alışılmamış bir şekilde gavatın maskesini indirmek-2

Toytunç ve Işılsu yaz okulu diye adlandırdıkları macerayla dolu günleri atlatalı çok olmuş, güneş eski parlaklığını neredeyse yitirecek gibi bir hal almıştı. Hava durumu iyiden iyiye iki kafadarın endişeli postmodern duygularına hitap eder hale gelmiş ve piyasayı fotoğrafları Canon’la çekilsin diye yaratılmış sümüklü küçük çocuklarla doldurmuştu. Daha da önemlisi artık add-drop periodları geride bırakılmış, endişe edilmesi gereken tek period dönemi Işılsu’nun periodları ve withdraw period olmuştu.

The Levan Institute for Humanities and Ethics, housed in USC Dornsife, regularly holds informal panel discussions at Ground Zero Cafe. The Nov. 9 panel delved into looking behind one's mask and finding one's authentic self. Above, Jim Carrey stars in the 1994 comedy "The Mask."
Artık derslerin bastırmış olmasıyla birlikte Toytunç’la Türkiye’de akademinin sorunları başlıklı konuyu tartışmak adeta vacip, yer yer de farz-ı kifaye hükmüne girmişti.

Benim reflekslerimi iyiden iyiye çözen Toytunç söze şöye başladı:
-Abi, öncelikle “abi” gibi cinsiyet nötral bir sözcük seçmediğim ve adeta yaşa dayalı bir sınıf sistemi savunusu imajı çizdiğim için özür diliyorum ancak bu Türkiye’de neden istediğimiz konuda çalışma yapamıyoruz, dedi.

-Çünkü bizim akademi ebesinin örekesi gibi bir yer de ondan dedim.

Toytunç, politik doğruculuğu bir kenara bırakıp “ebe” ve “öreke” kavramlarının diskur içi ve dışındaki bağlamlarına hiç girmeden;

-Yahu, illa Tarlabaşı örneğinde mi çalışabilirim 21. yüzyılda “barter” sistemini, dedi.
-Yok, istersen bizim Yozgat’ta da çalışırsın zaten akademinin en büyük sorunu bu, geleceğin sosyalbilimcilerine dışarıyı görme Tarlabaşı örneğinin dışına Haymana’ya doğru çıkma imkanı vermiyorlar, dedim.
Toytunç, verdiğim cevaptan memnun bir edayla; “biliyordum senin de benzer düşündüğünü” diye ünledi.

“Hemen sevinme lan hıyarağası” dedim. “Senin ben tarlanın da başının da başlatma şimdi millet yükseklisans mülakatlarından
“e bunu burda hangi hocayla çalışacaksın ki” diye geri çevriliyor; kabul edilenler de yaklaşık 10 sene sürecek, ya da yurtdışına gidip döndükten sonra 3 sene hiçbir üniversitede üstüne üstlük de tezinin ithaf bölümü kadar bile akademik yeterliliği olmayan insanlar tarafından kadro olmadığı için geri çevrilecek fakirlik dolu bir hayat yaşıyor, seninki de dert mi?” dedim.

Toytunç, adeta espresso conpannası çay bardağında getirilerek olmadığını sandığı tabuları yıkılmış gibi bir yüz ifadesiyle “Nasıl yani?” dedi.

-Bak, Toytunç; bizim Taha’yı tanırsın. Çocukcağız yüksek lisans boyunca mailbox’ına hocalarının gönderdiği Mikenos adasında öğrenci konferansı konulu iletilerden sıkılıp, bunların bana iş bulacağı yok ya ben Mikenos’ta sex işçisi olacağım ya kalemimi satacağım diyip gazetecilik yapmaya başladı. Neredeyse Allah’ın her günü küfrederek uyandığından böyle giderse tezini bitiremeyeğinden daha kötüsü de İngilizcesi olduğu için zoraki yabancı basının kendisine takip ettirildiğinden ve yalan haber yazmaktan şikayetçi. Hem de bu en iyi durumda olanı. Bizim Resul mesela, adam canavar gibi fizikçi ama daha doğru düzgün kalacak yer sorunu çözmüş değil. Ev sahipleri kirayı dibine kadar geçiriyor, çocukcağızı işe kabul etmiyorlar edenler de 1100 lira maaş teklif ediyor. Ama tabii işin bir de senin acısını çektiğin Tarlabaşı lokaline hapsedilmek hali var ki bu senin de tecrübenle sabit, en ağır olanı. Tekrar düşündüm de harbi harbi içime oturdu. Oysa ki Haymana özelinde çalışmana izin verseler yanıbaşımızdaki İran’ın sosyal yapısından tut da bi’ türlü akıl sır erdiremediğimiz Asya’nın tekno-starı Güney Kore’ye kadar her sorunu halletmiş akademisyenlerimiz olurdu. Biz de böyle göt gibi kalmazdık bu hengamede, dedim.

Toytunç Haymana’da “barter” sistemini çalışırken bir yandan da fotoğrafını çekip tezini ithaf edebileceği yüzlerce Haymanalı sümüklü çocuğu düşününce birden keyfi kaçtı. Hafifçe iç çekti. Oysa ki fırsat verilse her boku bilen bir gavat olma yolunda ilerlerken emekliliğinde Haymana’da sırf halkı anlamak için bulgur pilavı yediği keyifli vakitler geçirebilirdi. Hatta belki de politikada çap yapan partneri Işılsu’yu da
Mısır’da sadece 3 ay kalarak İhvan üzerine tez yazmaya, İngilizce yaptığı röportajlarla Ortadoğu’nun nabzını tutar bir birey olması için ikna edebilir, kim bilir belki de isminde bol miktarda sessiz harf bulunan kanallarda Ortadoğu üzerine söylediği her şeyin tersi çıkan bir akademisyen olduğu günlerde Işılsu’nun başka hocalarla kırıştırmasına göz yumabilirdi.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.