Evlenme Teklifi Üzerine

Geçenlerde annem evlenme teklif edip etmediğimi sordu. Kız kardeşim de hararetle konuyu alevlendirmek istedi. Annemin sorusu bunun zaten olması gerektiği ama vaktinin ne olduğunu sorgulayan cinstendi. Bugün Türkiye’deki şehirli nüfusun (kırsaldan pek haberim yok) ezici bir çoğunluğu annem gibi düşünüyor. Halbuki aşağı yukarı her işimiz gibi bunda da bir kültürel hibritlik var. Makul olsa öpüp başıma koyacağım ama buram buram tutarsızlık kokuyor.

Evvela şunu belirtmek isterim ki bir değerin Batılı veya Doğulu olması ontolojik olarak onu üstün/aşağılık kılmaz. İki tarafın da güzel/kötü hasletleri var. Kaldı ki artık sınırları kesin çizilebilen iki taraf da yok ama neyse, konu bu değil. Genellemek maraz doğurmakla beraber kavramayı da kolay kıldığı için bu cürmü işlemeyi göze alıyorum. Batı dünyasında, evlilik kurumundaki değişim Doğu dünyasından daha keskin bir şekilde gerçekleşti. Sözgelimi Orta Çağ’da Avrupa’da evlilik temelde muhasebe ile ilgiliydi ve ekonomik bir esasa dayanıyordu. Evlenecek kişinin haneye katacağı koyun sayısı, çalışacak işçi sayısı vs üzerinden hesap ediliyordu. Serflik ve kölelikten bireyciliğe ve ulus olmaya evrilirken bu da değişti. 21. yüzyılda ise bireyin daha da önem kazandığı, 18 yaşına gelince de tam bağımsızlığın kazanıldığı bir hale büründü. Bütün ilişkiler de bu paradigma değişimiyle tekrardan şekillendi.

Batı’da kurulan aşk ilişkisinin dinamikleri de tabii ki bu temayülden etkilendi. Sözgelimi bugün ‘Seni Seviyorum’ gibi bir ifadenin çok aşırı derecede önemli bir terkip olduğu açık. Yani birisiyle birkaç sene takılıp cinsel olarak Doğu toplumlarında ancak evlenince yapabildiğin birçok şeyi yapıp bu ‘kutsal’ ifadeyi çok sonraları söylemek garip karşılanır bir durum değil. Partnerler ilişkilerini duygusal bir zemine taşımak zorunda da değil. Yıllar boyu aynı evde yaşayıp, ortak bir ev idare ederek, hatta fuck-buddy gibi sadece cinsel olarak birbirini tatmin ederek bunu sürdürebilir. Evlenme muhabbeti açılmasa da bunda bir beis yoktur. Görsel dünyadan bir örnek vermek gerekirse, 30 Days diye bir belgesel serisi izlemiştim. 2. Sezon 3. bölümde (evlenmediği) sevgilisiyle yaşayan ve hatta ondan çocuk sahibi olmuş bir karakterin Call Center çalışanı olarak Hindistan’a gitme hikayesi anlatılıyordu. Anlatı konu dışı, ama arkadaşın veya partnerinin bu konuda herhangi bir sorun görmediğini de hissediyordunuz. Milyar çeşit örneği var bunun. Tam da bu sebeple evvela ‘Seni Seviyorum’, akabinde ‘Benimle evlenir misin?’ terkipleri ‘zorunlu sonuç’ olmadıkları için ifade edildiklerinde aşırı derecede önem kazanıyor. Bu yüzden böyle bir hadise vuku bulduğunda büyük bir şaşkınlıkla karşılanması ve evlenme tekliflerinin büyük bir törenle sunulması son derece yerinde. Bunun artık bir sektöre dönüşmesi ise başka bir mesele. Bu, toplumsal yapı düşünüldüğünde kanaatimce çok tutarlı fakat garip bir şekilde bu gelenek coğrafyalar aşarak küreselleşti.

Olayın bize bakan yönü ise bir o kadar tutarsız. Biz evvela ne kadar zorlarsak zorlayalım ana-babanın rızasını almayı hâlâ önemli görüyoruz ve hiç de o kadar bireyci değiliz. Bunu yapmayanlar ayıplanıyor ve genele ulaşamayarak istisnada kalıyor. Dolayısıyla ‘evlenme yaşı’na doğru kişiler zaten evlenme amacıyla muhataplarıyla ilişki sürdürüyor. Bu gerek görücü usulü gerek bağımsız bir şekilde olsun genel itibarıyla sonucu belli bir süreç (Nişan atmaların kara bir leke olarak kaldığını hatırlayalım). Sonucu belli olan bir vaka için de evlilik teklifi gibi bir şeyin beklentisinin oluşması bana hep enteresan geliyor. Bunun bir ibadet gibi temsilini anlamlandıramıyorum. Zaten sürekli evlilik muhabbeti ettiğin ve ileriye dönük planlar yaptığın kişiye bir de törenle evlilik teklif etmek bizim tutarsızlığımız değilse nedir bilmiyorum. Tabii bunda 2000’lerden sonra orta-üst sınıfın hayatlarını ve zenginlerin yaşamlarını gösteren tv dizileri ile sosyal medyanın etkisinin de büyük olduğunu düşünüyorum. Birisi yol-yordam gösteriyor, öteki vitrin oluyor.

Herkes ne hikmetse en orijinal evlenme teklifini bekliyor, en yapılmamış düğün tipleriyle akranları arasında ayrılmak istiyor. Farklı olmak istiyor (Düğüne 4 kişinin sırtladığı taht üstünde gelen gelin-damat örneğini anımsıyorum). Bir sene boyunca evlilik fotoğraflarını mütemadiyen paylaşıp profilden asla ve kata indirmeme eylemi de bundan kaynaklanıyor (Şahsen bunu yapan hiçbir erkek görmedim). İşte bu, annelerimizin ‘elalem ne der’ dediği sosyal karizma hususunu bugün kızları başka bir formda devam ettiriyor. Kızlar üzerinden gitmemim sebebi de bir erkek olarak erkekleri daha iyi biliyor olmam ve bu evlilik meselesi ve ritüellerine kızlar kadar önem vermediklerinden emin olmamdan kaynaklanıyor.

Özetle, bu absürt durumun temelinde bizim iki arada bir derede kalmışlığımızın etkisi büyük. Biz hibrit bir ülkenin çocuklarıyız. Ne eyere ne semere geliyoruz. Ne tam olarak bireyi kutsayabiliyoruz ne geleneksel aileden vazgeçebiliyoruz. Kurduğumuz ilişkilerin ritüelistik göstergeleri de bunu ispatlar cinsten. Evlilik teklifi bunlardan sadece birisi ve bütünün kalan parçası hakkında bize birçok şeyin kapısını aralıyor fakat o kapının ardında daha ne kapılar var ki orasını Allah bilir.

About

View all posts by

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.