Gidiş – V

Zaten miden hassas, yediğine içtiğine de dikkat etmeyince böyle oluyor işte. Bilmediğin yerlerden yeme demiştim sana halbuki giderken. Bir kere de benim sözümü dinlesen. Sırtındaki sorun da o yastıktan hep. Neden bu kadar yüksek yastık kullanıyorsun ki? O çiçekli olanı kullan, hem yeterince yüksek, hem de sağlıklı. Öyle diyordu üzerindeki etikette. Televizyonun karşısında da uyuyakalma. Kanepe rahatsız, uyurken ışık da zararlıymış bünyeye.

İstanbul’da hava soğumaya başlamış diyorlar. Artık yavaştan kalın şeyler örtünmeye başla. Pencereyi de sakın açık bırakma. Gelip yine ben kapatamam ki, biliyorsun.

Seni çok özledim.

Burada günler aynı. Şimdiden kar yağacak gibi hem. Bugün sokağın başında, zenci evsiz bir kadın, uzun uzun baktı bana. “Acı çektiğinizi biliyorum. İsa adına, bir kaç sentiniz varsa sizin için ona dua ederim.” dedi. Cebimdeki dolarları, ne kadar olduklarına bakmadan eline tutuşturdum. Mutlu olup uzaklaştı. İlk fırsatta hepsini vodkaya yatıracağına emindim üstelik.

Sokağım dediğim, North East 48. Hani senle oturup adlarına güldüğümüz sokaklardan. “Ne yani, sokağının adı ruhsuz bir şey mi olacak böyle? İstanbul sokaklarına bak bir de, hepsi ayrı cümbüş.” Haklıydın tabi, North East 48, North East 49, North East 50. Böyle devam edip gidiyorlar. Bazen yürürken nerede olduğumu unutup, duruyorum. North East 55. Az kaldı. Neye az kaldı? Hiiç. Gittiğim bir yer yok ki.

Söylediğim vitaminleri de mutlaka al. Sen balık sevmezsin, Omega 3-6 haplarını içmen lazım -(Gözlerin)- Mutfaktaki çekmecelerde, 3. sırada olması lazım – (neden bu kadar) – tamam tamam kızma hemen kaçıncı sırada olduklarını unuttum diye, hayır tabiki, bu kadar kolay unutmadım – (güzeller?)

Türkü dinleme demiştin ya bana. Tamam, demiştim ben de. Yalan söyledim. Ama çok dinlemiyorum. Gerçekten. Sadece bir kaç tane. Arada. “Hele o çığır çığır Karadenizli teyzeleri dinleme, kendini paralıyorsun sonra.” demiştin. Ama onlarsız olur mu? “Köprü ortasinde/ dolandi başum” derken tam da o adını hala telaffuz edemediğim nehrin üzerindeki köprüde olmak. “Çok akluma geldi/ Anam gardaşum.” Onlar da aklıma geliyor tabi, ama asıl oradan çıkmak bilmeyen başka biri daha var. “Evumden yürüdüm pazartesi”. Uçağım pazartesi günüydü evet. Senin ısrar edip “Mutlaka, mutlaka ben bırakacağım seni havaalanına.” dediğin pazartesi. Benim kesinlikle karşı çıkıp, ortalığı birbirine kattığım pazartesi. Korkmuştum çünkü, son anda vazgeçerim, o sarı çizgiyi geçemem diye, sen ardımdan bakarken. “Ladies and gentlemen” diye anons sesi geliyor şu an sokağın başından, muhtemelen yine biri suç işledi, “Crime Scene” şeritleri çekilir hemen.

Pazartesi demişken, yarın yine iş günü. Öğrencilerim çok iyi burada, derslerde beni ilgiyle dinliyorlar. Özellikle genç bir hoca adayını kendilerine yakın görüyorlar besbelli. Geçen hafta derste onlara film bile izlettim. Dersler neredeyse tüm vaktimi alıyor. Evumden yürüdüm pazartesi, diyerek gidiyorum. Yolda kimsenin beni anlamıyor olması ne güzel değil mi? Sonra türkü devam ediyor:

“Yüreğumde kaldi dünya hevesi.”

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.