SAATTEN SEKEN SANCI

parmak uçlarımızdı bizi ayıran

üçtü uç

buçuk dudağa kondurmuşluğum öpücüklüğü

uzar mıydı zamanla

ulardı elbet ne bulursa

tumturaklı turunç bahçesi akşmalarında

türüm türüm tüten ocak.

tütsülenmiş tûtî ve sakalarla

dut saklardım pazar günleri

ve binbir renkli melodiyle

us-andırır-dım ânı;

vakte vururdum aklı yitirmeden evvel.

kaybettiğim eşek sonraları

dönüp, ilmekçe dolandı paçalarıma

her parçamdan bir gürz, parelerimden şarapnel

yaparak fırlattıysam

kirpi denilebilirdi bana

kırpıldım, kırkıldım

ta ki kırk satır bildim her soluşu

daha uzunu güzdü elbet

elbet, beyaz ölümü silmeye muktedirdi.

pastel karaydı

şehrin dolambaçlı yollarında kaybettiğimiz;

karaydı, vel basü badel mevt.

sunduğum geri dönmeme cesaretimdendi

sindiğim yerden kalkarsam

onaylamış olmaz mıydım hiç

suyun kana özenmesini akışından?

ancak ben ne nasıralıyım

ne de babamın tanrı olduğu yönünde

hakkımda söylentiler var

nasibimde bilek doğrattıran bir yüz de yok

alfabede birinciyim, terzilik bilmem

dilimdeki ilmek

göğsüm yarılsa bile çözülmeyecek.

inlemek yaraşır bana ineceğim yerde

adıma ademden kalan ardışıklıktır.

 

çocukluk günlerime bedel bir avuç olsaydı?

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.