Masallar

Çocukken okuduğum masallardan birini hiç unutmam.

Masal yine bilindik başlangıçlarla başlar. Genç bir kral ile kraliçe, her şeyin mutluluk ve huzur içinde süregeldiği ülkelerinde yaşayıp gitmektedirler. Birbirlerini çok sevmektedirler, halk da onları. Lakin masal bu ya, hayatlarında her şeyin mükemmel olduğu bu çiftin çocukları olmaz. Hem aşklarının meyvesi bir çocuğu görmek istemektedirler, hem de artık halk krallığı sürdürecek bir veliaht bekler olmuştur. Saraya hekimler, büyücüler, din adamları gelir gider, ama ne yaparlarsa yapsınlar, ne yolu denerlerse denesinler, kraliçe bir türlü hamile kalmaz. Artık umutlarının tükenmeye yüz tuttuğu gecelerden birinde, kraliçe rüyasında ak sakallı bir dede görür. Dede önündeki büyük kazandaki hamuru yoğurmakta, bir taraftan da bu hamurdan küçük insan suretinde heykelcikler yapmaktadır. Kraliçe bu adama yaklaşıp, adamın kim olduğunu ve ne yaptığını sorar. Yaşlı adam da anlatmaya başlar. “Kızım, ben dünyada yeni doğacak çocukların yapıcısıyım. Bu da bebek hamurudur, bu küçük heykelcikler de dünyada doğacak bebeklerdir.” Bunu dediği sırada da, son hamur parçacığından son bebeği yapmış ve kazandaki hamur bitmiştir. Kraliçe var gücüyle dedeye yalvarmaya başlar, “Aman dedem, ocağına düştüm, ne olur bana da bir parça bebek hamuru.” Yaşlı adam bunu defalarca reddedince, kraliçe, yılların verdiği bebek hasretiyle bir hamlede elini kazana daldırır. Hamur bittiğinden bir şey alamaz ama tırnakları arasında azıcık hamur kalır. Bunu gören yaşlı adam hiddetlenir, “Sen ki bebek hamuruna izinsiz el uzattın, kaderine razı olmadın, bir yılan doğur da göresin.”

Masalın benim için en can alıcı kısmı da tam burasıdır. İnsanın kendine verilenleri olduğu gibi kabul etmek zorunda olduğunun anlatıldığı kısım. Peki bunu kabullenebilmek her zaman bu kadar kolay mıdır? Değildir elbet ve zaten meselenin zorluğu da tam buradan kaynaklanmaktadır. Okuyunca bir anda kabul edilebilecek bir şey değildir bu. Hele hele, biz şımartılmış çocukların (kabul edin ki gerçekten şımarığız.) her istediklerinin verildiği, okullarında başarının, ailelerinde erdemin timsali olan bizlerin kabul etmesinin çok zor olduğu bir şeydir bu. Gerçekten incitici ve hazmedilmesi zor bir süreçtir. Kabullenmek. “O benim değil ve asla benim olmayacak.” Hadi bakalım, buradaki O’yu en sevdiğinizin şeyin ya da kişinin adıyla değiştirin de bir kere daha okuyun.

“Bir gömlek diktirdim kolu düğmeli/ Herkes kaderine boyun eğmeli.” şeklindeki türkünün sözlerini duyunca gözümün önünde hamur kazanına el uzatan kraliçe yeniden canlandı. Daha doğrusu, bu ikisi de, başka bir şey üzerine aklıma geldi. Hep hayalini kurduğum, aklımdan geçirdiğim şeyin, gözümün önünden, başkasının hayatının bir parçası olarak geçişine tanıklık edince, kızmadan, böğürmeden, yutkunarak, bazı şeyleri kabullenmenin gereğine inandım. Bende de olmalı, deme hakkı yoktu insanın. İstediğiniz, sizi tamamlayacağına inandığınız şey ne denli masum olursa olsun, yasaklanmıştı bir kere. El uzatmak, tırnaklarına hamur geçmesinden başka işe yaramazdı. Herkes kaderine boyun eğmeli le le, eğmeli. Basit, bu kadardı.

Peki o masalın sonunda ne mi olur? Kraliçe hamile kalır, ve 9 ayın sonunda koskocaman bir yılan doğurur. Doğum sırasında hem anasını, hem de kendisini doğurtmaya gelen tüm ebeleri sokarak öldürür, kimse odasından içeri giremez. Ancak üvey anasının gönderdiği fakir bir kız, şehzadeyi sıcak süt kokusu ile doğurtur. Sonrasında da zorla onunla evlenmeye çalıştırılınca, yılan şehzadeyle zifaf odasına girmesi gerekir. Orada da kırk kat kirpi derisi elbiseyle girme aklı verilir kendisine. Her seferinde kendisi bir kat kirpi derisi elbise çıkarır, sonra yılan bir yılan derisi döker. Kırk katın sonunda, yılanın içinden, yüzü ayın ondordü gibi, Yusuf-endam bir şehzade çıkar, sonra da sonsuza kadar mutlu yaşar giderler.

Tabi masalın bu kısmına aldanmamak gerekir. Zira bu sıradışı mutlu son ancak böyle masallara hastır.

Hem, hayattaki en büyük yanılgımız da, bir gün mutlu olabileceğimize inanmak değil midir zaten?

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.