HERR MANNELIG ne yaptın sen

Efendim, öncelikle linki verilmiş olan şarkıyı çok severim çünkü şarkı daha doğrusu halk türküsü alt zemin olarak çok yoğun ve sosyo-tarihsel olarak bize birçok veri sağlamaktadır. Dahası halk türküsünde troll kadının Hristiyan bakış açısıyla anlatılmış hikayesi bana çok acıklı gelir. Doğru düzgün bir edebi eleştirisi olmayan bu sevdiğim halk türküsünü ne zaman dinlesem yüreğim burkulur.

 

ilk kısmının sözleri şunlardır:

“Şafaktaydı, güneşin yükselmesinden önce,

Ve kuşlar şarkılarını söylüyorlardı,

Bir trol kadını yanlış bir dil ve aldatıcı bir sesle,

Teklif etti bir beyefendiye.”

 

Yukarıdaki dizelerde troll kadınının beyefendiye sabah daha olmadan gidip içini döktüğünü görüyoruz. Henüz güneş doğmamış, ve kuşlar yeni cıvıldamaya başlamışlar. Troll kadının teklif ettiği şey mezkur dizelerden de anlaşıldığı üzre onu öylesine derinden etkilemiş ki sabahın olmasına bile dayanamaz hale gelmiş troll kadın. Ayrıca beyefendiye yanlış bir dil ve aldatıcı bir sesle sorduğunu görüyoruz dizelerde. Bu noktada yanlış dil için yalancı, hatta cerbezeli bir dil, aldatıcı ses içinse işveli bir ses tabirlerini kullanılabilir. Kadın son derece akıl-çelici bir üslupla teklif etmiş beyefendiye.

 

İkinci kısımda:

“Herr Mannelig Herr Mannelig, benimle evlenir misin?

Sana vereceğim tüm şeyler için.

Eğer istiyorsan sadece evet veya hayır de,

Yapacak mısın yoksa yapmayacak mısın?”

 

Troll kadının Mannelig Beyefendi’ye birçok şey vereceğini söylediğini ve karşılığında kendisiyle evlenmesini istediğini görüyoruz. Üçüncü dizede troll kadın, yalnızca evet ya da hayır demesini istiyor beyefendiden. Bu kadar kısa bir şekilde cevap beklemesini birinci kısımda sabahın olmasını bekleyemediği kısmını da hesaba katarak, yine sabırsızlığına dolayısıyla Mannelig Beyefendi’ye ne kadar aşık olduğuna yorabiliriz. Ayrıca troll kadın beyefendinin kendisiyle kendisi için evlenmeyeceği önkabulüyle hareket ettiğini, adeta beyefendiyi kendisinin yüzüne dahi bakmayacak bir seviyede gördüğünü ve bu nedenle belki ona vereceği şeylerin, hediyelerin beyefendiyi razı edebileceğini düşündüğünü görmekteyiz. Bireyin kendisinden geçmesine, sevdiğinde yok olmasına, adeta kendisini inkar etmesine en güzel atıflar denilebilir, vereceği hediyelerin rıza getireceğini ifade etmesinin troll kadının.

 

Üçüncü kısımda:

“On iki değirmen vereceğim sana,

Tillö ve Ternö arasında.

Taşları en kırmızı bakırdan yapılmış,

Ve çarkları gümüşle doldurulmuş.”

 

Halk türküsünün bu kısmında, troll kadının vereceği hediyelerin ne kadar değerli şeyler olduğunu görüyoruz. Ve acaba diyoruz ilk defa, troll kadın bizim anladığımız şekilde çirkin bir doğaüstü yaratık olmayabilir mi!

 

Dördüncü kısımda:

“Bir kılıç vereceğim sana,

Halkaları on beş altın yüzükten.

Ve benim istediğim gibi savaşacaksın,

Kazanmak için,savaş meydanında.”

 

Beyefendi Mannelig’e değerli bir kılıç verileceğini anlıyoruz. Beyefendi Mannelig’in soylu bir savaşçı (şövalye) olduğu çıkarımını yapmamamız için hiç bir neden yok gibi.

 

Beşinci kısımda:

“Çok yeni bir gömlek vereceğim sana,

Yıpranmamışı,en iyisi.

Dikilmemiş iğne veya tahtayla,

Ama beyaz ipekten tığ işi.”

 

Yine Beyefendi Mannelig’e verilecek eşyanın ne kadar kıymetli olduğunu ayrıca o kadar ince bir şekilde imal olduğunu hissediyoruz ki troll kadın Beyefendi Mannelig’in teninin çok küçük de olsa acı duymasını istemediğini, iğne veya tahta gibi malzemelerle örülmüş bir gömleğin onun için çok az olduğunu, beyefendiye yakışacak şeyin ince ince işlenmiş ipek bir kumaş olması gerektiğini anlıyoruz. Dördünce kısımdaki beyefendinin savaşçılığına olan atıf onun, psikolojik yönlerine kadının duyduğu hayranlığı gösteriyordu, bu kısımda troll kadının beyefendinin bedenini yani fiziksel özeliklerini de beğendiği sonucuna ulaşmamız mümkün.

 

Altıncı kısım:

“Eğer hıristiyan bir kadın olsaydın,

Hediyelerini memnuniyetle kabul ederdim.

Ama biliyorum ki sen en kötü trollsün,

Sen en kötü ruhun (şeytanın) çocuğusun.”

 

Halk türküsünün en kritik kısmıdır; çünkü, bu kısımda beyefendi Mannelig’in daha önce yaptığımız tesptitteki gibi yalnızca bir şövalye olmadığını, Hristiyan bir şövalye belki de bir Haçlı şövalyesi olduğunu, troll kadının daha önce de şüphelendiğimiz gibi doğaüstü bir yaratık olmadığını yeni yeni hristiyanlaşmaya başlamış İskandinavya’da pagan kalmış soylu, zengin bir kadın olduğunu görmekteyiz. Metnin arka planında “son of God” (Tanrı’nın çocukları) olarak hristiyan mü’minlerin “son of Satan” (Şeytanın çocukları) inanmayan, küffar dikotomisinin yattığını anlayabiliriz.

 

Buna ek olarak, halk türküsünün anlatısında daha önceki bölümlerde troll kadının pahalı hediyeler sunması soylu ve zengin bir pagan olduğunu gösterdiği gibi, bu bağlamda aklımıza incil’den Corinthians 4:4 de gelmelidir. İlgili bölümde “Satan, who is the god of this world, has blinded the minds of those who don’t believe. They are unable to see the glorious light of the Good News. They don’t understand this message about the glory of Christ, who is the exact likeness of God.” (Yeryüzünün tanrısı olan şeytan, inanmayanların zihinlerini kör etmiştir. O kafirler İncil’in ihtişamlı nurunu göremezler. Onlar, Tanrı’nın tam benzeri olan İsa’nın ihtişamı hakkında olan bu mesajı anlamazlar) denilmiştir. Anlamamız gereken dünyanın kendisine verildiği şeytanın çocukları yani paganların (küffarın) inceden inceye öte dünyada nasipleri olmadığına ama bu dünyada zengin ve güçlü olabileceklerine ek olarak, Hristiyan bir şövalye olan Mannelig gibi kimseler her ne kadar dünyadan pay alamasalar da küffarın yoluna sapmayarak, dünyadan vazgeçerek öte dünyalarını kurtarabileceklerdir.

 

Türkünün teolojik okumasındaki bu kısımda şeytanın cinsellik ve parayla hristiyanları yolundan çevirmek istediği yönündeki ince uyarısını da göz ardı etmemeliyiz.

 

Son kısımda:

“Dağ trolü kapıdan dışarı koştu,

Titriyor ve inliyordu.

Yakışıklı bir genç adama sahiptim dedi,

Ve o bana azap verdi.”

 

Zengin pagan kadının, daha önce anlatıldığı gibi hiç de şövalye Mannelig’e hem ruhsal hem de fiziksel yönden değer vermediğini, aksine onu sadece sahip olduğu objelerden bir obje gibi algıladığını görürüz.

Son olarak soylu ve zengin pagan kadının halk türküsünde adının hiç anılmaması ama ona göre nispeten fakir olan imanlı şövalye Mannelig’in cinsellik ve mülkü elinin tersiyle itmesiyle adının sonsuza kadar yaşayacağı, dolayısıyla “son gülen”in iyi güldüğünü ve öte dünyasını kurtardığı ana fikrinin verildiğini anlarız.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.