KARARSIZCA

Uzunca bir süredir düşünüyorum şu anda içerisinde bulunduğumuz uyuşamama halinin sebebi ne ola ki diye. Peşinen söyleyeyim yazacaklarım belki yalnızca beni sadece beni bağlar.

Çok uzun zaman önce yaşadığım ruhsal krizler sonucu bu sorgulama sürecine itilmiş buldum kendimi. Sanırım hemen hemen herkesin başından geçen ya da geçmesi muhtemel bir seviyle başladı çatışmalarım.

O zamanlar, yani üniversiteye yeni başladığımızda, yerelden gelmiş olmamın verdiği cahil cesareti olarak adlandırılabilecek ya da tıfıl merakı diye de kodlayabileceğimiz bir tür görme-istemeydi benimkisi. Sürecin başında yerelin verdiği şeyleri savunuyor, tek doğrunun bunlar olması gerektiğine kafa patlatıyordum, inatçılık ediyordum. Bu inatçılık hali bir süre devam etti ve ben ayağımın altından kayıp giden kaya gibi sağlam olduğunu düşündüğüm anti-modernizm ya da benim deyişimle yerelin fikriyatından haberdar bile değildim. Tek hatırladığım bu işin başında her şeyin net bir ayrımının olduğunu düşünmemdi. Sonra tıfıl merakı evresi peyda oldu tabi. Ayağımın altındaki zemin kayınca başka zeminlere ayak basma, hiç olmadı bi’ bakıp gelme ihtiyacı hissettim. Çok tuhaftı, bana öteki taraftan, espriyle anlatırsak darkside’dan olarak anlatılmış adamlar hiç de öyle gözükmüyorlardı. Kuru kuru düşüncelerini okuyup geçtiğim modern insanın dünyası kötü durmuyordu o vakitler.

Sonra bahsettiğim, düzelterek söylüyorum iğrenç bir Türkçe’yle sevi dediğim; adını söylemeye bile ürktüğüm şey, beni iki dünyadan da koparmaya başlamıştı. Ne yapacağımı bilemez bir halde nerede bir ilaç var deseler oraya koşturuyordum, bulabildiğim bütün taktikleri deniyordum, kahretsin ki tutmadı hiç birisi. Ve bum! Ben artık darmadağın olmuş, gemisi karaya oturmuş sonra da birden alev almış, ıssız bir adada tek başına kalmış uzaktaki denize boş boş bakan, sonra dönüp adadaki kumlara dalarak hayale kapılan birisi olmuştum.

Sonraki evrede kumlarla kavga etmeye başladım. Ne kadar tekmelersem tekmeleyeyim o lanet olasıca kumların üzerindeydim yine de. Yapılacak iş elbette denize kulaç atmaktı. Attım da.

Bütün bunları etraflıca yazmamın sebebine gelecek olursak; bugün TC’de başımızdaki en büyük sıkıntı yerel ile global, gelenek ile modern arasında sıkışmamız olduğuna kanaat getirmemdir. Bunları yazarken hala sevdiğime nasıl açılmam gerektiği, belli bir durumda nasıl davranmam gerektiği hakkında en ufak bir fikrim yok. Bayağı, aşağı, edepsiz bulduğum şeyler içerisinde yaşadığım dünyada insanlar arası ilişkileri düzenliyor, ya da düzenlemiyor, yani hem düzenliyor hem de değil; mütabakat halinde olduğumuz her şey her kural değilmiş gibi de geliyor bana, ya da daha net olursam; kimiyle sosyal hukukumuzu oluşturan etmenler kimiyle aramızı bozuyor. Ve ben çıldırıyorum.

Modernleşme temayülündeki ben duygularımdan sonra sanırım aklımı da yitireceğim. (Bu kısmı yazarken bile hatta yazının bütününde acaba böyle demesem mi diye düşündüm, çünkü yerel, bayağı, klişe ve ergenceydi hepsi; ama en azından yazının bu bölümünden kokuşmuşluğu ifade etmenin de kokuşmuş olduğunu ya da öyle aksettirildiğini yazdım ve rahatladım)

PS: başkaları da bilecek.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.