Başın hafif döner

Başın hafif döner sigaraya yeni başlıyorsan. Kafan hafif dumanlıysa başlarsın belki… Başladığın için kafan dumanlı olur… Ağır gelir ilk nefes. Acemice çektiğin her nefes öksürtür seni. Belki de yapacak birşey bulamadığın için, belki kendine zarar vermek istediğinden, belki de birisine sigarayı bıraktırmak gibi aptalca bir nedenle çekersin derin derin. Çocukça sebepler. Üflediğin dumanda babana çektiğin nutuklar tezahür eder. Masadayken ateşli ateşli yaptığın hesaplamalar… Sigarayı bırakırsa haftada otuz beş, ayda yüz elli lira, senede bir buçuk milyon… On senede bilmem ne kadar para falan fişman… Artık çok da mantıklı gelmez bu hesap kitap işi. Beş dakika sonrasını bilmiyorsun ki. Kafan hafif dumanlı ya, dünya önünde puslu.

Birkaç gün sonra artık birkaç dal içmeye başlarsın. Tek dal kesmez öyle. İki de yetmez; üç, hadi ulan dört. Dörde vurdun mu baş dönmeye başlar yine. Göğsünün üstünden başlayan bir uyuşma yayılır yukarılara doğru, ta başına kadar çıkar. Zirveye çıkmaya çabalayan dağcı gibi kancasını takar şakaklarının üstüne, o tepeye yürüdükçe beynin yerinden çıkacak gibi olur. Başını çevirdin mi hızla, vücudun sendelemeye başlar.

Hadi bir delilik yaptın, dördüncüyü de  yaktın. Ve de şöyle derin bir nefes çektin,  başın  tekrar dönmeye başlar. Bir daha, bir  daha çektin mi  ciğerini hoplatırcasına, artık  bayılacak gibi olursun.  Belki bayılmak istersin.  Kafan hafif dumanlı… Bir  şeyler mırıldanırsın,  kimsecikler duymaz, kendin  bile işitmezsin  dudaklarından dökülenleri.  Hissedersin sadece.  Hissettiğini sanırsın.  Sigaradan bir fırt daha  çektikten sonra belki de bir  küfür savurursun  rüzgara. Kime, neye olduğunu  bilmeden.

İçerken beşinci sigaranı, dudakların  titrer.  Uyuşur. Belki de soğuktandır. Ah şu soğuk, ruz-gâr.  Sigaranı rüzgarla da paylaşırsın.  Bir sen çekersin  bir o… O sigaranı tükettikçe  aşka gelir ona inat sen  de çekersin. Bitmesin  istersin. Çalmasın rüzgar…  İkisi de olmaz.  İzmarite varana kadar eşlik eder sana. Biter.

Paket almaya cesaret edemezsin bir süre. Arkadaşlarından otlanmayı da gururun kaldırmaz. Belki de bilmesinler istersin. Bir sen, bir rüzgar bilsin… Horul horul uyuyorken baban, cebinden araklarsın. Onun ruhu bile duymaz. Birer birer istiflersin evin gizli bir köşesine. Kimsecikler bilmez orayı. Rüzgarın bile haberi olmaz. Her akşam ev ahalisi yatınca, ışıklar kapanıp herkes mışıl mışıl uykuya dalınca yakarsın sigaranı ancak. Bilmesinler istersin. Arkadaşların gibi onlar da bilmesin.

Yakarsın açtığın pencere kenarında… Pöfür pöfür üflersin, efil efil esen rüzgara karşı. Öyle düşünür durursun. Zaman sonra düşünceler bile pek mantıklı gelmez, ama düşünürsün yine. Ne olacağını, ne olması gerektiğini… Ne yapman gerektiğini, ne yapmaman…  Sigarandan derin bir nefes daha çekersin. Kısır bir nefes… Sonra bir bakmışsın o da bitmiş, tükenmiş.

Sonra paket alırsın ve ailen bilirbilmezcilik oynar.

Başın hafif döner sigaraya yeni başlıyorsan…

Üç beş kesmediğinde ise oyun başlamıştır artık. Fakat bu sefer daha ciddi şeylere üflersin. Da neye yarar? True Detective’deki papazın dediği gibi: “En çok da şişenin dibinde gördüm kaybolan ruhları.”

Hayır, şişe değil. Hiç şişe olmadı.

Ocak 2010

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.