Deryada Çölce Bir Motto

Bütün banklar boştu oysa. İzin istemesi bile ne hoş . Tabi dememi beklemeden oturmuştu bile. Nezaketen söylenen lafların kurucusu bu kadın olmalıydı. Kusursuzdu. Elimde okuyor gibi yaptığım kitaba bakışlarını dikip, bu kitap dedi, bana yazıldı, tüm kitaplar da öyle der gibi sordu bana: Sınırı aşmadan severek yaşayabilir mi insan?
Kafamı kaldırdım ve…

Zebellah bir kara gecede büyüdü uçurumlar. Hemence böyle başlangıçlar mı olurmuş daha engin mavilikleri görmeden? Olurmuş, oldu. Eyüboğlu’nun Allah mavisi, saman sarısında daktilo puntosuyla boynu bükük kalabilmek için yazılalı, onun gözleri Haceri bir yalnızlık taşır ve vulgarize olmuş acılarımı taşırdı derinlerinde.

Onun gözleri… Nasıl anlatsam? Tarifi mümkün olamayacak acıların manifestosu, bağımlı bir özgürlük, bir yetimlik mottosu, ama en çok zebellah bir kara. Dilimin ucunda levaihi ve karakuşi sözleri hakikat ile aşka performe eden bir kara, kapkara iki bakış. İn karası mutlak karanlık karası gözler.

Parapsikolojik yatırımlar yapıyorum o gözlere ben. Enfüsi yatırımlar. Darb-ı esma ile, hatm-ı hace/gan ile, bıçkı sesleri ile, kan ve revan ile afakı boyayan. İstidraç hali değil bendeki aman ha, cin karası gözlerin istismarıdır. Böyle bilinsin ki sun-i zana kapılıp riske atmayın tertemiz kalplerinizi -ki benim kalbim yese düşeli etraflıca yontuktur.
Tüm bu yılgınlık ve zıkkım karası karanlık üzerine birkaç saniyede tüm cem hallerini döne döne yaşayıp, yaşanır dedim. Yaşanmalı.

Nasıl olacak peki bu dediğin demesini beklemeden Tatar yayından fırlayan bir ok gibi atıldım derununa karanlığın: Bütün iş hafızayı yoklayıp sömüre sömüre, tırmalayarak, kanatıp sağılmasına fırsat vermeden yaraların,her an şakakları zonklatarak unuttuğumuz kutsal bilgiyi hatırlayarak olacak. Ve bu hafıza, bu hıfz dolabı, bu görünmez gömmedolap ne beynin herhangi bir bölmesinde saklı ne de vücudun herhangi bir koridorunda. Bu bilgi ayın etrafındaki hale gibidir. Gölgen gibi karanlıkta. Uyurken ölmek gibi derin. Bir enerji. Bir enerji ki ruh derler adına. Rabbin nefesinden doğan bir şule. Bu şuleye meleklerin selam ve secde durduğu günde verdiğin sözü aramak için yola koyuldu mu ruhun, işte sınırı aşmadan denge halinde yaşamaya başlar insanlığın. Sınırı aşmadan sevmek, formel ve informel algıların çok ötesinde, sınırsız zamanın realitesinden ve adalet terazisinin ince tanrısal ayarından geçer.

Telefon çaldığında karanlık ikindi güneşi ile yarılalı kaç saniye, kaç dakika, kaç saat geçmişti bilmiyorum. Yanımda kimsecikler yoktu. Hiç olmamıştı zaten. Büyüsünü bozmak istemedim zamanın. Sigara mı yaktım ve karanlığa alışmak için tekrar gözlerimi kapadım.
Mekanı peydahladım yavuklum geçmiş zamanlarımdan. Döllendi dünya büyüdü insanlık. Döl dölü dölledi gayri meşru. Piçleşti aşıklar aydınlıkta aleni. Kapadım gözlerimi kapadıkça döllenen karanlığa. Zihnime okyanus dibi karanlığı gözleri dölledim. Bir gün belki fark eder diye, kaderimi türlü kaderlerle değiştim.

Kapadım gözlerimi gözlerine, o dumansız yangında incirden ve zeytinden, dağlardan ve Mekke’den inen aydınlığı özledim.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.