Güvercinlerin ağzına zeytin dalı sokuşturan hiç aç kalmamış olmalı

Hanım balkondaki masama kurutmak için tarhana sermiş. Hani şu ucuz bir lamba ya da abajur almak için gidilip de masa sandalye alınıp durduk yere adamı masrafa sokan büyük dükkan var ya! Ha işte oradan aldığım iki kişilik ahşap mavi masanın üzerine serivermiş tarhanaları. Ben bu masanın ortasına adaşım olan parlak mustafayı taşıdım arabamın bagajında; Avanos’tan aldığım kireçtaşı küllüğe gelinlik kızları öptürerek dumanının dağılışına seremoni yapıyorum fırsat buldukça sabah akşam. Helsinki’den bir avukata ara ara getirttiğim kahve eşliğinde damağıma Ankara’nın gri gökyüzünü çalıyorum. Şahidim de balkonumun penceresine konan avare kuşlar. Ama kendimce başka başka resital zevklerimi oturttuğum bu masa, üzerine tarhana serilmesini hakedecek bir masa değildir. Hatta Bodrum, Marmaris taraflarındaki otantik kafelerin entel masalarından biri olabilecek kadar salaş bir masadır kendileri. Biricik mavi masam için saatlerce konuşabilirim ama konu bu değil. Her biri farklı boyutlarda, minik minik kesilmiş tarhana parçaları ile balkona konan güvercinler arasında seçim yapma fırsatını bulduğum anda canım midemi doyuracak hamur parçacıklarını, her sabah bir avucu geçmemek şartıyla denizliğe serperek kuşlara bir müddet ziyafet çektirmeye karar verdim. Tarhanalar azaldıkça denizlikte güvercinler birtikti. Zaman zaman denizlik üzerinde çıkan küçük çatışmalar ya da ekmek kavgası da diyebileceğimiz küçük çaplı direnişler, kendini zalim gagalar ile balkonun penceresine sıçrayan kan izlerine bıraktı. Her ne kadar ilk başlarda bu beni eğlendirse ve bu kanatların birbiri üzerine çırpınması hoşuma gitse de artık kan dökülmüştü bir kere. Tadı kaçmıştı bu işin. Ne masum hayvan bu güvercinler dediğimiz, kanatlarına bir ton şiir yazılmış bu kuşların hatta barışın simgesi olan bu kuşların bir avuç hamur için birbirlerine yaptıkları şey aslında felaketti. Belediyeler yardım kolileri dağıttığında insanların birbiri üzerine çıkarak, fenalaşarak, ezilerek hatta dünyanın farklı coğrafyalarında ölümleriyle sonuçlarak yaşadığı bu gerilim ile aynı şeydi kanatların ve gagaların bir avuç tarhana için birbirlerine yaptıkları. Tam bir kaos ortamı. Bir çöküş. Açlık belasına sağduyunun çiğneniş mottosu. Fıtratın, benliğin, onurun ve merhametin çöküşü. Merhametin soysuzlaştırılması. Açlık ile doğan dekadans. (dekadans lafını sadece çok sevdiğim için kullanmadım burada)
Çok şey yazılabilir bu konu hakkında. Daha birçok örnek verebilirim ama bunu yaparak yazının okunabilirliğini riske atmak istemiyorum.

Sözün özü; sen güvercinin gagasına zeytin dalı sıkıştırırsan barış, önüne çorbalık tarhana koyarsan savaş olur.

İnsanın eline iş verirsen alim, önüne beleş ekmek koyarsan zalim olur.

Atasözü gibi oldu biliyorum. Belki birkaç yüz yıl sonra olabilir de; tevazu sınırını aşmadan son sözü yine bir atasözüne bağlayarak ve yine ikiye bölünebilmeye peyda bir nokta koyarak az sonra bitiriyorum.
“Aç olanın dini olmaz” demiş Uhud Gazisi mukaddes elçinin damadı Ali. O da bizim soy değilse bile din atamızdır. Hep esen kalınmaz; ıstırabı dilemeden hiç olmaz efendim.

About

View all posts by

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.