YENİ BİR İDEALİZME DOSDOĞRU

İster iyi, ister kötü, isterse realistik bir bakış açısıyla nötr olarak adlandıralım şu anda küresel anlamda bir değişim rüzgarının estiğini hissetmek durumundayız. Sanayi Devrimi ile birlikte büyük çapta üretim imkanına kavuşan mal sahipleri ve dolayısıyla bunun belirlediği milli politikalar bitmecek bir savaşlar döneminin tetikleyicisi olmuş gelinen noktada 1. Dünya Savaşı kaçınılmaz  hale gelmişti.

 

Bu savaşın sonuçlarını amaçlarıyla karıştırmamak ve sonuç olarak “ulus devlet”lerin ortaya çıkışını göz önünde bulundurmalıyız. Ulus devletler fikrinin nasyonalizm ve faşizme giden yolda taşları döşediğini kabul edersek oluşturulan yeni devletlerin kapitalizme karşı hareket etmesi sonucu; yani, “idealizm”e karşılık “ekonomik temelli yaklaşımın” devletleşme ideolojisinde belirleyici unsur olup olamayacağının savaşı olan 2. Dünya Savaşı ortaya çıkmıştır. Kısa bir not olarak faşizm devrini sonlandıranın asla komunizm olamdığını her ne kadar SSCB’nin Almanya karşısındaki son anda elde ettiği avantajı ele alsak da kabullenmek durumundayız, çünkü daha ileri süreçte SSCB Leninizm’den ayrılmanın faturasını Stalinist komüno-pan-slavizmle ödemiş ve Almanya-Rusya arasındaki çekişme bir “ne”likten ziyade “kim”lik derecesine inmiş salt bu sebepten ötürü Rusya-ABD arasında Soğuk Savaş, pan-slavizmin mahsülü Çeçen direnişleri vukuu bulmuş ve SSCB dağılmak zorunda kalmıştır.

 

Gelinen noktada Avrupa, ABD’nin bir biçimde müstemlekesi olmuştur dünyanın geri kalanına benzer olarak. Tüm bu anlatılanları Lacan gözlüğüyle tekrar okuduğumuzda tarihin doğal bir biçimde seyrettiğini görebiliriz; şöyle ki “la femme n’existe pas” sosyalizme uyarlanırsa odak noktasına eşitliği yani boşluğu temel almış bir yaklaşım SSCB deneyimğnde de olduğu üzere çapa atacağı bir limana yani nasyonalizme evrilmek durumundaydı çünkü doğa boşluk kabul etmez. Öyleyse iki eril yapı (odaklı yapı) olan “faşizm” ve “kapitalizm” savaştı ve sonuç olarak biri diğerini bertaraf etti.

 

Şu ana gelirsek dünyadaki büyük değişimin ayak sesleri farklı ülkeleri farklı adımlar atmaya icbar etmektedir (bkz. Rusya ve Kırım-Suriye politikaları). Daha önce bahsedilen odaklı ve odaksız yapılarla alakalı deneyimi göz önünde bulundurursak değişim rüzgarlarının estiği yönü yanlış tayin etmeme imkanımız vuku bulur; kapitlizme karşı “ekolojik ve ekonomik” temelli yeni bir idealizmden, çevreci-sosyal adaletçi-devrimci idealizmden güç alarak rüzgara karşı bir siper edinebiliriz.

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.