “Bak” dedim. “Sana yük olmam. Karşına bile çıkmam hiç, söz. Babalık davası falan da açmam. Sen eğlenmene bak. Ama bu çocuğu bana bırak. Yalvarırım yapma.” dedim. Biraz durup devam ettim, “O senin bana en güzel hediyen. Senden geriye bari bu hatıra kalsın. Bana bunu çok görme.” Adı ne olsun? Bilmem. Sen bir isim düşündün mü. Yok. Samet olsun mu? Olsun.

“Ne hatırası yahu? Kızım biz eğlendik bitti diyorum. İnsanlar böyle. Biraz eğlenirler sonra sen yoluna ben yoluma. Herkes kendi işine. Git bir tatile çık. Bir kaç yakışıklı adamla tanışırsın olur biter. Kendine gelirsin hem. Bak ben öyle yapıyorum. Bu hafta yine bir hatunla tanıştım. Eğlendik bitti gitti işte.”

Bunu zaten biliyorum, demedim tabi. Zaten biliyorum ve bu beni öldürüyor demedim, desem de anlamaz, en iyi ihtimalle gülerdi bana. Kimdi acaba o kadın? Benden daha mı güzeldi? Bana söylediklerini ona da söyledi mi? Onun da dizlerine başını koydu mu? Ona da “Gitme.” dedi mi yalandan? Ben kocamın göğsünden hiç öpmedim. Çocukları… Çocukları olmaz inşallah.

“Yarın.” dedi.

Bari bir kaç gün daha kalsaydı, ta en içimde. Acaba gözleri ne renk? Yeşili onun gibi olsun, başının arkası onun gibi çıkıntılı olsun. Saçları da aynı renk, aynı yumuşaklıkta, aynı seyreklikte. Gülünce onun da gülümsemesi böyle kocaman olsun. Olsundu. Anne diye koşup bacaklarıma dolansa. Yaramazlık yapıp yüzüme baksa bir çift yeşil göz. Eller minik minik, parmaklar boğum boğum. Öyle olacak biliyorum. O minik tombul elleri tutup yürüseydim bir defacık. Elini tuttum. Sıcacıktı. Yüreği elindeymiş gibi.

“Cumartesi olsun,” dedim. “Yarın işim var.”

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.