AMCAMIZIN OĞLULAŞAN

Derin derin nefes aldı, hafifçe başını ileriye doğru uzattı. Gövdesinin başını takip ettiğini farketmeden:

-Seni seviyorum, dedi.

-…

Olmayacaktı, pat diye söyleyecekti:

-Kendimi yoketmek istiyorum.

-Na-nasıl yani?

-İşte öldürmek.

Ölümü ilk defa yokolmakla aynı kefeye koymuştu. Son zamanlarda zihnine fazlaca tecavüz eden “görünür” onu böyle konuşmaya itmişti. Sigarasını dudaklarına götürüp gözlerini diktiği güzel ellerin titremesini engelleyenin masa olduğu yönünde hüküm verdi. Bu ellerin sahibi eğer ayakta olsaydı ya da sabit bir zeminden güç alamasaydı muhtemelen karşısında zangır zangır titrerdi. O sırada ifadesiz yüzünün arkasında saklanmakta olan ölüm geçiyordu. Ona göre intihar fikri yabani otlar gibiydi; ara sıra bakılıp koparılmadıkça işgal ediverirdi. İçine bir kez konuk olduğu beyinde ne zaman çarklar sıkışsa bu güç hemen varlığını hissettirirdi.

Şimdi kelimeler adeta siyah zemin üzerinde parıldayan altın tellerdi ve uzay imitasyonu “kafa-içi”nde gövde gösterisi yapıyorlardı. “Kıvanç” gibi, “kutlu” gibi kelimeler ona tuhaf bir hissel şölen sunuyorlardı.

Uyuyakalmış gibi hiç farketmeden gerisin geriye döndü zihninde, ölüm hiç görmediği ama sakallarının sayısına varıncaya kadar bildiği amcasının oğlu gibi birşeydi olsa olsa. Ve -dişleri=beyaz- yani ölüm geldiğinde “bu muymuş” demekten korkuyordu. “Bekle ki yaz gelsin” diye geçirdi içinden.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.