Bu şiir neden boktan ve niçin şiir yazmayı bıraktım

Hasırizi‘ne atfen,

Herkes şiir yazar. Yazmalı da. Fakat bütün mesele kıta sahanlığını bilip ona göre hareket etmekte. Kimisinin engin ve zengin bir zihin atmosferi varken kimisi sığ sularda hadımdır söz konusu şiir olunca. Kimi yazması gerektiği halde kalemi üzüp girişmezken kimisi şımarık velet gibi elinden düşürmez. İşte bu metin de benim neden yazmamam gerektiğine binaen kaleme alındı.

Aşık olmalı şair. Ben aşıktım. Fakat şiir, her aşığa düşen bir kelam değildir. Cesareti cüretle harmanlayıp haddi bilmediğinde işte böyle boktan metinler çıkar ortaya. 1 Nisan’da yazmıştım geçmiş yılların bilmem kaçıncısında. Şaka gibi olduğunu o an fark etmemiştim. Fakat bu konuda ne kadar beceriksiz olduğumu anlamam, kendimle dövüştüğüm bir Ağustos gecesinde dank etti ancak.

Ben nesirciyim. Nazım bizim fersah fersah ötemizde bağdaş kurmuş, şiirimsimde de bu çatışmayı, bu küstahlığı, bu sınırlardan kurtulamamayı aşikarane kendi kendime ispat etmişim fark etmeden. Dili geçmiş zaman-dı. Şimdi, şimdiki.

Bilmiyorum, belki de takip ettiğim çeşitli edebiyat dergilerindeki o beş para etmez şiirimtırakları görünce heves etmiştim. Benim neyim eksik ulan, diye iç geçirmiştim yahut o aralar bilgisayarımı tamire verdiğim için başka bir aşk uğruna asıl aşkı meta kılmıştım. Bilmiyorum. Bazı kapılar tıklatılmalı, ama içeri adım atılmamalıydı. Bunu biliyorum. Cahilce bir balıklama denemesiydi işte.

Şöyle yazmıştım:

 

Ben vardım, bir de sen

“Biz”dik hem bir vakit

Sonra o geldi

Önce selam, sonra tebessüm

Ayaküstü muhabbet döndü çayla geyiğe

Ben varken, bir de sen

 

Avuttum kendimi nedir ki bir selam diye

Selam büyümüş biz bizken bir vakit

Bizim avuntu da oldu kıskançlık

Önce inanmadın, sonra kızdın

Hiç kızmadığın gibi kızdın

 

 

Samanlık yanmış, haberim yok, kıvılcımdan

Tartışma doğurdu kırık bir hüsran

Sustum, sustun, susmadı

İşte o zaman iş sarpa sardı

Biz bölündü tekil şahsa

Sen oldun, ben oldum, bir de o

 

Sümbüller oyuna girdi lalelerin ardından

Güneş sıkılmadan doğdu battı

O doğdukça ben öfkelendim

Sana kızdım, kendime kızdım, ama en çok ona kızdım

 

Konuşmayabilirdik biz, ama konuşmayan ben değildim

Farklı olan neydi?

Bilemedim.

Bilseydim hatamı keşke

Telafi ederdim hani belki

 

Ben sustum, sen durdun , o hep konuştu

Ben hep sustum

Konuşunca hep susarsın diye sustum

Tek yanlış yek doğruyu götürmüş, onu da bilemedim

O geldi, sen güldün, ben yine sustum

“Biz” olamadık tamam da “siz” neyin nesi?

Ben varken, siz varken, ben on’la yok oldum.

Onun da senin de gelmişini geçmişini…

 

Bu metin, düzyazı olarak kaleme alınmalıydı. Neden şiire yeltenmiştim? Aşk, bizi illa ki şiire mi yöneltir? Bu yanılgıyı bizim beyinlerimize sokan ne? “Mona Roza” yazmayı mı düşünmüştük? Ne cür’etle? Bugün görüyorum ki çoğu arkadaşım adını şiir koyup bir şeyler yazıyor. Gülümsüyorum. Bırakınız yazsınlar. Şiir, bazıları için sükuttur oysaki. Biz, o noktada hata yaptık.

 

About

View all posts by

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.