İradenin serüveni ve Adem

Ben sürekli evrilirim. Kılık kıyafetimden tutun da hayallerime kadar. Fikir dünyam hep uzayarak zamanın ötesine geçmeye çalışır. Sonra irademin tahakkümü altında ezilirim. Bu eziklik oldukça kutsal bir eziklik. Yaratılan bir zamanın dışına çıkmaya çalışan bir insan aklının kusurlu ezikliği. Kemter olmak, mutlak kusursuzluk karşısında hürriyet katar aklıma. İnsan iradesinin sonu yoktur ve Akıl, sınır tanımaz hakkıyla kullanıldığında. Yazımın giriş kısmını duygusal bir şekilde oluşturduktan sonra anlatmak istediklerimi tamamen anlık olarak bir çırpıda yazmaya başlayabilirim. Şiir dışında başka bir yazı şekline hakim olmadığımı da belirterek şu soru ile başlıyorum; irade insana nasıl, ne için ve ne zaman verildi? İnsana iradesi ve aklı yaratılışında mı yoksa çeşitli evrelerden sonra mı verildi öğrenmek isteriz. Tüm bunların ötesinde tesadüfi bir var oluş mu yoksa insan? Homo erectus, rudolfensis, heidelbergensis, ergaster ya da daha önce var olmuş hominidlerin ilk türleri olan 4 milyon yıl öncesine ait orada sıkışmış kalmış Australopithecuslar… Son hali ve evrilmeye devam ettiği varsayılan günümüz insanı homo saphiensler… Bunlar kimdir sahi? Nedir? Birçok dinin ve benim dinimin Adem’i nerede duruyor bu skala içersinde. Adem; ilk insan. Ahsen-i takvim. Bilginin ve ahlakın irade ile bir zihine rapt oluşu. Peki ya homo Neandertaller… Eti ve kemiği ile bana benzeyen, iskelet yapısı ile aynı anatomik özelliklere sahip olduğum, dünya üzerinde 200 bin yıllık bir tarihi ile var olmuş ve yok olmuş beşer. Beşer nedir bu arada; insan mı yoksa et ile kemik mi yahut onu bürüyen deri mi? Bu da apayrı bir konu zaten . Evet. İnsan. Yahut insanımsı varlık ilk sıçramasını 4 milyon yıllık süreç içersinde ne zaman gerçekleştirdi. Gordon Childe’a göre İsa’dan önce 10.000. Neolitik Devrim. Yani tarım ve yerleşik hayat devrimi. Milyon yıllar içerisinde son 10 bin yılda da nereden çıktı bu sıçrayış. Teknoloji neden bir an da hayatımızın en önemli ve vazgeçilmez parçası oldu. Eğer bilim dünyası bu homo türlerine insan diyorsa alet yapmayı (homofaber)neden bu kadar geç akletti insanoğlu. İradesi mi yoktu yoksa. İradesiz bir beşer; varlık, hayvan tabiatında bir şey. Tek tanrılı dinler ve bu dinlerin tarihçileri Adem’i ortalama M.Ö. 20 bin yıllık bir tarih aralığına oturtur. Daha öncesine de götürenler var ama ortalama 10 ila 20 bin yıllık bir aralık genel kabul diyebiliriz. Aslında zaman kavramının izafiyetini hepimiz biliyoruz. Zamanı da yaratan Tanrıdır olan inancım bazı çıkarımlar yaptırmaya zorluyor beni.13.7 milyar yıl önce olan büyük bir patlama. Dünyanın yaşı bu tabloda ortalama 5 milyar yıl. İlk hominid türü 4 milyon yıl önce. Sonra bunların değişim ve gelişim silsilesi ile alet yapan insan ortaya çıkıyor. Yani bu varlık ellerini kullanmaya başlıyor. Buraya kadar normal çünkü maymunlar ve bazı hayvan türleri de el kullanmada oldukça maharetli. Ardından çeşitli dönemlerde. Acheuleen, Magdalanien, Levollasian kültürler vs. Ya da alt, orta ve üst paleolitik. Üst paleolitik ile duvar resimleri görmeye başlıyoruz. Ardından avcı toplayıcı yaşam, zamanla yerleşik yaşama dönüşüyor. Nihayetinde Tarım devrimi ve milattan önce 10.000. Bir inşa ve imar süreci. Hem fikir(din) hem yapı. Anıt mezarlar, yüksek kuleler, ibadet alanları, ayin ve sunak alanları, sulama kanalları, heykeller, güneş kursları hatta beyin ameliyatları. Trepanasyon. Kadınların kırmızı toprakları allık ya da fondöten olarak yüzlerine sürmesi ile günümüzden çok çok önce başlayan makyaj sektörü. Mağaralardan çıkan insan yüksek binalar yarışına giriyor. Kader ironisi midir sonrasında mağaralara hürriyet aramaya giden, dinginlik ve çeşitli mesajlar ile dönen insanoğlunun yaşamı? Sonra yazı çıkıyor ortaya. M.Ö. 3000. Sümer Medeniyeti. Nuh Tufanından tutun da İbrahim ismini Abram olarak anlatmalarına kadar herşeyi yazıyorlar tabletlere. Siccin olarak bildiğimiz yeraltı düzeninin tanrılarından bahsediliyor. İslam’a giren Hilal sembolünü Ay Tanrıçaları olan Namnu betimleri ile görüyoruz. 300 ün üzerinde tanrıları var. Tek tanrılı dinlerin melekleri ile paralel özellikleri olan. Göbekli Tepe mabedinin etrafında dönem insanlarının tavafı ilginçtir. Adn dediğimiz yerleşim yeri de buraya çok yakındır. Adem burdan kovulmuş olamaz mı. Urfa’dan mesela. Ve sonra Babil, Asur, Akad, Hitit, Hatti, Urartu, Frig… Peşi sıra birikerek gelişen ve değişen medeniyetler. Nebatiler mesela. Lat, Uzza ve Menat. Araplar bunlara melek diyor aslında önceleri. Sonra tanrının kızları. Sonra tanrı. Yunan mitolojisinden bahsetmeden olmaz.Mezopotamya tanrılarının her karşılığı da orda. Nihayetinde hızlı bir değişim. Çok hızlı. Ve günümüz. Eleğini aşmış bir insan portresi. Bir çırpınış. İlerleme kaydediliyor fakat sanki artık sona gelinmiş gibi de bir imaj çiziyor. Adem can çekişiyor. Tarihte kendini arıyor ve bulamıyor. Tesadüflere de inanmak istemiyor. Özgür Ben’ini inşa edecek akıl ve irade ameliyatını gerçekleştiremiyor. Neden peki? Çünkü atalarının dinini ve dini tahakkümlerin zincirlerini bükemiyor. Duymak istedikleri cevapları soracak sorusu yok. Sadece ve sadece cevaplar bekliyor. Yeni sorular soracak iradesi tahakkümlerin tesiri altında sıradanlaşıyor. O soruyu sorarsa zaten bir avuç kalmış dinimden de çıkarım diyor. Kültür dinini yaşıyor. Vahyin değil. 13.7 milyar yıllık kâinat içerisinde son 20 bin yıllık tarih içersinde ortaya çıkarak kendini ifade etmeye çalışan bir insana Tanrı irade vererek onun gelişmesini istemiş olamaz mı? Neden Rabbi bir çerçeve içersine sıkıştırmaya kalkar insan.” O “. O’ki herşeye gücü yeten ve dilediğini yaratan. Dilediğini dilediği gibi yaratan. Homo türleri içerisinden bir topluluğu seçerek ona bir ufuk ve amaç vermesi neden olmasın ki? Bir kanun ve nizam dahilinde yaratıyor elbette İlah. Bunun dışına çıkamaz diyebiliyor muyuz peki istediği zaman. Hayır. Çünkü isterse kanun ve nizama, neden sonuç ilişkisine gerek olmadan da ‘var’ edebileceğini biliriz. Aksi takdirde Hür iradeli bir Yaratıcı olmaz. Bu minvalde Adem’i tarihte aramak yerine önce inandığı Tanrısını bulabilirse insan, o zaman Adem’in tarihteki yerini ve yaratılıştaki hikmetini kavrayabilecek inancındayım. Ortaya karışık yazdıklarıma mesajımı da iliştirmiş olarak, ikiye bölünebilmeye peyda olacak bir nokta koyarak son veriyorum. Hep esen kalınmaz, acıda çekin efendim.

About

View all posts by

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.